Ulusal Kimlik ve Tanıtım

Türkiye’nin imajı, hemen her kesim için süregelen bir sorun olmuştur. Buna karşın, daha çok turizm sektöründe daralma yaşandığında ve/veya uluslararası platformlarda beklenenler gerçekleşmediğinde ele alınan ve bir süreç içerisinde yaklaşılmayan bir konudur. Eleştiriler de her zaman tanıtımın yeterli olmadığında odaklanır.

Teorik olarak imaj, kimlik ve kültür ile doğrudan ve birbirini besleyen bir ilişki içerisindedir. Kimliğine stratejik olarak yatırım yapmayan bir kurumun ya da kişinin imajı tesadüflere terk edilmiştir. Ülke imajı da aynı proses içerisinde, ulusal kimliğine yönelik yatırımlardan beslenir ve yerine göre dışarıda etkinizi belirleyen en önemli birinci unsur olur.

Kimlik dışarıda yaratılan bir olgu değildir. Ülkenin içerisinde yaratılır, büyür, zamanla oluşur, gelişir ve sürekli bir prosestir. Liderler ve tüm vatandaşlar birlikte etkendir. Ulusal kimliğin ana kaynağı ulusal kültürdür. Proses içerisinde ulusal kültür de değişebilir ve nihayet dinamik bir kimlik, ülke imajı olarak sürekli dışarıya yansır.

Ülkeler kimlikleri ile ilgili olumlu ve yararlı, başka bir deyişle rekabet üstünlüğü sağlayacak bir imaj yaratmak istediklerinde, cevaplamaları gereken iki ayrı soru vardır: Birincisi, “Biz neyiz ve ne olmak istiyoruz?” ikincisi, “Çevremiz bizi nasıl algılıyor, biliyor ve tanıyor?” dur.

Yanlış anlamalara olanak vermeyen, anlaşılır, objektif, pozitif ve berrak bir imajın ön koşulu; kimliğinize yönelik yatırımınız hakkında berrak bir temele sahip olmanızdır. Bu nedenle “Biz neyiz?” sorusunun cevabı öncelikle irdelenmelidir. Hoşnut olmadığınız bir imajınız olduğunu düşündüğünüzde konuya “iyi tanınmıyor muyuz?” yerine “iyi mi tanınıyoruz?” şeklinde cesurca yaklaşılmalıdır. Bu yaklaşım, zayıf yönlerinizi daha net görmenizi ve güçlü yanlarınızı daha fazla öne çıkarmanızı sağlar. Zayıf ve güçlü yanlarınız, hem göreceli, hem de geçicidir. Örneğin, Türkiye aynı anda Pakistanlı için iyi, Amerikalı için kötü yaşam koşullarına sahip olabilir. Amerikalı özendirilmek istendiğinde, bu kitlenin tatminine yönelik yaşam standartlarına sahip olmanız gerekir. Bu amaçla yatırım yapma ya da yapmama kararı “Ne olmak istiyoruz?” sorusunun cevabıyla belirlenir. Tanıtım, hedef kitleyi bilgilendirmeye yönelik ikinci aşamadır. Kısacası,  Amerikalı’nın beynindeki “Türkiye’de yaşam koşulları iyi değildir” imajını ortadan kaldırmanın ön koşulu, önce aranan iyi yaşam koşullarına sahip olmaktır. Daha sonra bu gelişmelerden Amerikalıları haberdar etmeye çalışmaktır. Diğer yandan, Pakistanlı’nın tatmininin de diğer alternatif ülkelerdeki gelişmelere bağlı olarak değişebileceği gözardı edilmemelidir. Daha somut örnekler vermek istersek; Türkiye’nin insan haklarına saygılı bir ülke olduğunu düşündürmek istediğimizde ön koşul, insan haklarına saygılı olmaktır. Güney sahillerimizde ya da diğer yörelerde terör olmadığını düşündürmek istediğimizde ön koşul, terörün olmamasıdır. Eğer varsa, bu konuda alınan tedbirlerle terörden etkilenmeyeceklerini anlatmak daha doğrudur. Kısacası, herhangi bir sektörde iyi hizmet verdiğinizi düşündürmenin yolu öncelikle iyi hizmeti vermek, sonra bu yönde hedef kitleyi doğru bilgilendirmektir. Dışarıda iyi bir imaja sahip olmanın yatırımı içeride yapılır. Bu nedenle imajı tesadüflere bırakılmış, başka bir deyişle ulus kimliği üzerinde stratejik olarak planlanmış bir yatırımı olmayan Türkiye’nin, konuya bir tanıtım eksiği olarak bakması son derece yanlıştır.

Gelişmiş ülkeler arasında yer alan İngiltere ve Almanya stratejik kimlik dizaynı konusunda ulusal enstitüleri olan ülkelerdir. ABD ise konuya her kurumunun ayrı ayrı bu bilinçle yaklaştığı ve sinerjisinden olumlu sonuçların alındığı bir ülkedir. Örneğin, İngiltere’deki terör olayları, İngiltere’nin sahip olduğu kimliği zedelememiştir. Aynı zaman diliminde, Türkiye’nin elde ettiği birçok başarı da sahip olduğu kimliği değiştirmeye yetmemiştir. Bu sonuçlar, kimlik unsurunun beyinlerde planlı ya da plansız nasıl sağlam ve zor değiştirilebilen bir yer elde ettiğinin göstergesidir. Bu olgu, tanıtımla değişmez. Kimliğine yatırım yapmayan kurum reklamla marka yaratamaz. Reklam, sağlam bir kimlik yatırımının üzerine inşa edilirse markalaşmayı sağlayabilir. Önemli olan stratejik olarak planlanmış ve uygulamalarına yansıyan bir kimliğin süreç içerisinde dizayn edilmesidir. Her ülke, kurum ve kişi teorik olarak istenen kimliğe hazırlanabilir, konumlanabilir. Ama sahip olmadığı bir kimliği yansıtamaz.