Parasal Genişleme

Küresel ekonomide durgunluk (Resesyon) beklentisinin arttığı bir döneme girerken, Merkez Bankalarının kendi evlerinin içini düzenleme kaygıları da arttı.

Piyasaları canlandırmak amacıyla alınan makro ihtiyati kararların mikro alanda yaratacağı beklentileri analiz etme gereksinimi de beraberinde geldi.

Parasal genişlemenin ne olup, ne olmadığını anlatarak başlayan bir yazıyla, katkıda bulunma ihtiyacı duydum.

Parasal genişleme ya da parasal gevşeme “QE”(1), 2008 Global Finans krizinden sonra durgunluk dönemlerinde Merkez Bankalarının başvurabileceği bir uygulama olarak dile getirilir oldu. Ancak, parasal ekonomi alanının geleneğinde yer etmiş ve riskleri tanımlanabilmiş bir uygulama değildir.

Politika faizini yükselterek enflasyonu düşürmek için uygulanan parasal sıkılaştırmanın aksine faizi düşürerek enflasyonu yükseltmek ve büyümeye destek vermek için tercih edilen uygulamalarla anılan parasal gevşemenin, gerçekte kavramsal karşılığı farklıdır.

Piyasadaki likiditeyi artırmak için daha fazla faiz indirimi yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda gündeme gelen bu yöntemle, Merkez Bankaları özel bankaların Portföylerinde yer alan finansal varlıkları (başlıca tahvilleri) satın alarak dolaşımdaki para miktarını artırmayı hedefler. Amaç, bankaların likidite hacmini artırmak ve daha uygun faizlerle kredi vermelerini sağlayarak reel ekonomiyi canlandırmaktır.

2008 Global Finans krizi sonrasında, başlıca FED ve Avrupa Merkez Bankası ile küresel etkinlik alanı büyük Merkez Bankalarının, likidite sorununu çözmek için neredeyse sıfıra kadar faiz oranlarını düşürerek aldıkları önlemlerin yetersiz kalması, parasal genişleme (QE) olarak anılan yöntemi öne çıkarmıştır.

Ancak, 2008 yılındaki krizin ekonomik durgunluğun çok ötesinde bir finansal çöküş ortamı yarattığı unutulmamalıdır. Bugüne ait fotoğraftan benzer bir ekonomik darboğaz beklentisi çıkarmak doğru olmaz.  Kaldı ki, 2008 krizindeki uygulamada da çoğu banka güvensiz ortamda kredi dağıtmak yerine parayı elinde tutmayı tercih etmiştir.

Kısaca, çöken bir finansal sistemi küresel ölçekte tekrar işler hale getirmek için parasal genişlemeye başvurulmuş ve uygulanırken ortaya çıkabilecek olası riskler de büyük ölçüde göz ardı edilmiştir. Bankaların, bilançolarındaki sorunlu ve batık kredilerden kurtularak yeniden piyasaları düşük faizli fonlamaları için verilen destek ile eş zamanlı pazar ekonomisinin yapısal gereklerine ve fırsat eşitliği adaletine önemli zararlar verilmiştir.

Diğer yandan, 2008 krizini yaratan nedenlerin halen varlığını koruduğu ve sosyal sorunların artarak devam ettiği on yılın sonunda, dünya %1’inin %50’sinden daha fazla kazandığı gelir dağılımı ile önceden öngördüğümüz(2)  daha büyük ekonomik ve sosyal kırılmalara aday hale gelmiştir.

Yaklaşık iki ay önce, Avrupa Merkez Bankası Başkanının, Euro Bölgesini olası ekonomik durgunluktan çıkarmak için parasal genişlemeyi teşvik edecek uygulamalara ait mevcut hukuksal sınırları test edeceğini dile getirmesi Avrupa ekonomisindeki durgunluk beklentisini güçlendirmiştir.

FED Başkanı’nın da 23 Ağustos’ta Jackson Hole’ da yaptığı konuşmada, uzun vadeli görünüme dikkat çekerek geçici etkilere aşırı tepki vermekten yana olmadığını vurgulamasına karşın, büyüme için gerekirse parasal genişlemenin (QE) kullanılabileceğini söylemesi de bir anlamda küresel ekonominin durgunluğa girme ihtimalinin ajandalarında yer aldığını düşündürmüştür.

İkinci çeyreğe ait durağan ve aşağı yönlü büyüme verileri, özellikle Çin’in büyümesindeki yavaşlamanın devam edeceği beklentisi ve ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının yarattığı ekonomik belirsizlik ve Brexit açmazı, Merkez Bankalarını her ihtimali gözetmeye zorlamaktadır.

Türkiye, 2008 Global Finans krizi döneminde sahip olduğu iki çıpa (Sağlam Bankacılık Sistemi ve Mali Disiplin) sayesinde, parasal genişlemenin pozitif yanlarından(3) yararlanan gelişen ülke ekonomileri arasında yer almıştır.

Türkiye’nin pazar ekonomisi prensiplerinden sapmayan karar ve uygulamalarla, yatırımcılar için her dönem doğru adres olduğunu kanıtlaması ve sürdürülebilir büyüme vaadini canlı tutması gerekir.

Bu nedenle, her makro ihtiyati kararın büyük resme olan doğrusal ve dolaylı etkileri önceden değerlendirilmeye muhtaçtır.

