Liberal Ekonomi Bir Kurallar Ekonomisidir

Liberal ekonomi, serbest alışveriş süreçlerini içeren ekonomik yapılanma modelidir. Özellikle karşıtları ya da anlamayanları tarafından her fırsatta kuralsız ve sosyal yanı zayıf  olmakla itham edilerek tartışılan bir model olmaktadır. Bugünlerde de bir bahane ileri sürülerek yeniden tartışmaya açılmak istenmektedir. Referans noktası, uzun yıllar liberal ekonominin rekabetçi yapısına yaklaşarak başarı elde eden ve diğer ülkeleri de söz konusu yapılanmaya özendiren ABD’nin Hazine Bakanlığına kısmen tutucu bir ekonomistin atanmış olmasıdır. Bu gelişme, bazı çevreler tarafından ABD’nin ekonomide eskisine oranla daha devletçi bir anlayış sergileyeceği şeklinde algılanmaktadır. 

Kanımca beklenen, Hazine Bakanlığı Türkiye’de olduğu gibi ekonomiye makro düzeyde müdahalelerde bulunarak zenginden alıp fakire vermeye çalışacak, gümrüklerle yerli üretimini koruyacak, gözden kaçan eyaletlerinde yatırımı özendirecek. Bu sayede ABD’nin gelir dağılımı düzeltilecek, ekonomisi daha sağlamlaşacak ve liberal ekonominin kuralsız ve acımasız yapısı sosyalleştirilerek kurallara kavuşturulacaktır.

Değerli düşünürler, birincisi; liberal ekonomi başlı başına bir kurallar ekonomisidir. Hatta, ekonominin vazgeçilmez kuralları en çok liberal ekonomide ifadesine kavuşur. Bunu bütün iyi ekonomistler bilir. İkincisi; teorik referansı olan tam rekabet kurallarının dünya üzerinde uygulanan bir örneği olmadığını da iyi, kötü bütün ekonomistler bilir. ABD, tam rekabet kurallarına her geçen gün daha fazla yaklaşmaya çalışan, serbest pazar ekonomisi uyguluyorum diyen yaklaşık 120 ülkeden sadece biridir. Elde ettiği başarı ve taviz vermez yapısıyla liberal ekonomi ile birlikte anılan bir ülke haline gelmiş olabilir. Söz konusu ülkelerin hiçbiri ABD dahil açık ekonomi sınırlarını doğrusal bir trend’ de genişletememiştir. Görüş ayrılıkları ve siyasal maliyet hesapları iniş-çıkışların nedenleri olmuştur. Ancak, ABD normlarında tutucu kabul edilen bir ekonomistin liberal ekonomi yorumu ve piyasalara müdahale olanağı ile az gelişmiş bir ülkenin tutucu ekonomistinin yorumu ve müdahale olanağı arasında da dağlar kadar fark vardır. Diğer yandan, ABD ekonomisi kurumsal altyapısı sağlam ve kişisel tasarruflarla yön verilmesi çok zor olan bir ülkedir. ABD ve benzeri ülkelerde ki görüş ayrılıkları ve beyin fırtınaları devletin açık ekonomi üzerindeki değil içindeki rolünü tartışmak için yapılır. Liberal ekonomiye devletin şu veya bu nedenle müdahalesini, kuralsız yapıya kural getirmek olarak algılamak ise daha çok liberal ekonomiyi kuralsızlık zannedenlerin sorunudur.

Ekonomi var olan piyasa ilişkilerini açıklayan bir bilim dalıdır. Geçmişi irdeler, her seferinde çıkardığı öğretilerde kurallarını yeniler, geçmişin formülasyonu ile ileriye ışık tutmaz. Bir tarihte bu yapıldığında şu olmuştu teziyle, her defasında bu yapılırsa şu olur sonucu elde edilmez. Her yeni gün her yerden sayısız ve sınırsız değişkenle beslenir, kişi ve kurumları her defasında bir öncekinden farklı pozisyon almaya zorlar. Kısaca, ekonomi sahası insanların makro seviyedeki projeksiyon ve akıl alanına giremeyecek kadar geniştir. Bu nedenle ekonomi yönetilmez. Yönettiğini zannedenlerin her müdahalesi, piyasaları yeniden pozisyon almaya davet eden irrasyonel dış değişkenlerden başka bir şey değildir. İrrasyonel her davranış da piyasaları savunmaya zorlar ve sadece rasyonel alışverişlerin maliyetleri yükselir. Ülkemizde rekabetle değil, icazetle büyüyen tüm kuruluşların batışı buna örnektir. Fatura ise genellikle halka çıkar.

Örneğin, alışveriş süreçleri oluşmayan bir yöreye teşvik vererek yatırımı sağlayamazsınız. Sadece, söz konusu imtiyaza adaylar yaratır ve onları beslersiniz. Bu haksız davranışın maliyeti ekonominin her kesimine yüklenir. Markası olmadığı için fason çalışan bir sektörün, pazardan duyarsız yatırımlarının bedellerini ödeyerek sipariş almasını sağlayamazsınız. Yine yanlışı ödüllendiren bu haksız davranışın maliyetini ekonominin her kesimi öder. Maliyetlerinin altında kaynak aktararak boş otelleri dolduramazsınız. Bu haksız davranışın da maliyetini ekonominin her kesimi öder. Bir şeyleri kurtardığınızı zannederken, yarattığınız dolaylı maliyetlerle kendi ayağı üzerinde duran sektörleri de kaybedersiniz.

Açık ekonomiyi sürekli yargılayan düşünürlerimizi, liberal ekonominin ne zaman kaybedeceğini takip etmek yerine, yıllardır gelir dağılımını düzeltmek, enflasyonu düşürmek, fakiri zengin yapmak, geri kalmış yöreleri kalkındırmak, sanayii geliştirmek, ülkeyi çağdaş medeniyet seviyesine getirmek için ekonomiyi yönetmek adına teşvikler ve fonlarla en fazla “az gelişmiş ülke” olabildik diyerek, gelişmiş ülkelerin her geçen gün uygulama sınırlarını genişlettiği liberal ekonomiyi ve kurallarını öğrenmeye devam ediyorum.