Yabancı Sermayenin Gelmesi İstenmedi

Dolaşan doğrudan yabancı sermayeden aldığı pay yüzbinde bir dahi olmayan Türkiye'nin, bu payı artırmak için gerekli piyasa kültürüne sahip olmadığını düşünmek doğru olmaz. Doğru olan, Türkiye'nin yabancı sermayeyi ülkesinde istemediğidir.

Yabancı sermaye, rasyonel piyasa ortamlarına ülke ayrımı yapmaksızın gelir. Yapılması gereken, piyasa demokrasisini bilinen kurallarıyla tesis etmek ve korumaktır. Başka bir deyişle, piyasalar üstü davranışları engellemek, ekonomiyi siyasetten arındırmaktır.

Türkiye'de, cumhuriyet hükümetleri sözkonusu rasyonel piyasa ortamını isteyerek kurmamışlardır. Nedenleri; siyasetlerini finanse ettirebilecekleri kendi zenginlerini yaratma olanağını bulmaktır. Bu arayış, rakiplerini yarışarak değil, engelleyerek büyüme hevesi taşıyan özel sektör tarafından da kolayca destek bulmuştur.

Konuyu, üzerinde en çok spekülasyon yapılan bankacılık sektörünü ele alarak açıklamaya çalışalım. BDDK, fon bankalarını yabancı sermayeye ucuza satılacakları ölçeklere getirmekle eleştirilmektedir. Söz konusu bankaların yerli sermayedarlara satılmasına bir engel yoktur. Ancak, yerli sermayedarlar hem parasal, hem de entelektüel birikimlerinin yetersizliği nedeniyle aday değillerdir.

Mevduata devlet garantisi, bankacılık sektöründe yaşanan trajedinin temel nedenidir. Bu yüzden bankacılık sektöründe tüketici denetimi ortadan kalkmış, yaratılan haksız rekabet ortamında iyi bankaların kötüleri kovması önlenmiştir. Aksine, kötü bankalar fona devredilecekleri kaçınılmaz sonlarına gelene kadar, iyi bankaları sorumsuz hizmet seviyeleriyle rekabete zorlayarak zayıflatmışlardır.

Mevduata devlet garantisi olmasaydı, tüketiciler tercihlerini iyi bankalar lehine yapacaklar, kötü bankalar da pazar paylarını iyilere bırakarak iflas edeceklerdi. Sonuçta, iyi bankalar güç kazanacaklar, büyüyecekler ve bugün olduklarının aksine hem öz kaynakları, hem de borçlanma kapasiteleri açısından uluslararası ölçeklere ulaşmış olacaklardı. Kötü bankaları da piyasalar ayıkladığı için devlet, TMSF denilen bir araca ihtiyaç duymayarak, hem şaibeden kurtulacak, hem de milyarlarca dolar halkın parasını çöpe atmayacaktı. Diğer yandan, yabancı bankalar, sermaye birikimini sağlamış yerli iyi bankalarla rekabet etmek zorunda kalacakları için zamanında ve sorgulanmayacak boyutlarda sermayeler ile gelmiş olacaklardı. Ve Türkiye kaynak tüketen değil, kaynak yaratan bir finans sektörüne sahip olacaktı.

Bugün sektörde yaşanan olumsuz gelişmelere davetiye çıkaran irrasyonel ortam, siyasetlerini finanse etmek isteyen hükümetlerle, asla banka sahibi olamayacak düzeydeki yerli girişimcilerin ortak aklı ile oluşturulmuş ve korunmuştur. Yabancı sermayenin, yaratılan haksız rekabet ortamına gelmeyeceği açıktır.

Diğer sektörlerde de yerli girişimciler ile devlet benzer davranışlar sergileyerek, uluslararası rekabeti sınırlayan, kendinden menkul koşullarla sözde korundukları ortamlar oluşturdular. Bu sayede, sermayeleri tek bir sektörde dahi tutunmalarına yetmeyecek holdingler, yıllarca Türk pazarlarının hemen tamamına hakim oldular. Elde ettikleri imtiyazın ne kadar riskli sonuçlar doğurabileceğini, ne boyutta istismar edilebileceğini, yeni yetme siyasi güdümlü rakipleri türeyince anladılar. Başka bir deyişle, devletin ekonomiden çekilmesi için bugün siyasilere baskı yapan sanayicilerimiz, kendi canavarlarını yarattılar.

Türkiye, dün gelmesini istemediği yabancı sermayeye bugün muhtaçtır. Yerli girişimciler yanlış politikalara destek vermeyerek, sınırların ticarete açılmasını ve yabancı sermaye ile rekabeti zamanında tercih etselerdi, çok sayıda işe yaramaz ve çalışamaz tesisler yerine, az sayıda verimli ve piyasa değerleri yüksek tesislere sahip olabilirlerdi. Bugün sermaye yetersizliği nedeniyle çalışamaz olan tesislerin sahipleri kaybetmişlerdir. Dünyanın her yerinde verimsiz ve pazarını kaybetmiş tesislerin hisse değerleri düşer. Türkiye'de kriz sonrasında yerli ya da yabancı yatırımcılar için tesisler ucuzlamıştır ama ucuza çalıştırılamazlar. Türkiye'nin ihtiyacı tesisleri verimli çalıştırabilecek, istihdamı yeniden yaratabilecek yabancı sermayedir. Bu aşamada ne yazık ki hisse değerleri önemini kaybetmiştir.

IMF'nin neredeyse yeni önerdiği iflas masasına Brezilya ile birlikte örnek aday olarak yakıştırılan Türkiye'nin kaynak yaratması ve yeniden ekonomisini büyüme sürecine sokması, her yönüyle uluslararası rekabete açılmasına, AB'ye yaklaşmasına ve piyasalarını devletten kurtararak tüketicilere emanet etmesine bağlıdır.