Büyüme hedeflerine ulaşmada dönemsel zorluk yaşayan Türkiye’nin ilgili kurumlarının ekonomik sorunları aşmak ve piyasaları canlandırmak için kararlar almaları gerekli ve doğaldır.

Merkez Bankasının, geçtiğimiz hafta zorunlu karşılıklarla ilgili yayınladığı “kredi büyümesine göre farklılaştırma” tebliğ de reel sektörü desteklemek amacıyla, bankaları kredi vermeye teşvik eden bir uygulama olarak yürürlüğe girmiştir.

Ancak, Merkez Bankasının zorunlu karşılıklarla ilgili kredi genişleme adımı ile eş zamanlı enflasyonla ilgili parasal sıkılaştırmaya devam ettiği açıklamaları teorik olarak tutarlı değildir.

Enflasyon baskısının sürdüğü dönemde parasal sıkılaştırma ve faiz artışı denklemin doğru açılımlarıdır. Ama aynı dönemde enflasyonu artıracak kredi genişleme desteği ve faiz düşürme gayreti ise çelişkili adımlar olarak gözükmektedir.

Bankalar, reel sektöre ve tüketicilere kredi vermek için var edilmiş türevlerdir. 20. Yüzyılın son çeyreğinden itibaren dolaşan finansal sermayenin aşırı büyüyerek (reel sermayenin yaklaşık on katı) kurguladığı oyun sahasında(4) reel sermayeyi de tutsak eden yüksek kazançlar yaratmasına karşın, mal ve hizmet üretimi ekonominin yaşamsal gerçeğidir.

Kısaca, finans sektörünün (başlıca bankaların) sağlam bir reel sektöre, reel sektörün de sağlam bir bankacılık sistemine ihtiyacı olduğu unutulmamalıdır.

Bu nedenle, her girişimciye fırsat eşitliği sunan pazar ekonomisinin, iyilerin kötüleri ayıkladığı rekabetçi yapısına değer verilmeli ve bankaların batık maliyetlerini (tahsil edilemeyen kredilerin oranı) artıracak uygulamalardan özenle kaçınılmalıdır.

Bankalar, şüphesiz verimli borçlanma ve kredi büyütme Kriterlerini, piyasalara odaklı risk analizleriyle sürekli iyileştirmeli ve yenileştirmelidirler.

Her sektörün katma değer yaratan girişimcileri olduğu gibi yılsonunu zor getirenleri de vardır. Bu nedenle, piyasa ekonomilerinde sektör işaret etmek, lokomotif sektör tanımlamak ve sektör teşvik etmek doğru değildir.

Sektörlerin güçlenmesi, içlerinde yer alan iyi yönetilenlerin çoğalması, kötü yönetilenlerin de ayıklanmasıyla sağlanır. Söz konusu ayıklamayı da tüketiciler yapar.

Bankalar iyi yönetilenleri fonlamak için var edilmiş rasyonel (akılcı) kurumlardır. Başka bir deyişle, bankalar kurum ve bireylerin doğru hikâyelerini, geçerli teminatlarla desteklemek için vardır, kurtarmak için değil.

Bu nedenle, kötü yönetilenlerin yeni krediler alarak ya da mevcut kredilerini yapılandırarak risklerini büyütmek ya da ertelemek yerine, içine düştükleri zor durumdan yeni ortaklıklar kurarak ya da zamanında pazardan çıkış yaparak kurtulmaları gerekir.

Pazar ekonomisi kuralları doğru uygulanırsa, çıkarları ortaklaştırılmış olan kredi sağlayıcılar (başlıca bankalar), üreticiler ve tüketiciler ile ülke çıkarları asla çelişmez.

Piyasalar üstü yönlendirmelerde ise rekabetçi sistemin rasyoneli bozulur, önce ortak çıkarlar çelişir, sonra da ekonominin var olan sorunları büyür.

----------------------------------------------------------------------------------------------
(1) QE: Quantitative Easing: Nicel Gevşeme

(2) Erol Ümit, Sinanoğlu Reşat “21.Yüzyıl Kapitalizmi; Global Finans Krizinin Kuramsal Ekonomi ve İşletme Yönetimi Açısından Yapısal Analizi” Beta Yayınevi, Ekim 2011

(3) Parasal genişlemenin pozitif beklentisi: Kısa dönemde daha çok kredi desteği verilmesi, tüketicilerin daha çok harcama yapması, daha çok üretim ve daha çok istihdam yaratılmasıdır.
Parasal genişlemenin negatif beklentisi: Uzun dönemde ekonominin yapısal sorunlarının büyümesi, enflasyonun yükselmesi, tüketicilerin güçlerinin üzerinde alım yaparak borçlarının artması, sürekli ertelenerek büyüyen kredilerin geri dönmemesi sonucunda bankacılık sisteminin zarar görmesidir.

(4) 2008 Global Finans Krizinin yeniden yaşanmaması ve yeni balonlara meydan verilmemesi için kriz sonrası programlanan ama hedeflendiği ölçüde gerçekleştirilemeyen Regülasyonların daha fazla gecikmeden (iyileştirilerek ve yenileştirilerek) yürürlüğe girmesi için krizin kaynağı olan ülkelerin çaba göstermeleri gerekir.