Çevreciliğin Pazarlama Faaliyetleri İçerisindeki Yeri

ÇEVRECİLİĞİN ALGILANMASINDA  DÜNDEN BUGÜNE NELER DEĞİŞTİ, BUGÜN NASIL ALGILANIYOR?

Ne yazık ki, çevrecilik uzun süre elit kesimin uğraş alanı olarak benimsendi. Toplumun diğer kesimlerinin günlük sorunları içerisinde lüks kabul edilen bir yere konumlandı. Henüz sanayileşme sürecini tamamlayamamış ülkelerdeki tesis sahipleri, çevreyi gözetmenin maliyetlerini üstlenmek bir yana, gelişmiş ülkelerin kirlettiği dünyayı biraz da biz kirletelim gibi sözde haklı direnişlerde bulundular. Küresel ısınma teması ve olası sonuçları bilim kurgu duyarsızlığında ele alındı. Kyoto Anlaşması da, sanki aynı dünyada, aynı havayı solumuyormuşuz da kısa dönemli ülke çıkarlarına çevre bir süre daha feda edilebilirmiş  gibi aymazlıklar nedeniyle çok uzun süre askıda kaldı. Doğal olarak da hem kurumlarda, hem bireylerde etkili sonuçlar doğuracak bir çevre bilinci oluşturulamadı. Söz konusu süreç 2007 yılına kadar çevrecilik lehine kazanılmış küçük ama yetersiz çabalarla devam etti.

Buzulların çözülmesini, yeşil alanların çölleşmesini  sıradan belgesel filmler gibi izleyenler, mevsimlerin değişmesini, iklim değişikliklerini, barajların kurumasını, toprak erozyonunu, selleri, yeni nesil hastalıkları, susuzluğu  günlük yaşamlarında yanıbaşlarında bulunca çevrecilik algısı süratli ve radikal bir değişime uğradı. Bireylerin çevrecilik bilincinde yaşanan olumlu değişim tüketici baskısını da beraberinde getirdi. Kyoto Anlaşması için nazlananlar kalmadı, akıl dışı argümanlar yerini rasyonel taleplere bıraktı. Kurumlar için çevrecilik geri dönüşü sorgulanan bir yatırım maliyeti olmaktan çıktı, olmazsa olmaz piyasa talebi haline dönüştü. 2007’den itibaren hemen her kurumun ben daha çevreciyim demesi arkasındaki zorlayıcı güç tüketicinin oluşturduğu piyasa baskısıdır. Türkiye’de de hemen her firmanın en azından işlemlerini elektronik ortama taşıyarak çevreci olma pastasından pay almaya çalıştığını, önde gelen bir çok kuruluşun ise sosyal etkinlik bütçelerinin tamamını ya da aslan payını çevre faaliyetlerine ayırdığını kolaylıkla tespit edebilirsiniz.

Görünen gelişme çevreciliğin elit kesimden toplumun tüm kesimlerine geçmesi ve bireyin çevre bilincinin yükselmesi sonucu elde edilmiştir. Bugün “çevrecilik”  ülke ayırmaksının  bireylerin zihinlerinde, üzerine düşenleri çok iyi bilmemekle beraber,  geleceği için kaygılandığı, titizlendiği ortak bir algı düzeyine ulaşmıştır.

ÇEVRECİLİĞİN PAZARLAMA FAALİYETLERİ İÇERİSİNDEKİ YERİNİ NASIL GÖRÜYORSUNUZ?

Bugün geldiği aşamayla etkili görüyorum. Dünden farklı olarak çevrecilik kurumsal düzeyde eşitlenmiştir. Bu nedenle, çevreci olmak ve olduğunuzu göstermek şarttır. Ancak, trendin dışında kalmıyalım kaygısıyla üretilmiş yapay davranışlarla değil, fark yaratan bir çevrecilik anlayışı sergilemeyi başarmak gerekir. Pazarlama stratejilerinde sosyal etkinliklere yer veren kurumlar genellikle nasıl bir yükün altına girdiğini bilmeden hareket ederler ve davranışlarını bütünleştirmeleri için gereken özeni göstermezler. Bu takdirde, çevrecilik ya da her neyse sosyal etkinlikten umdukları katkıyı elde edemezler bazı hallerde zararlarını dahi görürler.  Çevreciliğe pazarlama faaliyetleri içerisinde etkin rol veren kuruluşların, kurumun gözönündeki tüm davranışlarına dikkat etmesi ve çevreciliği üzerinde yama gibi taşımayan bir kimliği yansıtması gerekir. Başarıldığı takdirde, sürekli yenilemesi gereken yaratıcı bir çevrecilik sergileyerek, tüketici nezdinde kalıcı bir imge yaratabilir, ürün ve hizmetlerine yönelik talebin yükselmesine ve yeni ürünlerine yönelik tüketici kabullerinin güçlendirilmesine önemli katkılar sağlayabilir.

ÇEVRECİ OLMAK KURUMLARIN REKABET ÜSTÜNLÜKLERİNE NASIL KATKI SAĞLIYOR?

Günümüzde çevreci olmak rekabetin dışında kalmamak için şart. Rekabet üstünlüğüne katkı sağlamak ise iyi çevreci olmayı gerektiriyor. İyi çevreci olmak, kurumsal bilincin oluşturulmasıyla başlıyor ve kurum içi ve dışı davranışlarıyla gözönüne çıkıyor. Kısacası, tüketicinin zihninde çevreci olarak algılanmak istiyorsak, ön şart gerçekten çevreci olmak. Sonra da çevreciliğin gereklerini yerine getirirken pazarlama iletişimi şemsiyesi altında çevreciliğinizi yansıtmak. Başarılı olunduğu sürece tüketicilerin zihninde kurumun kredilendirmesi sağlanır ve doğal olarak başaramayan kurumlara görece rekabet üstünlüğü elde edilir.

MOBİLYA SEKTÖRÜ AÇISINDAN EKOLOJİK TASARIM KONUSUNU NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ?

Mobilya sektörüne çevrecilik açısından diğer sektörlerden eksik ya da fazla bir misyon yüklenmemeli. Ancak, dayanıklı tüketim ürünleri üreten ve uzmanlık alanı yaşam ve çalışma ortamları olan bir sektörün “ekolojik tasarım”a azami önem vereceğine inanıyorum. Günümüzde, mobilya üretiminde birarada eş değerde ele alınması gereken “ergonomik, fonksiyonel, estetik ve ekonomik” olma özellikleri “ekolojik” olması gereği ile beşe yükseldi. Ürün tasarımlarında, sektörün diğer özellikler yanında  ekolojik olma kaygısını da taşıdığını düşünüyorum. Üretiminde akredite standartlarla çevreye duyarlı olan tesislerde tasarım aşamasında “ekolojik” özelliği kaygısının gözardı edilmesi düşünülemez. Söz konusu özellik, mobilya ürünleri için rekabet unsurları arasında değil, olmazsa olmazlar arasında değerlendirilmelidir.