Vergilendirme Mantığı Değişmeli

Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Bu cümle, hem vatandaşlık görevini, hem de devletin kazanç ortamı sağlama ödevini içeriyor. Ne yazık ki, bugünlerde vergilendirilecek kutsal kazanç bulunamıyor. Başka bir deyişle, Türkiye'de birey ve kurumların vergi ödeyecekleri kazançları kalmadı. Çünkü, devlet yukarıdaki cümlede gizlenmiş olan ödevini uzun süredir yerine getiremiyor.

Oysa devlet, vatandaşlarım vergi ödeyebilecekleri kazancı sağlayamıyorlar diyecek yerde, vergi gelirlerim düşüyor diye serzenişte bulunuyor. Sonuç aynı gözükse de devletin üslubu, konuya bakış açısını ve mantalitesini ortaya koyuyor. Bugün devletin bu köhnemiş, oligarşik mantaliteyi değiştirmesi gerekiyor. Yıllarca vergi veren kesimi artan oranlarda vergilendirerek küçülten devlet giderek kayıtdışını özendirmiş, vatandaşını yaşamak için devleti yanıltmaya zorlar olmuştur.

Üç ayda bir kazanıp kazanmayacağı belirsiz bir matrah üzerinden peşin vergisini, her ay henüz tahsilatını yapamadığı alacaklarının KDV'sini, net maaşların yaklaşık bir katı stopaj ve sigorta primini, yıl sonunda da sözde kârının toplam yüzde elli altısını (neredeyse reel kazancının iki katını) kurumlar ve gelir vergisi olarak devlete ödemek zorunda bırakılan müteşebbis, dolaylı vergilerle de rekabet şansını kaybettiği pazarında, nasıl yatırım yapacak da vergi mükellefi olmaya devam edecek? Ya zarar edip sermayesini tüketecek, ya da kayıtdışına çıkıp devleti yanıltacaktır. Her iki halde de hem devletin, hem de girişimcinin riski yüksektir. Son elli yılda devletin, girişimciler için yarattığı vergili kutsal kazanç ortamı budur.

Hükümetlerin köşeye sıkıştıklarında, piyasaları canlandırmak adına çıkardıkları, olur olmaz vergi afları, bölge, sektör ya da kurumlara özel teşvikler de haksız rekabet yaratarak ekonomik yaşamı daha da bozmuştur. Devlet, GSMH'sinin yüzde yetmişine varan iç borç sarmalına da yeterli vergi geliri sağlayamadığı için düşmüştür.

Türkiye'de fonlar yatırıma, gelirler de vergiye dönüşmemektedirler. Mevcut vergi sistemi kazanca, başka bir deyişle kaynağına düşmandır. Bu nedenle, giderek hem gelir kaybedilmekte, hem de ekonomiye zarar verilmektedir. İyi bir vergi sistemi, kazanca dost olmalı, yatırıma, tüketime ve rekabete engel olmaktan kaçınmalı, aynı zamanda da müteşebbisin kayıtdışı riskini üstlenilmesi değmez kılmalıdır. Küçük kazançlardan yüksek oranlar yerine, büyük kazançlardan düşük oranlarda gelir elde etmek hedeflenirse, hem ekonomik büyüme, hem de vergi gelirlerinin artması eşanlı sağlanır.

Bu amaçla, maliyet yaratan dolaylı vergiler kaldırılmalı ve tüketimi engelleyen katma değer vergisi oranları da düşürülmelidir. Devlet, ithalatı serbest bırakarak kaliteyi, dolaylı ve doğrudan vergileri indirerek de kantiteyi yükseltmelidir. Kısaca, vergi sistemi kazancı büyütmeye ve büyüyen kazançtan küçük oranlarda ancak, toplamda daha fazla vergi geliri elde etmeyi amaçlamalıdır.

IMF'nin, vergi oranlarını düşürmeyi, vergi gelirlerini azaltacağı varsayımıyla kabul etmeyeceği görüşü doğru değildir. IMF, araçlarla değil, amaçla ilgilenir. Anlamsız ve yararsız bir vergi sistemini değiştirdiğinizde vergi tabanı genişleyecek, kayıtdışı özenilir olmaktan çıkacak, talep canlanacak ve büyüme sağlanacaksa, her şeyden önemlisi büyümeye paralel olarak devletin vergi gelirleri artacaksa, IMF'nin bu değişime itiraz etmesi olanaksızdır. Sorun, gereğini anlatamayan hükümete aittir.

Bugün gelinen aşamada, mevcut vergi sistemi, ek vergiler salınarak ve oranlar artırılarak sürdürülmek istenirse, hiç kuşkusuz hazırlayıcıların ve uygulayıcıların bilgi, beceri ve birikimleri sorgulanmalıdır. Sorumlu ve danışman kadroların bilimsel bir platformda savunmaları istenmelidir. Çağın gerisinde kalmış, değişmez uzmanların görevlerinden uzaklaştırılmaları da sağlanmalıdır. İş aleminin bu yönde baskı kurmaları ve çaba sarfetmeleri kaçınılmazdır.

Türkiye ekonomisi, yeni yüzyıla bu vergi sistemi ile girerse ne büyüme, ne de rekabet şansını elde edemez. Vergi reformu şarttır.