Yoksulluk Tuzağı

Yoksulluk Tuzağını(1) 2004’de aynı isimle yayınlanan kitabımda “Kapalı Toplum Kapalı Ekonomi” olarak betimlemiş ve kapak görseli olarak kullandığım kukla görseli ile de kapalı rejimlere gönderme yapmak istemiştim. Açık Toplum ve Açık Ekonomi anlayışının hâkim olduğu, birbirinden bağımsız yazılarıma da kitapta yer vermiştim. 

Geldiğimiz noktada, dünya eksik demokrasi ve eksik rekabet koşulları ile her biri kendinden menkul Açık Toplum ve Açık Ekonomi uygulamaları ile çevrelenmiştir. Demokrasi ve piyasa ekonomisi başlıkları altında yer alan kavramsal karşılıkların amacından ve özünden saptırıldığı çok sayıda örnekle elde edilen sonuçlar değişmemiştir. Sadece, küreselleşme ve teknoloji işbirliği ile kukla oynatıcılar değişmiştir. 

Kapsayıcı iktisadi uygulamalar ile serbest piyasaların küresel ölçekte egemen kılınması için 1989 Birinci, 1997 İkinci Nesil Washington Uzlaşmalarında(2) önerilen koşullar, beklenenin aksine yoksulluğun artması, gelir dağılımının bozulması, ekonomik ve sosyal sorunların çoğalması dışında bir ilerleme yaratmadığı gibi küresel ekonomi, uygarlık için sil baştan noktasına gelmiştir. 

Ne var ki, doğru olanı yaptığını sananların, bundan sonra ne yapılacağı hakkında hiçbir fikirleri yoktur.  Yanlışları bilerek yapmaya devam eden küresel elitlerin ise (başlıca teknoloji şirketleri) hem önleri açık, hem de orantısız imkân (yetkinlik ve sermaye) ve güçleri (sosyal ve siyasal) vardır.   

Yaşananların hemen tamamı, tarih boyunca yaşanmışların cismi ve ağırlığı değişmiş tekrarlarıdır. Dünyada, neredeyse hiçbir ülke refahın adil paylaşıldığı toplumsal ortamları var etmeyi ve sürdürmeyi başaramamıştır. Uygulamada kolaylıkla rayından çıkarılabilen serbest piyasa kuramları da toplumun yaşam koşullarını iyileştirmede, kendisinden bekleneni verememiştir. 

Ricardo ve Keynes, üretkenlik artışının doğuracağı refahın kaçılmaz olarak ve kendiliğinden topluma yansımayacağı konusunda haklıydılar. Üretkenlik artışından elde edilecek refahın genele yayılması için yeni teknolojilerin işçilerin marjinal üretkenliğini artıracak yönde tasarlanmaları ve kazanımların hissedarlar ile çalışanlar arasında paylaşılmaları gerekirdi(3)

Ne yazık ki, tarihin hiçbir döneminde toplumun refahını önceleyen bir anlayış ile beslenen “paylaşım kültürü” piyasalara hâkim olmadı ve gelir dağılımında adalet(4) adım adım yok edildi. Günümüzü ayıran fark ise eşitsizliğin artış hızının alarm verecek seviyelere ulaşmış olmasıdır. 

16 Ocak 2023 tarihli OXFAM(5) raporunda, en zengin %1’lik kesimin, 2020 yılından bu yana yaratılan 42 trilyon dolar değerindeki tüm yeni servetin yaklaşık üçte ikisini, yani dünya nüfusunun kalan %99’unun neredeyse iki katı kadar fazla servet kazandığına işaret edildi. Oysa son on yılda, en zengin %1’lik kesim, tüm yeni servetin yaklaşık yarısını elde tutuyordu.   

DEVAM EDEN SÖMÜRGECİLİK

Dünya zenginliğinin küresel güçlerin elinde yoğunlaşması yüzyıllar öncesine dayanır (Sömürgecilik)(6).  Sömürülen ülkelerin 20.Yüzyılın ortalarında bağımsızlıklarını kazandıktan sonra, aynı küresel güçlerin bu ülkelerin otokrat liderleri ile işbirliği yapması ve toplumların çıkarlarını hiçe sayarak sömürgeci düzeni sürdürmeleri ikiyüzlü dünyamızın gerçeğini yansıtır.       

