Uluslararası Sermaye Hareketleri Kontrol Edilebilir Mi?

Uluslararası sermaye hareketleri, dolaşım hızı ve boyutu açısından her ülkenin yeniden ele alması gereken bir olgu olmuştur. Dolaşan dolaylı sermayenin (global likit veya halk diliyle sıcak para) 600 Trilyon Amerikan Doları civarında olduğu varsayımı ve ışık hızıyla yön değiştirebilmesi, üzerinde düşünülmesinin ne kadar ciddi bir gereksinim olduğunu açıklamaya yeterlidir.

Ülkeler ve girişimciler, pazarlarında var olmak ve rekabet edebilmek için, yığın halinde dolaşan dolaylı ve doğrudan uluslararası sermayeden yararlanmak istemektedirler. Giderek tüketicilerin zihinlerindeki sınırlar kalkmakta, global markalar pazarlara egemen olmakta ve ortak global değerler kısmen yerelleşerek, daha çok da kendi standartlarıyla hemen her coğrafyada günlük yaşam ve davranışlarda etkin olmaktadırlar. Kısaca, yaşam standartları ve davranış kalıpları küreselleşmekte ve beraberinde aynı hedeflere ulaşmak için çaba gösteren, hedefe olan mesafelerine bağlı olarak da farklı bedeller ödeyen ülkeler ve toplumlar yaratmaktadır. Türkiye ve Türk toplumu da kendi mesafesine göre bedel ödemekte olanlardan biridir.

Kimilerine göre, küreselleşmenin yaygınlaştırdığı sermaye hareketleri bir zorlama ve karşı konulması gereken bir tuzaktır. Tuzak olup olmadığı bir yana bırakılabilirse, küreselleşme ve beraberinde getirdikleri herkes tarafından iyi okunması gereken bir realitedir.

Türkiye, özgür dünyanın bir parçası ve serbest pazar ekonomisini tercih eden bir ülke olarak, küreselleşmenin planlı bir aktörü olmak istemektedir. Nihayetinde, küreselleşmeye sözde direnenler ve özgür dünyanın parçası olmak istemeyenler de küreselleşmenin plansız aktörleridir.

Küreselleşmenin, güçlü ülkelere ait değerlerin taşınmasına araç olduğu ve bu yolla en çok gelişmiş ülkelere hizmet ettiği açıktır. Ancak, küreselleşme tarafsız bir araçtır, bugünün güçlü ülkelerinin tekelinde değildir. Yarın kimin daha güçlü olacağı ve küreselleşmenin,  öngörülemeyen yarın ki boyutundan kimin daha fazla yararlanacağı belli değildir. Büyük olasılıkla, önümüzdeki 25-30 yıl tek kutuplu olacak dünyamızda, bugünün süper gücü ABD küreselleşmeye liderlik etmeye devam edecektir. Bir anlamda, uzun yıllar küreselleşme en fazla ABD’ye hizmet edecek, başka bir deyişle ABD küreselleşmeden en fazla yararlanan ülke olacaktır. Doğal olarak ABD, küreselleşmenin teknolojik alt yapısına, özellikle iletişim ve internet alanına kısaca, bilişim dünyasına yatırım yapmaya devam edecek ve uluslararası rekabette ülkeleri yeni gelişimlere ayak uydurmaya zorlayacaktır.

Açıklamaya çalıştığımız gelişmeler esnasında özellikle uluslararası dolaşan sermayenin her geçen gün boyutu ve önemi de artacaktır. Akla gelen sorulardan biri; “uluslararası sermaye, ülkeler üzerinde kontrol edilebilen bir tehdit unsuru olacak mıdır ya da zaten öylemidir?”  Cevabı bulmak için soruyu iki aşama da sormak gerekir. Birincisi, uluslararası sermaye hareketleri kontrol edilebilir mi ?, İkincisi, eğer kontrol edilebilirse, bu vasfından dolayı ülkeler üzerinde istendiğinde bir tehdit unsuru olarak kullanılabilir mi?

Özgür dünyada, uluslararası dolaylı ve doğrudan sermayenin rasyonel ekonomik kriterlere bağlı olarak dolaştığını biliyoruz. Bilmediğimiz ya da bilmeye çalıştığımız, trilyonlarca Amerikan Doları boyutundaki sermayenin rasyonel olmayan kriterlerle dolaşma olasılığının ne olduğudur?

Doğrudan yabancı sermayeyi, şeffaf, izlenebilir ve dolaylı yabancı sermayeye görece düşük oranda (yaklaşık %10 u) olması nedeniyle ilgi alanımız dışında bırakacağız. İncelememiz gereken konu, ışık hızıyla hareket eden dolaylı uluslararası sermaye, başka bir deyişle sıcak paradır.

