1995 Nasıl Olacak?

1995’i lehimize çevirebilir miyiz?.. Medyada yer alan ekonomik yorumların hemen tamamı 1995’de devletin ekonomik kararlarının neler olabileceğine aittir. başka bir deyişle, her kesim kaderini hükümetin iki dudağının arasında arıyor. Kamu açıkları sıcak para ihtiyacını çağrıştırıyor. Faizlerin yükselme eğilimi, dövizin bastırılması, tüketimin düşmesi, tasarrufun özendirilmesi ve bankaların devlete çalışması 1995’in devlet güdümlü piyasa beklentileri olarak ortaya çıkıyor. Kısacası, devletin ülke ekonomisini yönetmek adına ekonominin türevleri üzerinden yürütegeldiği para operasyonlarıyla kendi açıklarını kapatmaya çalışacağı ve reel ekonominin yeniden daralma sürecine gireceği ihtimalleri ağır basıyor.

Ekonomide kararlar uzunca bir süredir düz mantık ile alınmıyor. Arz/talep dengesi terminolojideki yerini koruyor ama sonuçları öngörmekte bu kuram yetersiz kalıyor. Kısacası, ekonomide bulunduğun kompartımanda çoğu kez iki kere iki dört etmiyor. Başka bir bakışla, bir yükselene bir düşen dengesi pazarda yer almıyor ve yükselen bir trendin karşıtı ve gerekçesi, bunu kendi pazarında arayanlar için anlaşılmaz olabiliyor ve tabii krizler de bu insanlar için allahın takdiri gibi gökten inmeye devam ediyor.

1994’deki krizi yaşayanlar, Meksika’daki krizi görenler, dünyadaki global gelişmeleri izleyenler, ekonomiyi bildiğini söyleyen yöneticiler, ekonomik krizler kul yapısıdır allah değil. Zeminini hazırlamayın olmasın!….

Gümrük Birliği’ne hazırlanmak adı altında araçları amaç edinerek devletten teşvik istemeye devam eden, çoğu bugüne kadar aldığı yardımları haketmeyen, devlet yardımıyla kurduğu fabrikalarında ne üretebilirse onu satmayı bekleyen, bırakın tüketici ihtiyaçlarını gözetmeyi tüketici isteklerine dahi yönelmesini beceremeyen, pazarlamanın ne olduğunu bir türlü anlayamayan, reklamın ödevini yıllardır kavrayamayan, işletmecilikten nasibini alamamış, battığında kurtarma bekleyen, dağıtım kanallarında yeralan müşterileri ile tüketicilerini birbirine karıştıran, banka kaynaklarını sermayesi zanneden, işletme sermayesini aracılarına bağlayıp senetle sepetle büyüdüğünü zannederken battığında kendi öldürdüğü pazarında suçlu arayan, işletme fonksiyonlarını halen üretim, satış ve muhasebeden ibaret zanneden, bu kadarını da doğru uygulayamayan, toplam kaliteyi emtia gibi ithal etmeye çalışan “sözde müteşebbisler”le bugüne kadar aldığı yardımları haketmiş, işletmelerini çoktan dünya standartlarında bir yönetimle uluslararası rekabete yöneltmiş, pazarda etkili verimliliği kendisine sürekli rekabet üstünlüğü sağlayacak bilgiyi elde etmekte arayan ve daha geniş, daha serbest pazarlarda kazanılacak ivmeyi özleyen “gerçek müteşebbisler” ve ödediği bedelin karşılığını almak isteyen “tüketiciler”in çatışmasının ikinci raundu 6-7 mart 1995’de sonuçlanacaktır. Ülkemizin etkili ve yetkili tüm kesimlerinin çabasıyla iç ve dış engeller aşılarak elde edilebilecek zafer “gerçek müteşebbisler ile tüketicilerin” olursa Türkiye, bankaları devletin, tüketicileri de üreticilerin hizmetkarları olduğu bir ekonomiden, tüketici egemen bir ekonomiye geçişin ilk ve en önemli adımını atmış olacaktır. Yabancı sermaye Türkiye’deki ranta değil ortak girişimlerle elde edilecek ihracata gelebilecektir. Tabii bunları sağlamak için hem ülke yöneticilerine hem de iş çevrelerine düşen, Gümrük Birliği öncesi ve sonrası, ekonomiyi yönetmeye çalışmaktan vazgeçmek ve vesayetten kurtarmak adına yapılacak bir dizi işlem vardır, yapın….1995’i ve sonrasını lehinize çevirin.

 

Yapamadınız mı……o zaman bitmek bilmeyen ekonomik krizlerin nedenlerini gökte değil yerde, kısacası kendi kararlarınızda arayın.