Yenilenen sömürgeci düzenin işbirlikçilere sağladığı kolay kazanç, ilerleyen zamanda Plütokrasiye(6) dönüşüm eğilimini yaygınlaştırmıştır. Küresel güçler için işbirliği yaptıkları sürece bu durumun yaygınlaşması sorun değil hatta elverişli bir ortam olarak da görülebilmektedir. Bu örneklerde, toplumsal refah küresel güçlerin kaygı duydukları bir durum olmaktan çıkmıştır. 

Sözde insanlığa yardım amaçlı bilimsel deneyler ve düşük maliyetli sözde rekabetçi çağ dışı üretimlerle gündeme gelen demokratik olmayan ve sistemleri çökmüş üçüncü dünya ülkelerine yapılan kibirli yardımlar da başka bir ad altında sömürmek anlamına geliyor. Bu kategoride yer alan toplumların varlığı da ikiyüzlü dünyamızın utancıdır.     

KÜRESEL TASVİR

2008 Krizinden(7) çıkarılan dersler olsa bile, küresel kapitalist sistemi krize götüren rol dağılımı değişmedi. Başka bir deyişle, Wall Street için iyi olan ülke için iyidir anlayışı hâkimiyetini korumakla kalmadı, aksine küreselleşti.      

Teknolojinin gelişimi ile küçülen dünyada, önce sermaye denklemi değişti. Denkleme giren Entelektüel Sermaye üzerinden gelecek vaadi yani belirsizlik fiyatlandı.  Bu sayede hisse değeri temelli (erken sürede yüksek kazançlı) İllüzyon bir oyun sahası kurgulandı. Eşanlı Finansal Sermayenin küresel ölçekte serbest dolaşımının önündeki engeller kaldırıldı. Gelişen ülkelere sermaye akışı özendirildi, şirketler paketlendi. Finansal sermayenin olağanüstü büyümesi, reel sermayeye dönüşemeyen Aşırı Birikimi(8) yarattı. Bu doyumsuz alan için naif kalan reel sektör kârları, yatırım amaçlı piyasa değerlerinin fiyatlanmasında araç oldu. Finansal sermaye reel sektörün türevi olmaktan çıktı ve tabiri caiz ise roller değişti.  Yatırım fonlarının sahibi oldukları uluslar-ötesi şirketler giderek küresel ölçekte güç kullanma alanlarını genişletti. Kendine yeten ülke hedefinin yerini küresel ölçekte serbest ticaret aldı. Küresel zenginlik uluslar-ötesi şirketler eliyle belirli bir zümrede (giderek teknoloji şirketlerinde) yoğunlaştı ve küresel ölçekte gelir dağılımı her yıl daha fazla bozularak neredeyse yüzde onluk kesimin geliri diğer yüzde doksanın gelirini geçti. 

KÜRESEL ELİT

Küresel kapitalist sistemin iktisat politikasının, özgürlükçü ve rekabetçi fırsat eşitliği ilkesinin göz ardı edildiği ve devletin piyasa işleyişini güvence altına alma ödevinin de lobiler marifetiyle engellendiği bir dönem yaşanıyor.

Küresel zenginliğin belirli bir zümrede (küresel elit) yoğunlaşmaya devam ettiği ve gelir dağılımının giderek her yıl daha fazla bozulduğu bu dönemin sürdürülmesinde, teknoloji şirketlerinin ve teknolojinin (yapay zekâ diye okunabilir) başat rolü olduğu bilinendir.

Teknolojinin büyük veriyi kullanma yetenekleri sayesinde dünyanın küçülerek Küresel Köye(9) dönüşmesinden sonra, küreselleşme ile teknoloji ilişkisi birbirinden bağımsız ilerlememiştir. Teknolojinin, eşitsizlik denklemindeki olumsuz rolü ise kullanıcı tercihleriyle oluşmuştur. 