İlk bakışta, dolaşan uluslararası sermayenin büyük porsiyonunun, son derece dağınık, sürekli el değiştiren ve sadece ekonomik kriterlere (getiri ve risk oranları) göre karar alan, hemen her ulustan bireysel ve kurumsal yatırımcılara ait olduğu gözlenmektedir. Bu haliyle, yatırımcıların kendi rasyonelleri dışında bir nedenle ortak bir hedefe yönlendirilmeleri zor  gözükmektedir.

Ancak, toplamda daha küçük bir porsiyona sahip olmakla beraber büyük fonların (emekli fonları, vakıfların birikimleri v.b.) yukarıda sözünü ettiğimiz yatırımcılara kanaat liderliği edebileceği ve sıcak paranın büyük fonlar aracılığıyla yığın olarak yönlendirilebileceği olasılığı da eşanlı ortaya çıkmaktadır. Küçük yatırımcıların, büyük fonların hareketlerini izledikleri de sık yaşanan bir vaka’dır. Bu aşamada sormamız gereken soru ise, “büyük fonlar kontrol edilebilir mi, edilemez mi?” olmalıdır. Elbette sorunun amacı, büyük fonlardan, sıcak parayı ekonomik nedenler dışında başka bir amaca yöneltmede yararlanılıp yararlanılamayacağıdır.

Büyük fonların ülke orijinlerinin olması ve ülkelerinin kanunlarına uyma zorunlulukları, ülke çıkarlarıyla birlikte hareket etmeleri gereğini göstermekte ve bu anlamda ülkelerinin yönetimleriyle iyi geçinme ve işbirliği yapma olasılıkları kuvvetlenmektedir. Ulaşılabilir birer kurum olmaları ve yöneticilerinin bilinmesi de, pazarlık yapılabilecek bir muhatabın varlığını göstermektedir. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında büyük fonlar kolayca, özellikle kendi ülkelerinin yöneticileri tarafından istenildiğinde kontrol edilebilir gözükmektedir.

Diğer yandan, ekonomik rasyoneli olmayan nedenlerle hareket ederek sıcak paraya liderlik etmenin fark edilmesi durumunda hem fona, hem de ülkesine vereceği zararın, elde edileceği varsayılan yarardan çok daha büyük olması da fonların kontrol edilebilirliğinin kolay olmadığını göstermektedir. Her iki pencereden bakıldığında,  uluslararası dolaylı sermayenin (sıcak paranın) teoride liderlik vasfı bulunan büyük fonlar aracılığıyla kontrol edilebilirliği, uygulamada gerçekçi gözükmemektedir.

İncelenmesi gereken diğer bir olgu ise Uluslararası Derecelendirme Kuruluşlarının kararlarıdır. Söz konusu kuruluşların kararları ve verdikleri puanlarla ülke bonolarının alınıp, satıldıkları, faizlerin yükselip, alçaldığı ve yatırımların yön değiştirdiği birer vaka’dır. Sorulması gereken soru; uluslararası derecelendirme kuruluşlarının kararları kontrol edilebilir mi?

Uluslararası Derecelendirme Kuruluşlarının da, Büyük Fonlar örneğinde verdiğimiz aynı nedenlerle, teoride kontrol edilebilir olmalarına karşın, uygulamada kontrol edilmeleri zor ve gerçekçi değildir. Söz konusu kuruluşlar da yine aynı Büyük Fonlar gibi, var oluş nedenleriyle ve rasyonel kriterlerle hareket ederek kazandıkları itibarla ve bilgiye dayanan güçleriyle, ülkelerine ve ülkelerinin temsil ettiği değerlere ve küreselleşmeye, kısa vadeli çıkarlar için riske atılamayacak ölçüde katkıda bulunmaktadırlar.

Yine konuyla ilgili incelenmesi gereken diğer bir olgu ise IMF ve Dünya Bankası gibi kredi vermek yanında ülkelerin ekonomik yapılanmasını ve işleyişini düzenleyen, sermaye yapısı gereği yukarıdaki örneklere görece daha bağımlı hareket ettiği iddia edilebilecek kuruluşların kararlarıdır. Sorulması gereken soru; söz konusu kuruluşların kararları ve söylemleri kontrol edilebilir mi?

IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşları, hem doğrudan ve dolaylı uluslararası sermayeyi kararlarıyla etkileme güçleri, hem de karakterleri itibariyle yukarıdaki oluşumlardan ayırmak gerekir. Her iki kurum, üyeleri olan ülkelerin sermayeleriyle kurulmuşlar ve ekonomik olduğu kadar siyasi misyonları da olan uluslararası kuruluşlardır. Daha çok ülkelerin kendi iradeleri ile başvurmaları sonucunda görev üstlenirler. Dolayısıyla, kararları ve söylemleri ülkelerle yapılan anlaşmaların içeriğine ve taraf olan ülkelerin uygulama istekleri ile yeteneklerine bağlı olarak büyük ölçüde işbirliği yapan ülkelerin kontrolündedir. Akla gelen soru, güçlü sermayedarlar söz konusu kuruluşların kararlarını etkileyerek uluslararası sermayenin ülkelere karşı alacağı pozisyonu değiştirebilirler mi?

Yukarıda saydığımız benzer nedenlere ek olarak siyasi misyonları ve yöneticilerinin atanma yöntemleri dikkate alındığında IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşların kontrol edilmeleri olasılığı diğerlerine görece daha fazladır. Ancak, var oluş nedenleri ve rasyonel davranarak sağladıkları itibarla, hakim sermayedarların amaçlarına, temsil ettikleri ve yaygınlaştırmaya çalıştıkları değerlere, kısa vadeli siyasi çıkarlar için riske atılamayacak kadar önemli katkıda bulunmaktadırlar. Bu nedenle, bu kuruluşların da uygulamada kontrol edilme isteği ve olasılığı zayıftır. Uluslararası sermayeyi yönlendirmede tarafsızlıklarını zedelemeleri ve bilinen rasyonellerinden sapmaları akılcı gözükmemektedir.

Sonuç olarak, dünya liderlerinin, kanaat liderlerinin, ülke yöneticilerinin maksatlı ya da maksatsız davranışları ve söylemleri ayrı ayrı ve birlikte, uluslararası dolaylı ve doğrudan sermayenin yönünün belirlenmesinde rol oynayan “Büyük Fonların, Uluslararası Derecelendirme Kuruluşlarının, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşların v.b.lerinin” kararlarında az ya da çok etkendirler. Ancak, bu etkiler, bu günkü koşullarda söz konusu kurumların dikkate alacağı ve rasyonel bir potada değerlendireceği sıra dışı değişkenlerden biri olmaktan öteye geçmemektedir.

Girdiği ve çıktığı ülkelerde kısa sürede çok büyük değişikliklere neden olan uluslararası sermaye hareketlerinin arkasındaki rasyonellerin, değişikliklerin, var olan otokontrollerinin sürekli izlenmesi ve analiz edilmesi şarttır. Uluslararası sermayenin özellikle sıcak paranın yaratacağı risklerin minimize, faydanın ise maksimize edilmesi her ülkenin ev ödevidir. Kısacası, burada yapmaya çalıştığımız tespitler sürekli sorgulanmalıdır.

Varılan sonuçları; “uluslararası sermaye, ekonomik rasyonellere bağlı hareket etmektedir. Böyle hareket etmesi daha büyük bir amaca; açık toplum ve açık ekonomi olarak bilinen ideolojik bir tercihin dünyaya egemen olmasına hizmet vermektedir. Söz konusu dünya görüşü (geçerliliğini koruduğu sürece) uluslararası sermayenin rasyonel kriterlere göre hareket etmesinin de sigortasıdır” şeklinde belirlemek yanlış olmayacaktır.

Diğer açıdan bakıldığında; “uluslararası sermaye hareketleri, bir ülkenin diğer bir ülkeye ya da ülkelere karşı doğrudan düşmanca bir amaç için kontrol edebileceği bir tehdit unsuru olarak gözükmemektedir. Ancak, ülkeler iç pazarını ve borsasını doğru kurgulayamazsa, özellikle sıcak para karakteri itibariyle ciddi bir tehdit unsuru olabilir” sonucuna varmak yanlış değildir. Ne var ki, tehditi yaratan, sıcak paradan daha çok iç pazarın ve ulusal borsaların yapısal yetersizlikleridir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta, özgür dünya sınırlarını genişletmek isteyen dünya liderlerinin, temsil ettikleri dünya görüşleriyle ilgili daha büyük amaçları olduğudur. Uluslararası dolaşan sermaye, daha büyük bir amaca yönelen dünya liderlerinin ve başlıca ABD’nin, benzetme yerindeyse ekonomik nükleer gücüdür. Ancak, söz konusu güçlerinden, kontrol etme hevesi gütmeden yararlanmaktadırlar.