Ağam Gel İmajını Parlatalım

Bir logo yapalım namın yürüsün. Çek bir marka moderen olsun. İtina ile üç günde marka yaratılır. Yanlış okumadınız, yakında marka tezgahlarda satılacak. Bulduğunu zannedenler de alacaklar. Hele bir de guru cinsinden çığırtkan buldunuz mu: Bir marka alana bir adet de bedava.

Türkiye’de bir şeyin eksikliği görülmesin. Herkes uzmanı kesilir. Bu işte para da varsa yandınız! Uzmanları atlı polisle kovalasanız ardı arkası kesilmez. Şimdiler de ülkemizde en çok marka uzmanı var. Markası olmayan ülkenin marka uzmanları. Meğer kelin melhemi varmış da başkalarına sürmek için saklarmış.

Böyle bir ortamın guruları da olmazsa olmaz. Yurt dışından gelen guruların haddi hesabı yok. Çoğunu ülkelerinde tanıyan yok. Buradaki adları: Guru. Pazarlama Gurusu, Halkla İlişkiler Gurusu, Yönetim Gurusu, Marka Gurusu, Guruların Gurusu, En Guru, Az Guru, Çok Guru,  gırla. Çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorduğunuzda cevap: Guru. Dünyanın tek Guru yetiştiren okulunu da biz kurduk (!)

Yazımın girişini okuyan dostlarım eyvah hoca çıldırdı diyebilirler. Olabilir emin değilim. Bugüne kadar Yönetim Danışmanlığı yaparken öyle vakalarla karşılaştım ki, çözüm olarak firma sahipleriyle birlikte halay çekip üstüne bir bardak su içmeyi önermeyi istediğim çok oldu.

Türkiye’de elin yarattığını ya da elin yarattığı gibi üretenleri, markalaşmaya çalıştıkları bu dönemde ciddiyete davet etmek isterim. Kağıttan uçakların havalarda uçtuğu şu sıralarda yanlışı, doğruyu ayırt edemezlerse, çok geçmeden bu konuda da hep birlikte halay çekeceğiz, markalaşma uğruna harcadıkları paralarının üstüne de bir bardak su içeceğiz..

Marka yaratmak dışa değil, içe dönük bir çalışmadır. Yansıtmak istediğine önce sahip olman gerekir. Senin özelliklerini taşımalıdır. Alt yapısız olmaz, marka kaldıracı gerektirir. Disiplinli ve sürekli bir çalışmanın ürünüdür. Sadece zihinlerde tescil edilir. Kimliğinle ve nasıl algılandığınla doğrudan ilişkilidir. Daha ne diyeyim…. Biz yaratamaz mıyız demeliyim.

Elin adamları üst versiyona geçecek, biz daha markayı tanımlayamadık. Bizler sadece bizim inandığımız bir özelliğe sahibizdir. Tanrı en üstün zekayı Türklere vermiştir. Bir şeyi yanlış yaptığımızı anladığımızda, doğrusuna hemen ulaşabiliriz. Üstün zekamıza (!) karşın neden yanlış yaptığımızı ya da doğrunun yol haritasını sorgulamayız. Hemen elde edemezsek de çok kızar, sağa sola tehditler savururuz. Örneğin; çok zeki olduğumuz için kimsenin akıl edemediği devaülasyonları yapar ihracatımızı arttırır, cari açıklarımızı kapatırız. Nasıl bu kadar kolay oldu diye de merak etmeyiz. Bu nedenle, aynı sorunları sürekli yaşar dururuz. AB’ye üye olmanın gereklerini yerine getirmeden almalarını bekleriz. Olumsuz olunca da meydan okuruz. Bazen az gelişmiş ülke ne demek diye düşünürdüm: Komik olmakmış.

Yönetmek ise bizim ruhumuzda vardır. Allah vergisi olduğundan okumaya, eğitime gerek duymayız. Ustam söylerdi diye başlar, üstadım emret ile bitiririz. Bilmediğimiz konu, ahkam kesmeyeceğimiz vaka yoktur. Araştırmadığımız için de her sunulanı yutarız. Alıcıların çoğunun ne alacağını, satıcılarının da ne sattığını bilmediği bir pazarda markaları yaratan, yaratana. Haydi hayırlısı !

Niye böyledir ? Neden, eğitime, bilgiye saygısızlık, bilime inançsızlık, teknolojiye güvensizlik ve kolaycılık zihinlerimize hakim olmuştur ? Neden, Türk insanı zihinsel devrimini yapamaz ve Türkiye Cumhuriyetinin az gelişmişlik zincirini bir türlü kıramaz. Neden ?

Elbette nedenler fazladır. Ancak, en önemlisi ve nedenlerin kaynağı çok uzun süre kapalı ekonomi kültürüyle yetişmiş olmamızdır. İyilerle rekabet etmek yerine, iyileri bertaraf etmenin yollarını bulmakta ihtisaslaşmış, özgüveni olmayan, devletle iş bitirmeye alışmış bir toplumuz. Toplumun çalışmaya, öğrenmeye, rekabet etmeye niyeti ve gücü, beklemeye de tahammülü yoktur. İçeride ve dışarıda bu olguyu teşhis edenler, doğruluğunun sorgulanmadığını bildikleri sözde kısa yollar önererek, hem zamanımızı, hem paramızı kaybettirmektedirler. Ne yazık ki, markalaşma konusunda da yaşananlar, çoğunlukla bu duruma örnek vakalardır.

Markalaşmada Türkiye’nin birikimi değerlidir ama yeterli değildir. Alt yapısına çalışılmamış, eksikliği imaj boyutuna indirgenmiş girişimler sonuçsuz kalacaktır.