Küresel tasvirde yer alan adımların tamamı küresel elitin ortaklaştırılmış çıkarlarına yöneliktir. Kazanım arttıkça teknoloji tercihleri daha fazlası için tasarlanır olmuştur. Küresel elit için iyi olan dünyanın geri kalanı için iyi olmamıştır. 

Dijital teknolojileri üreterek, üretmediklerini satın alarak, küresel ölçekte veri toplama ve işleme yetkinliğini tekellerine almaya çalışan teknoloji şirketlerinin, toplumun refahını gözetmek gibi bir kaygıları hiç olmamıştır. Sadece kendi güç ve zenginliklerini artırmaya çalışırken dolaylı olarak toplumun belirli kesimlerine de yarar sağlamışlardır.   

Küresel elitin ortaklaştırılmış çıkarlarını gözeten teknoloji tercihleri, sosyal performanstan çok finansal performansa odaklı veri toplama ve işleme üzerinedir. Paylaşılmayan vizyona ait gündemleri önlerinde bulan toplum kesimleri, hemen her alanda bilerek ya da bilmeden teknoloji şirketlerinin değirmenlerine su taşımışlardır.      

Odağında otomasyon, gözetleme ve büyük ölçekli veri toplamanın yer aldığı bu vizyon, refah paylaşımını kösteklemekte ve demokrasileri zayıflatmaktadır. Sıradan insanların refahını ve gücünü azaltma pahasına dar bir elit kesimin refahını ve gücünü pekiştiriyor olması tesadüf değildir(10).

Hata Marjları çok yüksek olan teknoloji şirketleri, kısa vadede hisse değerlerini artırmak ya da hisse düşüşlerini tersine çevirmek için toplu işten çıkarmalarla maliyetleri düşürerek, hissedarlarına para kazandırırken binlerce çalışanını kolaylıkla gözden çıkarmakta ve kaldıkları yerden yollarına devam edebilmektedirler(11)

Büyüklüğün yarattığı bu güç, yeri geldiğinde akıl almaz cezaları da ödeme pahasına, hemen her alanda kurallara ve sosyal sorumluluklara karşı sahiplerini duyarsızlaştırabilmektedir. 

2008 krizinin oluşumunda etkin kusurlarına karşın, Wall Street bankalarının sahip oldukları büyüklük gücü (batmayacak kadar büyük) krizden çıkış haritasında siyasal erk ile işbirliği yapacak kadar koruyucu olmuştur. 

Bugün, her iki tarafın (birbirinden bağımsız ama diğerini besleyen) güçlerinin yarattığı sinerji, dolaşan finansal sermayenin küresel ölçekte akıl almaz boyutta büyümesini ve zenginliğin uluslar-ötesi şirketler eliyle belirli bir zümrede yoğunlaşmasını sağlamıştır. Her iki sektör, tüm ekonomik, sosyal ve siyasal dengelerin bozulması pahasına adı konmamış bir çıkar ortaklığını sürdürmektedirler. 

Entelektüel sermayenin gelecek vaadinin fiyatlanması, eşanlı hisse değeri temelli bir oyun sahasının kurgulanması ve teknoloji şirketlerinin birer Startup olarak cesurca fonlanmaları hikâyenin bilinen başlangıcıdır. Ancak, bugüne kadar bu yolla çok sayıda başarı hikâyesi yaratıldığı gerçeğini de kabul etmeliyiz.

İnternet üzerinden kolaylıkla erişilebilen halka açık verilerle dünyanın piyasa değeri en yüksek olan şirketler sıralamasında trilyon doları geçerek ilk beşte yer alan teknoloji şirketlerinin sıralamadaki yerini, piyasa değerini, 2022 sonu EBITDA (FAVÖK; Faiz, Vergi ve Amortisman öncesi Kâr) görebilir ve kolaylıkla çarpanı (Piyasa Değeri/FAVÖK) hesaplayabilirsiniz.

