Tekellerin Kar’ları Zarardır

Tekeller, piyasa ekonomilerinin bertaraf edilmesi gereken hastalıklarıdır. Tekellerin özelleştirilmesiyle piyasalarının serbestleştirilmesi amaçlanır. Tekellerin özelleştirilmesi için uygun ortamların oluşmadığı kanaatine varılırsa, istenmeyen durumun devam ettiği süreçte Regülasyon Kurulları rakip rolünü üstlenirler. Eşanlı olarak da özelleştirmenin gerçekleşmesi için gereken çabalar devam eder. İstenmeyen ortamlar, devlet tekellerinden kurtulmak istenirken, özel sektör tekelleri yaratmamak için iyileştirilirler.

Tekeller neden sistemin hastalıklarıdır ? Tekeller genel olarak haksız kazanç yaratan kurumlardır. Tekel olmanın verdiği avantajla, Regülasyon Kurullarının görevsiz kaldığı ortamlarda normallerin üzerinde fiyatlandırma yapabilir ve kazanç sağlayabilirler. Devlet tekellerinde dünya fiyatlarının üstünde yapılan fiyatlandırmalar, başka alternatifleri olmadığı için tüketicilere dayatılan üstü kapalı vergilerdir. Hiçbir ürün ya da hizmet hak etmediği fiyatlarla rekabet ortamında satın alınmazlar. Diğer yandan yine devlet tekelleri, kazançları ayarlanabilen istihdam depolarıdır. Devlet tekellerinin hiçbiri rekabet ortamlarında mevcut istihdam hacimleriyle rekabeti sürdüremezler.

Tekel oldukları süreçte elde ettikleri haksız kazançlarla değerlendirildiklerinde, söz konusu kuruluşların genellikle neden özelleştirildiği, ya da neden düşük tekliflerle özelleştirildiği gibi
sorular kamu oyunu meşgul eder. Bu sorular ya maksatlı bir çabanın ya da bilgisizliğin sonucunda oluşur ve özelleştirme sürecine zarar verir.

Özelleştirilirken, tekellerin kendinden menkul piyasa değerlerine alıcılar iltifat etmezler. Bilgisiz ya da maksatlı sesler de fırsat bilerek tekellerin ucuza gittiği konusunda yaygara koparırlar. Bazen sesleri o kadar yükselir ki, konuya hakim olmadıkları için özgüvenleri eksik olan siyasetçiler de özelleştirmeden çark ederler. Nihayetinde devlet tekelleri siyasetçiler için de bulunmaz nimetlerdir.

Telekomünikasyon piyasasının serbestleşmesi sonucunda yaşananlar aslında bir ibret tablosudur. Yeni rekabet ortamında %80’e varan indirimlerle üstünlük arayan Türk Telekom’a vatandaşların daha önceki fiyatların hesabını sorması ve nedenlerini araştırması gerekir.

Hiç merak etmeyin, Rekabet Kurulu’nun varlığında(!) centilmenlik anlaşmasını bozdular diyerek üstü kapalı anlaşmalarla tüketicilerden haksız kazanç elde ettiklerini itiraf eden sigara tekelinin de sonu aynı olacaktır. Vatandaşların fotoğrafları doğru çekebilmeleri tabiri caizse nasıl kazıklandıklarını ve rekabet ortamlarının buna fırsat vermeyeceğini doğru gözlemlemeleri gerekir.

Türkiye, özellikle bazı tekelleri özelleştirmek ve piyasalarını serbestleştirmek niyetinde değildir. Her şeyi gecikerek ya da dayatıldığında yaparak, dönüşümün avantajları da kaçırılmaktadır. Ülkemizdeki siyasi ve bürokratik kültür nedeniyle, piyasa ekonomisi inananların değil inanmayanların sözde geliştirmeye çalıştığı bir ideoloji olmuştur.

Yıllarca mevduata verilen devlet garantisinin sisteme zarar verdiğini, TMSF’ nin bankaların iflas etmelerine engel olarak piyasalara yersiz müdahale ettiğini, devlet tekellerinin ve siyasi tasarrufların denetiminde Rekabet Kurulunun görevsiz kalmaması gerektiğini, özelleştirmenin piyasa demokrasisinin olmazsa olmazlarından olduğunu, devaülasyonlarla yapılan ihracatların ülkemizi fakirleştirdiğini, sabit kur rejiminin pislikleri halının altına gizlemek olduğunu, büyüme mi enflasyon mu sorusunun yanlış olduğunu, bankaların reel sektöre özürlü olduğu bir ortamda reel faizlerin düşemeyeceğini ve daha bir çok tespitimi yazılarımda aktardığımda aksini düşünen ya da ne düşündüklerini bilmediğim bazı iktisatçı yazarların bugün aynı görüşleri savunmalarına üzülmeli mi, yoksa sevinmeli miyim bilemiyorum.

Ülkemizin döviz rezervlerizalıyor diye ürkenlerin, döviz rezervi yeterli dedikleri ülkelerin kriz anında nasıl aciz kaldıklarını gözlemlediklerinde, çarenin döviz rezervi olmadığını görerek yerleşik doğrularını sorguladıklarını göz önüne alırsak, yakın bir gelecekte cari açık ve büyüme sendromlarının da geçeceğine inanıyorum.

Türkiye, hem ekonomik, hem siyasal, hem de zihinsel gelişimine engel olan tekellerden kurtulmak için yeterince gecikmiştir. Tekeller kar ettiği zannedilen zarar potansiyelleridir.

10 Temmuz 2004 tarihli gazetemizde “ Türk Patent Enstitüsü Başkanlığına Açık Mektup” başlıklı yazımda ele aldığım konularla ilgili açıklamaları nedeniyle, Türk Patent Enstitüsü Başkanı Doç.Dr. Yusuf BALCI’ya,  gösterdiği duyarlılıktan dolayı yine bu sütunlarda  teşekkürü de bir borç bilirim.