Sosyal Performans Hisse Değeri İlişkisi

Kapitalizmin krizde olduğu küresel ekonomide, iş dünyasının ve siyasetçilerin sıradan insanlar için yeterince kaygılandıkları ve çalıştıkları söylenemez. 

Küresel Şirketler, küresel imkânlardan yetenekleri ölçüsünde yararlanırken, eş zamanlı kişiselleştirmeye çalışarak çıkarlarını tekelleştiriyorlar. Yaptıkları lobi çalışmalarıyla yasal düzenlemeleri de etkileyerek elde ettikleri avantajları sürdürebiliyorlar. 

Bu nedenle, her yıl artan sayıda insan yoksulluğa sürüklenirken, başlıca teknoloji milyarderlerinin (küresel elit olarak okunabilir) serveti artan oranda büyümeye devam ediyor (1).

Milton Freidman’ın, işletmenin sosyal sorumluluğunun kârını artırmak olduğu yolundaki savı algılanandan daha kapsamlıdır. Freidman’ın en güçlü savunması, bir işletmenin uzun vadede tek kâr etme yolunun topluma hizmet etmesi olduğu şeklindedir. Kast edilen, kâr maksimizasyonu ve sürdürülebilirliğin şirketlerin paydaşlarına yatırım yapmasıyla sağlanabilecek olmasıdır(2). 

Piyasadaki sosyal performansın, finansal fayda sağlamayan bir faktör olduğu yanılgısı, uzun vadeli güven odaklı ilişkilerde (yatırım kredilerinde, yeni ürün ve marka yatırımlarında ve yatırımcıların yeni hisse alımlarında) kalkıyor ve finansal performansla sosyal performans arasındaki bağ kuvvetleniyor.  Bu nedenle, işletme yönetiminde kâr amaç değil sonuçtur.

Freidman’ın savını yanlış algılayan küresel teknoloji şirketleri, yakın zaman önce yaşanan hisse değerlerindeki düşüşleri kısa vadede artırmak için binlerce çalışanını işten çıkararak geri dönüşü zor bir yola girmişlerdir. Her biri markaları için müşteriye çevirdikleri tüketicilerini ve en çok çalışılmak istenilen şirket olma vasıflarını kaybetmeye daha fazla yaklaşmışlardır. 

Asgari ücretle işe giren her çalışanın ücret artışı, her yıl yenilenen yasal asgari ücretle sağlanırsa, bu durum birçokları tarafından ileri sürüldüğü gibi sosyal fayda sağlamak değildir. Bu davranış, şirketin hem paylaşım mantığı, hem de yetkinlik seviyesi açısından uzun vadede hisse değeri yaratmaktan uzak olduğunu gösterir.    

Riskler; bilinen (sigorta edilebilen) ve bilinmeyen (sigorta edilemeyen) olarak ayrışır. Ekonomide her beklenti az ya da çok risk altındadır. Doğrusal olmayan geri dönüşler kaynağından bağımsız değerlendirilirse, sorunlar da etkileri de büyür.  

Kontrol edilemeyen nedenlerle oluşan zor zamanlarda şirketler kısa vadeli ayakta kalma süreçlerine odaklanır. Ne yazık ki, sosyal performans ilk vazgeçilecek “maliyet unsuru” olarak görülür. Oysa kriz dönemlerinde sosyal sorumluluk daha değerli hale gelir. Bu dönemde, paydaşlarını gözeten ve topluma fayda sağlayan işletmeler krizi göğüsleme ve sonrası için eşsiz bir konum elde ederler. Pandemi döneminde bu tez doğrulanmıştır(3).   

Bir şirketin en önemli maddi varlıklarının kaynakları maddi olmayanlardır. Entelektüel Sermaye olarak adlandırabileceğimiz (Marka, Patent, Know how gibi) maddi olmayan varlıklar “bilgi gücü” ürünleridir. En önemli sermayesi de söz konusu bilgi gücünü yaratacak Beşeri Sermayedir.  Sosyal performansa değer veren bilinç, beşeri sermayeyi önemseyen ve paylaşım kültürü olan şirketlerde kendini gösterir. 

Finansal performansla sosyal performansın birlikte yaratacakları sinerjinin olumlu etkisi uzun vadede hisse değerlerine yansır. Başka bir deyişle, işletmeler toplum için sosyal değer yaratırlarken kendi hisse değerlerini de yükseltirler.

Küresel ekonomide uzun süredir reel sektörü tutsak eden finansal sermayenin kurguladığı oyun sahasında bir gecelik illüzyon iniş çıkışların dahi şirketler üzerindeki etkisi yıkıcı olabilir. Hata marjı ve yetkinlik seviyeleri düşük, kısa vadelere odaklanmış şirketler ekonomik çevrelerini de boyutları oranında olumsuz etkileyerek sorunu büyütebilirler. 

Bu şirketler, sorunun kaynağından bağımsız kamusal desteklerle ayakta tutulmaya çalışılırsa, sadece yeni sorunların kaynağı haline gelirler. Zombi Şirketler(4) olarak anılan bu şirketler sosyal sorumluluklarını yerine getirmek ve paydaşlarına finansal ve sosyal fayda sağlamak bir yana varlıklarıyla içinde bulunduğu piyasanın da verimsizlik kaynağı olurlar. 

Ekonomi ciddi ve bilimsel kuramlara duyarlı bir yönetim alanıdır. Ne sıra dışı yönetim arayışlarına, ne günü birlik karar alabilme lüksüne, ne de sözde ekonomi yazarlarının her gün kendinden menkul teori geliştirmelerine açık bir oyun alanıdır. 

Ekonomide yaşanan etkileşimli düzensizliklerin sonuçları tartışılırken, sosyal performansın yaşanan ekonomik sorunların odağında olduğu bilinmelidir. 

Aksi takdirde, “80 e 20” olarak fark edilen ve günümüzde ortalama “95 e 5” dönüştüğü gözlemlenen gelir dağılımı adaletsizliğinin(5) yarattığı olumsuz sonuçlar, ülkeleri ve toplumları ayırım gözetmeksizin kapsama alanına almaya devam edecektir.    

Kısaca, daha iyi bir dünyada yaşamak istiyorsanız şirketlerinizi daha iyi yönetmeniz ve paylaşım kültürünüzü geliştirerek hisse değerinizi uzun vadeli yükseltmenin yolunu döşemeniz gerekir. Çok sayıda örnek alınacak küresel ve yerel olumlu örnekler her sektörde vardır.  

-------------------------------------------------------------------------------
(1) Oxfam Raporları Oxfam - Wikipedia
(2) Milton Freidman “İş Dünyasının Sosyal Sorumluluğu Kârını Artırmaktır”, New York Times Magazine 13 Eylül 1970; (Aktaran) Alex Edmans “Pastayı Büyüt: Büyük Şirketler Nasıl Hem Değer Yaratır Hem de Kâr Ederler” Çeviren: Ümit Şensoy, Doğan Yayıncılık 1.Baskı Ocak 2023 S: 59-63
(3) Alex Edmans “a.g.e.” S:135
(4) Reşat Sinanoğlu Zombi Şirketler | Dr. Reşat Sinanoğlu (resatsinanoglu.com)
(5) Reşat Sinanoğlu Gelir Dağılımında Adalet | Dr. Reşat Sinanoğlu (resatsinanoglu.com)