  1. APPLE Piyasa Değeri 3.08 Trilyon dolar/EBITDA 125,82 Milyar dolar = Çarpan 24
  2. MICROSOFT Piyasa Değeri 2.49 Trilyon dolar/EBITDA 102,38 Milyar dolar = Çarpan 24
  3. Petrol Şirketi yer alıyor
  4. GOOGLE (ALPHABET) 1.672 Trilyon dolar/EBITDA 90,77 Milyar dolar = Çarpan 18
  5. AMAZON 1.351 Trilyon dolar/EBITDA 54,16 Milyar dolar = Çarpan 25

Altıncı sırada yer bulan NVIDIA aynı yıl 11.21 Milyar dolar EBITDA ile çok yüksek bir çarpanla (104) 1.148 Trilyon dolar piyasa değerine ulaşan beşinci teknoloji şirketi olmuştur. Meta (Facebook) ise 37,63 Milyar dolar EBITDA ve 22 çarpan, 827,01 Milyar dolar piyasa değeri ile 8.sırada yer almıştır.  

PİYASA DEĞERİ: hangi şirket değerleme yöntemiyle olursa olsun kabaca: EBITDA (FAVÖK)  rakamlarının, şirketin sahip olduğu Entelektüel Sermaye gücü ve Yatırım İklimi (Konjonktür) birlikte gözetilerek oluşturulan gelecek vaadinin bir ÇARPANLA fiyatlanmasıdır. 

Sanırım yukardaki tablo ve anlatıda; finansal sermayenin hisse değeri temelli kurguladığı oyun sahasında, hesaplanması neredeyse olanaksız entelektüel sermaye gücü ile piyasa değerlerinin önlerinin nasıl açıldığı ve yaratılan büyüklüğün nasıl paylaşıldığı görülebilir.

Teknoloji üretiminin temel kaynağı olan büyük veri kullanımında göz ardı edilen veri güvenliği yanında kullanım amacına yönelik istismar başka bir deyişle, iyi niyetli güvenlik açıkları ile kötü niyetli davranışların yaratabileceği tehditler, her birey için yaşamsal sorundur. Bugün hiç kimse mobil telefon olmadan yaşayamıyor ama her mobil telefon, bahsettiğimiz nedenlerle sahibinin başına dert açacak bir potansiyele sahiptir. 

Sorun, teknoloji şirketleri veya finansal sermaye değildir. Sorun, gelir dağılımının aşırı ölçüde bozulmasında finansal sermayenin ve başlıca teknoloji şirketlerinin oynadıkları rollerdir.   

ÖNGÖRÜ

Dünyanın finansal sermayeye de teknolojiye de ihtiyacı vardır ancak, vizyon ve misyonları toplumların tüm kesimlerini kapsamalıdır. Ne var ki, nasıl olmalı tanımını yapmakla, nasıl hayata geçirileceğini bilmek aynı şey değildir. Bu nedenle, dünyamızın ciddi bir sıkışıklık içerisinde olduğu konusunda hemen herkes hemfikir olsa da, çözüm üretmenin kısa ve kolay bir yolu yoktur.   

Elbette, her yıl düzenli olarak yapılan araştırmalarda (başlıca OXFAM raporlarında) giderek bozulan gelir dağılımını gözler önüne sermek, timsah gözyaşlarıyla “vah vah dünya daha kötüye gitmiş” demek için yapılmıyor. Kibirli vakıflar eliyle ihtiyaç sahiplerine ulaştırılamadan yolda buharlaşan yardımların yoksulluğun çaresi olmadığı da herkes tarafından biliniyor.

Umarız, dünyamızın adım adım geldiği noktadan çıkış ya da geri dönüş planları için geç kalınmamıştır. Yine umarız, bu kez geçmişte dokunulmazlık yaratan “büyük finans iyidir” saplantısının maliyetleri tartışılarak işe başlanabilir. Aşırı büyümüş finansal sermayenin oyun sahasını daraltarak, yeniden reel sermayeye dönüşümünü sağlamak ve reel sektör kazançlarını özendirmek ilk adım olabilir. 

