Ülkeler Batar Mı?

Ülkeler, şirketler gibi iflas ederek batmaz. Başka bir deyişle yok olup gitmez. Haritada yerini muhafaza eder. Ancak, giderek fakirleşir. Ülkeler fakirleşerek batar. Türkiye de on yıldır yükseltemediği kişi başına 3000 dolar gayri safi milli hasılasını büyük bir gayretle 2500 dolara düşürerek batmıştır. Yunanistan, aynı sürede 3000 dolar kişi başına gayri safi milli hasılasını 10000 dolara çıkarmıştır. Bazı vatandaşlarımız kendi aralarında "ne ülke kardeşim yediler, yediler batıramadılar" diye üstü kapalı batmaz ülke sevincini yaşarlarken yanılgı içerisindedirler. Çünkü, ülkelerin batmasının fakirleşmek olduğunu bilmemektedirler. Türkiye'nin verimli çalışan kesiminden elde ettiği kaynakları, verimsiz kesimlere aktaran ve yetmediği için açıklarını borçlanarak kapatan devlet, sonunda verimli kesimleri de darboğaza sokarak ülkeyi küçültmeyi başarmıştır. Bugün kaynak yaratamayan ve açıklarını kapatacak borcu bulamayan Türkiye, eğer şirket olsaydı iflas masasındaydı. Kısacası, ülke batmıştır. Ülkeyi batıranlar da özellikle son on yılın cumhuriyet hükümetleridir.

Ülkelerin yeniden umutlanmaları da vazgeçilmez ihtiyaçlarıdır. Krizler hiçbir ülke için dünyanın sonu olmamıştır. Türkiye de her kriz sonrası büyüyen problemlerini "sorunlar yeni fırsatlar yaratır" edebiyatıyla halka ödetmeyi başaran ülkelerdendir. Ne var ki, yıllarca üst üste binen maliyetlerin toplamı, bugün halkın ödeme gücünü aşmıştır. Türkiye'de yaklaşık yetmiş yıldır topluma maliyet üreten sistemin değişmesi şarttır. Cumhuriyet hükümetlerinin mevcut sistemi bugünden sonra halka satması olanaksızdır. Değiştirir gibi yapıp değiştirmeden sunması da zordur. Yılbaşında, "2000 yılına girerken" başlıklı yazımda yazdığım ve kaçınılmaz olduğunu söylediğim transformasyon başlamıştır. Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanı, Kemal Derviş'in bakan olarak göreve gelmesi bu değişimin başlıca işaretleridir.

Yine çok sık duyduğumuz "Meclis'teki vekilleri ve davranışlarını görünce bunları biz mi seçtik?" diye üzülenlerin azalacağı bir milletvekili profiline de süratle ulaşılacağı kesindir. Seçim Yasası'nın değişmesi bu oluşuma yardımcı olacaktır.

Kemal Derviş yönetiminde oluşturulmaya çalışılan ekonomik program öncekilerinden farklıdır. Gerçekçidir ve bir o kadar da samimidir. Enflasyonun hedef olduğu kadar sonuç olduğu bilincindedir. Rakam hedeflemek yerine doğru politikalar ile doğru zamanda, doğru seviyelere düşmesini öngörmektedir. Ekonomiye bir bütün olarak bakmakta ve öncelikleri bütüne olan etkilerini gözeterek tayin etmektedir. Bugünün koşullarında piyasaları çalıştırmanın yüksek maliyetini görmekte ve bu maliyeti en kısa sürede piyasa özürlerimizi bertaraf ederek geri almayı planlamaktadır. Bu nedenle kamu bankaları tasfiye sürecine alınmakta ve özelleştirmeye ödünsüz yaklaşılmaktadır. Türkiye'nin dış pazar payını kısa dönemde büyütemeyeceğini, 27 milyar dolarlık ihracatta olabilecek artışların Türkiye ekonomisini kurtaramayacağını, asıl hedefin iç pazardaki büyüme olduğunu bilmektedir. Dışarıdan alınabilecek yardımlar büyük rakamlar olamayacağı için daha çok içeride kaynak yaratmaya yönelmektedir. Yardımdan çok ticaret amaçlı destek arayışlarıyla güven tazelemekte ve özellikle rehabilite edilecek bankacılık sektörüne yabancıların yatırım yapmasına, eşanlı olarak da Dünya Bankası'nın sektöre özel kredisine zemin hazırlamaktadır. Daha önemlisi, kriz yaratmaya ve derinleştirmeye olanak veren mali sektörün spekülatif yapısının değiştirileceği ve bankacılık sisteminin reel sektöre hizmet veren türevler haline getirileceği mesajını vermektedir. Destekleme alımlarıyla verimsiz kaynak tüketimlerine izin vermezken, memur ve işçi kesiminin alım gücüne katkıda bulunacağını da ifade etmektedir. Sosyal yanı gözardı etmeyen ancak, ekonomi bilimine sadık, rasyonel ve esnek bir programın hazırlandığı hissini vermektedir.

Türkiye, devletçi yapısı değiştirilebilir, vergi sisteminin kazanca dost hale getirilmesiyle kayıtdışı ortadan kaldırılabilir ve güven ortamının sağlanmasıyla istikrara kavuşturulabilirse, tüm yaşanmış olumsuzluklara karşın geleceği olan bir pazardır.

Piyasalar, şu anda ilan edilen döviz kurlarını, faiz oranlarını ve diğer göstergeleri yüksek buldukları için değil, reel bulmadıkları için çalışmamaktadır. Başka bir deyişle, piyasalar ilan edilen değerlere inanmamaktadır. Özellikle para politikasını ve piyasalarla ilgili öngörüleri içeren makro planın açıklanması ile belirsizlik ortadan kalkacaktır. Piyasalar kısa sürede onaylayacağı yeni dengelerle çalışmaya başlayacaktır.

Bundan sonra, piyasalar programda vaat edilenlerin gerçekleşmesine endeksli olarak hareket edecektir. 2001 yılı için tahmin edilen yüzde 45 enflasyon oranı ve yüzde -2 büyüme ya da 2 küçülme, batan bir ülkenin yeniden umutlanması için oldukça iyimser sonuçlardır. Programın başarısında en büyük destek sokaktaki insandır. Kemal Derviş ve programının bu desteği aldığı gözlenmektedir.

Hem uygulayıcılara, hem de halka, daha şimdiden şahit oldukları siyasi direnişlere utanmadan, sıkılmadan politik çıkarlar adına programı zora sokmaya çalışanlara dayanmak için “ya sabır“ dilemek ve programın olası başarılı sonuçlarının kalıcılığı için de değişime devam etmek gerekir.