2000 Para Programının İşletme Yönetimlerine Yansıması

Enflasyon yapışkan ve yaklaşık 30 yıl ekonomik yaşamınızın bir parçası haline gelirse, bu olgudan kurtulmak elbette kolay değildir. Enflasyonla mücadele etmek için izlenecek iki temel yöntem vardır: Biri uzun vadede üretim arzını yükseltmek, diğeri ise kısa vadede talebi kısmak. Her iki yöntemle de ekonomi balanslanır. Ancak, rasyonel olan uzun vadede büyük ölçekte dengeleri sağlamaktır. Kaldı ki, Türkiye’ in kişi başına 3080 USD olan GSMH’nin gelecek on yıl içerisinde 6000 USD’ye ve 2000 milyar USD olan ticaret hacminin de 600 milyar USD’ye çıkarılması öngörülmektedir.

Uzun vadede üretim arzını yükseltmek için yapısal ekonomik reformlar, kısa dönemde talebi kontrol altına almak için ise sıkı para politikaları izlemek gerekir. Özellikle, kamu sektörü ağırlıklı ekonomilerde önce 1 ile 3 yıl vadeli sıkı para programları ile ekonomiye yön verilmek istenmekte, aynı süreçte yapısal reformlar da yapılabilirse mutlu sona ulaşılabilmektedir. Aksi takdirde, para programları ile daralan ekonomiler yeniden enflasyonla büyümektedirler. Türkiye’de örnekleri defalarca yaşanmıştır.

Türkiye, uzun yıllar iç borçlanma sayesinde hiper enflasyona düşmeden, belirli bir enflasyon oranı altında büyümeyi başarmıştır. Ancak, toplam gelirinin yüzde yetmişini borçlarına ödemek zorunda kalan Türkiye için iç borçlanma sınırı fazlasıyla aşılmıştır. Bu nedenle, Türkiye’nin dış borç bulması kaçınılmazdır. Ne var ki dış borçlanma diğer alternatifi kadar kolay değildir. Elin adamları yüksek enflasyon altında ister istemez (ir)rasyonelleşmiş bir ekonomiye yatırım yapmazlar. Bunun için sağlam, güvenilir ve objektif olarak izlenebilen sosyo-ekonomik programlar ve siyasi istikrar gerekir.

2000 programı kısa dönem hedefleri olan radikal bir para programıdır. Hükümet, kamu sektöründe süratle uyguladığı programa, doğrudan kontrol edemediği özel sektörün de desteğini sağlamış gözükmektedir. Kontrol edilemeyen iç dinamikler, başka bir deyişle sokaktaki insanın ve özel kurumların davranışlarının beklenen yönde düzenlenebilmesinin temel dayanağı, hükümetin kararlılığı, programın güvenilirliği ve uygulanabilme yeteneğidir. Yine, kontrol edilemeyen dış dinamikler, başka bir deyişle doğrudan ve dolaylı yabancı sermaye yatırımı yapabilecek kişi ya da kurumların davranışlarının beklenen yönde düzenlenebilmesinin temel dayanağı ise yukarıda saydıklarımıza ek olarak IMF ve Dünya Bankası gibi bire bir hükümet ile anlaşma yapabilecek mali konsorsiyumların ve etkin gelişmiş ülkelerin açık ve somut destekleridir. Hükümetin bu defa hem iç hem de dış dinamiklere yön verebilecek adımları ciddiyetle ve kararlılıkla attığını, adı geçen kuruluşlardan ve ülkelerden de açık destek gördüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. Dış piyasalarda 1 yıl önce 1.5 yıl vadeli borçlanamayan Türkiye’nin 30 yıl vadeli bono ihraç edebilmesi bu desteğin varlığının göstergelerinden biridir.

Hükümetin bu süreçte yapısal reformlar olarak, piyasa ekonomisinin alt yapısını oluşturması, özelleştirmeleri, gümrük birliği kararlarına uyum gösteren düzenlemeleri istisna gözetmeden yapması ve rekabet kurulunu çağdaş ve etkin kılması gerekmektedir. Programın uzun vadedeki başarısı söz konusu reformlara ve buna bağlı olarak devletin yeniden yapılanmasına bağlıdır

Programın kısa dönemli başarısı ise daha çok işletme yöneticilerinin ve sokaktaki insanın nasıl algılayıp, nasıl reaksiyon vereceklerine bağlıdır. Enflasyon sokaktaki insan için hayat pahalılığıdır. Enflasyon ortamında tüketiciler fiyatlar üzerindeki kontrol kabiliyetlerini kaybederler. Bu olgu işletmelere fiyatlandırma konusunda bir avantaj sağlar. 2000 para programının ana hedefi enflasyonu birinci yıl %25’e, ikinci yıl ise %10’ düşürmektir. Bu sonuca ulaşıldığında, enflasyonsuz bir ortamda tüketicinin fiyat denetimi kolaylaşacak ve işletmelerin sözünü ettiğim lüksü ortadan kalkacaktır. Kısacası, gerçek anlamda rekabet yeni başlayacaktır. Bu beklenti, işletme yöneticilerini maliyetlere daha çok önem vermeye davet etmektedir. Bu nedenle, işletmelerin 2000 bütçeleri geçmiş yıllara oranla daha fazla (cost sensitive) maliyet hassasdır. Faaliyet dışı gelirlerin cazibesini yitirmesi de bu olguyu güdümleyen diğer önemli faktördür.

Bu yaklaşımın yararlı yanı, işletmeleri verimli olmaya ve pazara faaliyetleri gerçeğinde bakmaya zorlamasıdır. Endişe verici yanı ise, Türk işletmelerinin piyasa kültürleri pazar odaklı oluşmadığı için pazarda fırsat yaratacak kaynakların da masraf unsurları düşüncesiyle kısılmasıdır. Bu olgu yatırımların ertelenmesine, pazarların küçülmesine, dolayısı ile ekonominin beklenenin aksine daralmasına neden olur. Faizlerin düşmesine karşın kredi kullanımında artış olmaması bunun bir göstergesi olarak algılanabilir. Küçülme trendinin devam etmesi halinde de 1999 yılını yüzde dört küçülerek tamamlayan ekonominin sosyal yansımaları bu defa kaçınılmaz olur.

Nisan 2000 sonlarında işletme yöneticilerinin yaklaşımları konusunda ip uçları alınabilir. Özellikle fiyat liderlerinin davranışları, ortalama sonuçlar üzerinde belirleyici olacaktır.