Küresel iktisat politikasını sosyalleştirmek, 2008 Krizinden bugüne hayata geçirilemeyen Regülasyonları güncellemek, gecikmiş olan üçüncü nesil Washington Uzlaşısı ya da benzeri ile vahşileşen küresel kapitalizmi “refah kapitalizmine”(12) çevirmenin kalıcı koşullarını hayata geçirmek eşanlı planlanabilir. 

Toplum kesimlerinde ”reel” refah artışı sağlamayan bir büyüme, iyi ekonomi yönetimi lügatından çıkarılmalıdır. Aynı anlayışla, çalışanlarının reel refah artışını sağlamayan bir ücret artışı da iyi işletme yönetimi lügatından çıkarılmalıdır.  

Günümüzde ekonomik kalkınmaya servis vermeyen ekonomik büyüme, eşitsizliğin değirmenine su taşıyan bir verimsizlik olarak literatüre geçmelidir. Kısaca, kapsayıcı reel refah artışı sağlamayan büyüme oranları başarı ölçüsü olmaktan çıkarılmalı, aksine literatürde kaynak israfı olarak yer almalıdır(13).   

Toplum lehine yeniden gelir ve güç dağılımı yapmak ve refah paylaşımını, demokratik gereksinim haline getirecek süreçleri var ederek sürdürülebilir kılmak, çalışmaların hedefinde olmalıdır. 

Dünyanın beşeri sermayesinin doğruları bulmak için yeterince gücü, deneyimi ve yetkinliği olduğuna inanarak, eski ABD Yüksek Mahkemesi Yargıcı Louis Brandeis’in “Demokratik bir ülke olabiliriz ya da servetin birkaç kişinin elinde yoğunlaştığı bir ülke olabiliriz, ama ikisi birden olamayız”(14) sözü ile tamamlamak istiyorum.

-------------------------------------------------------------------------
(1) R. Sinanoğlu “Yoksulluk Tuzağı; Kapalı Toplum Kapalı Ekonomi” Dünya Yayıncılık, 1. Basım Mart 2004
(2) Washington Konsensüsü - Vikipedi (wikipedia.org)
(3) D. Acemoğlu ve S. Johnson “İktidar ve Teknoloji; Bin Yıllık Mücadele” Çeviren: Cem Duran, Doğan Yayınları, 1. Baskı Kasım 2023, S:30
(4) R. Sinanoğlu “Gelir Dağılımında Adalet” Gelir Dağılımında Adalet | Dr. Reşat Sinanoğlu (resatsinanoglu.com)
(5) Oxfam - Wikipedia
(6) Sömürgecilik Sömürgecilik - Vikipedi (wikipedia.org)
(7) Ü. Erol ve R. Sinanoğlu “21. Yüzyıl Kapitalizmi; Global Finans Krizinin Kuramsal Ekonomi ve İşletme Yönetimi Açısından Yapısal Analizi” Beta Yayıncılık, Ekim 2011, S:550
(8) Aşırı Birikim; küresel ölçekte dolaşan finansal sermayenin devasa miktarlarda birikmesine karşın kârlı bir şekilde yeniden yatırıma dönüşmediği ve durağanlaştığına işaret eder. Aşırı Birikim, kaldıraçlı finansal yatırım araçlarının geliştirilmesinin başlıca nedeni olmuştur.
(9) Küresel Köy Küresel köy - Vikipedi (wikipedia.org)
(10) D. Acemoğlu ve S. Johnson “ a.g.e” S: 40
(11) R. Sinanoğlu “Teknoloji Şirketlerinin Değer Kayıpları” Teknoloji Şirketlerinin Değer Kayıpları | Dr. Reşat Sinanoğlu (resatsinanoglu.com)
(12) J.R. Commons “ Aktaran: D. Acemoğlu ve S. Johnson a.g.e.” S: 217
(13) R. Sinanoğlu “Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma” Ekonomik Büyüme ve Ekonomik Kalkınma | Dr. Reşat Sinanoğlu (resatsinanoglu.com)
(14) L. Brandeis “Aktaran: D. Acemoğlu ve S. Johnson a.g.e.” S: 258