Türk Lirası

Bir ülkenin parası nasıl değerlenir sorusunun cevabı, o ülkede üretilen mal ve hizmetlerin diğer ülke vatandaşları tarafından aranıp, aranmadığında gizlidir. Kısacası, paranızın değeri, dünya ile ne kadar ticaret yaptığınıza bağlı olarak değişir. Türkiye ise dünya ile ticareti kısıtlı, nüfusuna oranla ekonomik hacmi küçük bir ülkedir.

Ankara Ticaret Odasının önayak olduğu kampanyanın Türk Lirasının değer kazanmasına katkısı olur mu ? Bu kampanya, yatırımları arttırır, ihracatımızı yükseltir, dünya ile ticaret hacmimizi genişletir, kağıt üzerinde konvertible olan TL’ ye bu yönde hayatiyet kazandırırsa,  evet !

Bence bu kampanya yarardan çok zarar getirir. Özellikle, ekonomi bilgisi olmayan geniş kesimde, bir ülkenin parasının değerinin böyle aratabileceği yanlışını güdümler. Kaldı ki, gazetelere verilen ilanlarda yer alan, sanki birilerinin ısrarıyla araya sıkıştırılmış gibi gözüken “Türk malı ürünleri tercih et” sözüyle de ne anlatılmak istendiği belli değildir. Türkiye’ de üretilen yabancı markalar mı alınmasın ? İthalat mı yapılmasın ?

Buradaki mesaj kapalı ekonomi beklentisi içeriyorsa, yabancılar mal satamadığı bir ülkeden neden mal alsın ? Böyle bir ülkeye neden yatırım yapsın ? Kendi sınırları içerisinde rekabetten korkan, bu nedenle de uluslararası pazarlarda malını ve hizmetini satamayan bir ülkenin parası nasıl değerlensin ?

Beyler, ekonomi ciddi bir bilim dalıdır. Türkiye ekonomisi zarar eden, verimsiz, rekabet gücü zayıf bir üretime ve bunun sonucu olarak da uluslararası pazarlar da itibar görmeyen bir paraya sahiptir. Türk lirasına değeri piyasalar kazandırır. Türk lirasına güven ya da güvensizlik piyasalarda oluşur. Türkiye, sınırları içerisinde dünya ile rekabet edebilecek nitelikte mal ve hizmet üretmedikçe, ihracatınız artmaz ve paranız değer kazanmaz. Bu sonuca açık ticaret ve açık toplum yapısına özenerek ulaşabilirsiniz. Bunun aksini çağrıştıracak her kampanya maksadını aşar ve toplumu yanıltabilir.

Bir ülkenin kendi parasıyla tasarruf yapabilmesi, borçlanabilmesi, o ülkede yaşayan her vatandaşın arzusudur. Ancak, bu sonuca ulaşmak böyle kampanyalar boyutunda basit ve kolay değildir. Dövizin boykotu, tüketicilerin fiyatı yükselen bir ürün ya da hizmeti boykot etmesine benzemez. Alışveriş ve tasarruf farklı ekonomik işlevlerdir. Bu nedenle, kamuoyu oluşturabilecek baskı gruplarının, etkileme gücünü kullanırken bilimsel gerçeklere ve uluslararası konjonktüre duyarlı ve sorumlu davranması gerekir. Devletin de bu nevi davranışlara popülist yaklaşmaması ve toplumu yanıltacak beyanlardan özenle kaçınması, bu sonuçlara kanun ve yasaklarla varılamayacağını açıkça ifade etmesi şarttır.

Dövizle borçlanarak kur riskini üzerine almakla tenkit edilen TCMB, bu davranışıyla piyasalara adapte olmak yanında, Türk lirasının geleceğine olan inancını göstermektedir. Serbest bırakılan döviz kuru, bugün için ne yazık ki piyasaların itibar edilecek yegane güven göstergesidir.  Türkiye’ nin dalgalı kur sistemi dışında bir seçeneği üstlenecek mali gücü de yoktur. Reel sektörün yaşanan krizden yara almadan çıkması da söz konusu değildir. Bu nedenle, gerçekleri ilgili kesimlerle ve toplumla paylaşarak, çözümleri hutbelerde, boykotlarda değil geç kalmadan ekonomik zeminlerde aramak gerekir.