Yanlış Soru: Enflasyon Mu, Büyüme Mi?

Uzun yıllar birçok ülke, istihdam hedeflerine ulaşırken, "enflasyon mu, büyüme mi?" ikileminde sıkışıp kalmıştır. Ne var ki, özellikle son yıllarda ABD ve İngiltere başta olmak üzere gelişmiş ekonomiler, enflasyona neden olmadan büyümeyi sağladılar ve eşanlı olarak işsizlik oranlarını düşürdüler. Başka bir deyişle, verimsiz bir büyüme modelinden, verimli bir büyüme modeline geçtiler. Yeni modelin yarattığı istihdamla, çalışan kesimin kazançlarıyla elde ettikleri yaşam standartları da yükseltilmiş oldu.

Dünya ekonomisi, global durgunluğa neden olacak boyutta krizler olmadıkça her yıl belirli oranlarda büyümektedir. Son yıllarda, ortalama büyümeyi, genellikle gelişmiş ülkelerin enflasyon olmayan ekonomilerinin yarattığı büyüme payları sağlamaktadır. Bu ülkelerde enflasyon olmaması ekonomilerinin büyümelerine engel olmamaktadır. O zaman doğru soru: Enflasyon olmadan büyüme ve istihdam nasıl sağlanır olmalıdır.

Türkiye, 80'li yıllardan itibaren disiplinli bir borçlanma ile hiper enflasyona düşmeden stabil bir enflasyon oranı altında verimsiz bir büyüme sağladı. Enflasyon oranını muhasebesine yansıtabilseydi, büyüme sürecinden reel olarak kazançlı çıkmadığını görecekti. Daha fazla üretmek ve satmak yerine faaliyet dışı gelirlerle büyüdüğünü zanneden kurumlar, dönem sonunda elde ettikleri sonuçlarla hem reel olarak küçüldüler, hem de pazardan koparak güçsüzleştiler. Diğer yandan, enflasyon rant ekonomisini geliştirdi, gelir dağılımını daha fazla bozdu ve yolsuzluk alanlarını genişletti.

Bir ülkenin toplam GSMH'si ile kişi başına GSMH'si birlikte anlam ifade eder. Toplam GSMH büyürken, enflasyon odaklı devalüasyonlarla kişi başına GSMH düştü. Kısacası, enflasyonla büyüme, Türkiye'nin ve Türk insanının zararını büyüttü. Bu nedenle, Türkiye ekonomisinin, enflasyonla büyümeyi başardığı iddiası kocaman bir yanılgıdır.

Bugün, iç borçlanma limitlerini aşan Türkiye'nin enflasyonu belirli oranlarda tutabilme gücü de kalmamıştır. Dolayısıyla, enflasyonist bir yaklaşımın, sonu belirsiz bir hiper enflasyon macerasına ülkeyi sürükleme tehlikesi de yüksektir.

Türkiye'nin, bundan böyle terk etmesi gereken enflasyonu düşürme modelinin yanlışlığı da, yukarıdaki ikilemi doğuran bir başka neden olmuştur. Türkiye, fiyatların yükselmesi karşısında alışveriş sürecini destekleyecek para arzını yapmayarak, başka bir deyişle piyasaların yeni fiyat düzeyindeki para talebini karşılamayarak enflasyonu düşürmeye çalışmaktadır. Bu şekilde, para değerli kılınarak, yapay olduğuna inandığı fiyatların düşmesi beklenmektedir. Oysa, elde edilen sonuç, fiyatların düşmesi yerine, ekonominin küçülmesi olmaktadır.

Enflasyonla mücadeleyi para politikaları ile yapmayı tercih eden Türkiye, fiyatların yükselme nedenlerini ortadan kaldıracak temel sorunları ise sürekli gözardı etmektedir. Enflasyon beklentisi dışında fiyatların yükselmesine neden olan maliyetleri ciddiye almamaktadır. Oysa, enflasyon, yanlış ekonomik davranışların yarattığı bir sonuç, başka bir deyişle hasta bir bünyenin göstergesidir. Türkiye ekonomisinin altyapısı ve vergilendirme sistemi bu anlamda iyileştirilmedikçe ve enflasyonu tetikleyen unsurlar ortadan kaldırılmadıkça, ne enflasyon düşürülebilecek, ne de enflasyonla büyüme beklentisinin yanlışlığı kırılabilecektir.