Vatandaşına Değer Vermek

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir cümlesi, ülke sınırları içerisinde yaşayan insanlara verilen değeri ve önemi anlatmaktadır. Ulu önder Atatürk’ ün bu özdeyiş de anlatmak istediği, günümüz terminolojisinde bireyin özgürlüğünün değerli, önemli, gerekli ve kısıtlanamaz olduğudur.

Ülkeler çeşitli açılardan birbirlerinden farklılaşarak sınıflanabilir. Farklılıklardan biri ve belki de en önemlisi  vatandaşlık anlayışı ve sokaktaki insanına olan yaklaşımıdır. Ülkelerin bu konudaki tavırları, diğer konulara ilişkin davranış kalıplarının da ana temasını oluşturur. Kendi vatandaşlarına değer ve önem veren ülkeler, diğer ülkelerin vatandaşlarına da aynı şekilde önem verirler.

Şu veya bu ülke için vatandaşına değer vermiyor tanımlaması yapmak da zordur. Her ülke kendinden menkul değerlerle vatandaşını azami gözettiğini savunabilir. Burada önemli olan evrensel değer ölçüleri altında durumun nasıl olduğudur ?

Türkiye hemen her resmi kurumunda, başta TBMM olmak üzere, Atatürk’ ün yukarıdaki özdeyişini en görünen yere yazar ve adeta bu anlayışı baş tacı etmiş görüntüsü verir. Gerçekte böyle midir ? Millet kayıtsız, şartsız egemen midir ?

Sözlük anlamıyla incelendiğinde egemenliğin vazgeçilmez unsuru özgürlüktür. Bu açıdan ele alınırsa, Türkiye’ de “vatandaş evrensel kriterlere göre ne kadar özgürdür” cevabını bulmamız, eşanlı olarak vatandaşın sahip olduğu egemenlik boyutunu da açıklar.

Önce, tüketicinin ekonomik özgürlüğünü irdeleyelim. Ekonomik özgürlüğün ana kriteri, bir ülke vatandaşının, diğer ülkelerde üretilen ürün ve hizmetlere söz konusu ülke vatandaşlarıyla eşit koşullarda sahip olabilme yeteneğidir. Kısacası, vatandaşın gümrük ve/veya diğer vergilerle yurt içinde üretilen ve/veya ithal edilen ürün ve hizmetlere sahip olmak için daha yüksek fiyatlara zorlanmamasıdır. Bu açıdan bakıldığında Türk tüketicisi halen tutsaktır.

Bireyin siyasal özgürlüğünü irdeleyelim. Siyasal özgürlüğün evrensel kriteri, uygulamayı taahhüt ederek imzaladığımız Avrupa İnsan Hakları Beyannamesinde yer alan tanımlara ne kadar yakın ya da uzak yaşıyor olduğumuzdur. Bu açıdan bakıldığında da Türk insanının halen tutsak olduğu bilinen bir gerçektir.

Bizim gibi vatandaşlarının kararlarına hem ekonomik, hem de siyasal yaşamda tam güvenemeyen ülkeler, vatandaşımız için doğru olanı biz biliriz diyen ülkelerdir. Bu nedenle, Türkiye, dünya ile olan ilişkilerini de diğer ülkelerin vatandaşlarıyla değil yönetimleriyle kurar. Prensip olarak, her ülkede yöneticilerin kendi vatandaşları adına, onlara başvurmadan kararlar alacağını düşünür. Sözde ermeni soykırım tasarısının Fransa Parlamentosunda onaylanması da bu düşünce ile ihmal edilen bir sürecin sonucudur. Türkiye, her zaman olduğu gibi bu konudaki iddiaları çürütmek için tarihi belgeler ışığında Fransa’ nın kamuoyunu aydınlatacak proaktif girişimlerde bulunmak yerine, son dakikada  yöneticilerine baskı yaparak çözüm aramaktadır. Oysa, bugün benzer sürecin çalıştırıldığını öğrendiğimiz diğer batılı ülkelerin hemen tamamında yönetimler bizimkilerin aksine, kamuoylarına daha çok değer ve önem vermektedirler. Türkiye bu gerçeği görerek anlatmak istediklerini doğrudan ülkelerin vatandaşlarına başka bir deyişle, Amerika’ ya değil Amerikalıya, İngiltere’ ye değil İngilize, Fransa’ya değil Fransıza anlatmalıdır. Bir ülkenin kendi halkına gösterdiği ya da göstermediği saygı düzeyini, genel geçer düzey olarak görme hatasını yapmamalıdır.