Türkiye’yi Yönetmek Çok Ucuz

Bir ülkeyi yönetmek ne kadar ucuz olursa, o ülkede yaşamak da o kadar pahalı olur. Türkiye, yönetimi ucuz, yaşamı pahalı bir ülkedir.

Türkiye’de demokrasi, halkın ihtiyaçlarını belirleyip talep edebileceği bir platform haline getirilememiştir. Merkezi otorite doğruyu belirleme hakkını sokaktaki vatandaşına devretmemiş, halkın kendini yönettiği ilkesi teoride kalmıştır. Halkın doğruları ile devletin doğruları arasındaki makas giderek açılmıştır. Halk, birçok alanda yasalarla kavgalı duruma gelmiş, devletin bir kurumunun yaptığını da diğeri bozar olmuştur. Bu olgunun hangi boyutlarda olduğunu, devletin zorunlu kalarak hemen her on yılda bir barış adı altında uzattığı elin ne kadar çoğunlukla ve hararetle sıkıldığından anlayabiliriz.

Cumhuriyet hükümetleri ülkenin doğusuna hizmet götüremeyince, göçe davetiye çıkarmışlardır. Büyük şehirlerimizin alt yapılarını hazırlamadan, imar planlarını yenilemeden hem oturanları, hem gelenleri mağdur etmişlerdir. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayacak oranda, ülke topraklarının %99.5’ una kamu arazisi adı altında sahip olan devlet, gerekli zamanlarda, oranlarda, vasıflarda bu arazileri imara açmayarak, halkın arsa ihtiyacını karşılayamamıştır. Hükümetin bugün barışalım dediği orman vasfını kaybetmiş arazilerde oturanların sayısı milyonlara varmıştır. Fabrikalar, resmi daireler, binalar, evler kurulmuştur. Demek ki, milyonlarca insan bu arazilere bir gecede gelmemiştir. Kamu arazilerini zamanında, kontrollü olarak imara açmayan yönetimler, hem şehir içi yaşamı çok katlı çirkinliklere mahkum etmiş, hem arsa rantlarını yükseltmiş, hem hazineyi önemli bir gelirden mahrum bırakmış, hem de bu arazilerde muvazaalı yerleşimlere ortam hazırlamışlardır. Hükümetin bugün çıkarmaya çalıştığı yasayla affedilen muhataplarından çok bu oluşumlara neden olan yönetimler olacaktır.

Vergi affı ya da barışı yasası da bir başka örnektir. Bu yasayla devlet yaklaşık 6.5 katrilyon TL toplayacaktır. Hükümet, koşullu vergi affına vergiler ödenmediği için ihtiyaç duymuştur. Milyonlarca mükellef de bu teklifi kabul etmiştir. Bazıları vergilerini zamanında ödemediği için, bazıları doğru beyanda bulunmadığı için, bazıları (belki de çoğunluğu) da ödevlerini yapmasına karşın yok yere başlarını devletle derde sokmamak için ödemişlerdir. Demek ki, Türkiye’ de milyonlarca mükellef vergi yasaları ile kavgalıdır. Devlet ödenemeyecek oranlarda vergi toplamaya ve bu vergileri de sürekli aynı kesime salmaya devam etmeseydi, vergiyi tabana yaymayı ve kayıt dışını ortadan kaldırmayı başarabilseydi, hem vergisini ödemeyenleri uykusuz bırakmayacak, hem de bu gibi yasalarla vergisini düzgün ödeyenleri mağdur etmeyecekti. Hükümet uyguladığı vergi barışı ile sadece muhatapları değil geçmiş yönetimleri de affetmiştir.

Bu örnekleri af ya da barış adı altında çıkarılan her yasa konusu için çoğaltabiliriz. Türkiye Cumhuriyetinin tarihi, bundan sonra da şahit olacağımızı zannettiğim bu örneklerle doludur. Bunun nedeni, Türkiye’ yi yönetmenin ucuz olmasıdır.

Türkiye’ de halkın ihtiyaçlarından bihaber bir yönetim sergileyeceksin. Vatandaşını hemen her konuda yasalarla kavgalı hale getireceksin. Devletin bir kurumunda evet dediğine, diğerinde  hayır diyeceksin. Sonra da, zor durumda bıraktığın vatandaşları affediyorum diyerek kendi başarısızlıklarını affedeceksin. Böyle ülke yönetmek ne kadar ucuz, yaşamak da ne kadar pahalı değil mi ?