Uluslararası Pazarlarda Rekabet

Açık ekonomiyi benimseyen, sınırlarını ticarete açmış ülkelerde, uluslararası pazarlarda rekabet etme deneyimi kendi pazarlarında kazanılır. Sınırlarını ticarete koşullu açan ülkelerde ise bu deneyim kısıtlı kazanılır. Kapalı ekonomilerde ise kazanılmaz.

Türkiye, söz konusu deneyimi Avrupa Gümrük Birliğine dahil olduktan sonra kazanmaya başlamıştır. Uzun yıllar kapalı ekonominin davranış kalıplarıyla kültürü oluşan özel sektör, yeni rekabet düzenine adapte olmakta zorlanmış ve direniş göstermiştir. Devletçi anlayışın hakim olduğu bürokrat kesim de dönüşüme hazırlıksız yakalanmıştır. Dünyanın gidişatını kavramaktan uzak siyasiler de zaman, zaman sorumsuz beyanlarla yanlış beklentiler yaratmışlardır. Sonuç olarak, hem iç, hem dış pazarlarda rekabet etmekte zorlanan üreticiler, o gün, bu gündür, devletin kapısından ayrılmamışlardır.

Türkiye’ nin, yetersiz de olsa iç ve dış pazarlarda rekabet düzeyi ve tüketiciye sunduğu hizmet seviyesi açısından önemli mesafeler aldığı da bir gerçektir. Geldiği aşamayı dahil olduğu gümrük birliğine borçludur. Gelemediği aşama ise uygulamaktan kaçındığı uluslararası standartlara  direnişinin sonucudur.

Dünya pazarının yüzde seksenini paylaşan ülkeler, dünya coğrafyasının yüzde yirmisine sahiptir. Dünya coğrafyasının yüzde sekseni ise, söz konusu yüzde yirminin vereceği siparişlere ve yapacağı yatırımlara aday olmak için çırpınmaktadırlar. Yüzde yirminin lideri olan ABD’ nin yığın olarak dünya pazarlarına açılması ise yetmişli yıllardan itibaren olmuştur. Dünyanın satınalma gücü en yüksek pazarı olan Amerika, 50’li yıllardan itibaren, Japon ürünler başta olmak üzere dünyanın hemen tüm ürün ve hizmetlerine ticari sınırlarını koşulsuz olarak açmıştır. Bu gün globalleşen dünyada trendleri belirleyen ulusaşırı ABD şirketlerinin, yetmişli yıllarda dışa açılma kararlarının arkasındaki ortak sloganları ; “kendi pazarımızda lider olduysak, dünya pazarlarında da oluruz” olmuştur.

Dünyanın ileri gelen tüm kuruluşlarının ürettikleri ürün ve hizmetlerle kendi pazarında rekabet etmeyi öğrenen ABD şirketleri, önce iç pazarlarında lider olmuşlar, sonra aynı rakiplerin yer aldığı uluslararası pazarlarda dünya liderliklerini elde etmişlerdir. Bu sonuç, ABD şirketlerinin elde ettiği ortalama sonuçtur. Sınırsız ticarete karşı direnişler, kısıtlı da olsa başarı elde eden lobiler ABD’ de olmuştur. Ancak, ABD bu gün elde ettiği ortalama sonuca, rekabetten yana olan ortak aklın başarısıyla gelmiştir.

Türkiye gibi dövize muhtaç ülkelerde, lobilerin konuyu istismar etmeleri ve bilinci oluşmamış siyasetçileri kendi yanlarına çekerek, rasyoneli hedefleyen ortak aklın başarısını engellemeleri,  daha kolay olmuştur. Bu nedenle, Türkiye’ de devaülasyonlar kaçınılmaz gösterilmiş ve döviz getirmenin maliyetine halk ortak edilmiştir. Türkiye, uzun yıllar ihracat ve turizm gelirlerini fakirleşerek elde etmiştir. Bu sonuç, yanlış devlet politikalarıyla yatırım yapmaya devam eden ihracatçı ve turizmcilere de yaramamıştır. Kendine güveni olmayan, marka yaratmasını bilmeyen, rekabet edemediği marka sahiplerine fason üretim yapmaktan başka yol bulamayan ihracatçıların büyük bir kısmı kur bağımlısı olmuşlardır.

Tekstil, beyaz eşya, televizyon, bilgisayar ya da başka sektörlerde ihracat yapan kuruluşlarımız her fırsatta devlet desteği veren ülkeleri örnek göstererek büyümeyi önermektedirler. Geçtiğimiz günlerde ihracat şampiyonu olan bir iş adamı, İtalya ve Güney Kore’ de olduğu gibi devlet desteği verilmesi durumunda daha da büyüyeceklerini ifade etmiştir. Oysa, İtalya ve Güney Kore gibi ülkelerin, izledikleri devlet destekli politikalarla içine düştükleri verimsiz ekonomik ortamlardan nasıl çıkmaya çalıştıklarını, ellerini verip kollarını alamadıklarını bütün iyi iktisatçılar bilmektedirler.

İhracatçıların dış pazarlarda rekabet etmeye çalıştıkları tüm ürün ve hizmetler iç pazarımıza sunulmaktadır. Sınırlarımız ticarete açıldıktan sonra yabancı markalara iltifat eden Türk tüketicilerine, markası, kalitesi ve para kazanan fiyatlarıyla ürünlerini satamayanlar ihracat da yapamazlar. Yurt dışına özel marka yaratıyorum diyerek kendini kandıranların başarısız olmaya hazır olması gerekir. Kısacası, iç pazarda rakiplerine üstünlük sağlayamayanlar, yurt dışında da başarılı olamayacaklardır. Bu deneyimi kazanmayan ihracatçıların kur baskıları ve destek talepleri bitmez. Kaldı ki, vadeli işlemler piyasasında kur riskini ortadan kaldıracak araçlar da mevcuttur. Ekonomi yönetiminin bu nevi istekleri ciddiye almayacağını, kafaları karıştırmayacak bir dille açıklayarak sonlandırması gerekir. Bu taleplerin yerini, yüksek enerji maliyetlerinin indirilmesi, enflasyon muhasebesine geçilmesi, vergilerin düşürülmesi, kayıt dışının önlenmesi v.b. konular almalıdır.