Para Kazanamayacağın İhracatı Yapma

Türkiye İhracatçılar meclisi Başkanı Sayın Oğuz Satıcı’ nın geçtiğimiz hafta basına verdiği bir beyanatta “bundan sonraki temel kavramlarımızın başında kar gelecek. Keşke biz 40 Milyar dolar ihracat yapıp hiç kazanmayacağımıza, 30 Milyar dolar ihracat yapıp 10 Milyar dolar kazansak, bu borçlarımızı ödememize daha çok yarar sağlar” demiş. Ben yıllardır bunu söylüyorum. TİM Başkanının da bu rasyoneli dile getirmesi gecikmiş ama önemli ve bir o kadar da gerçekçi bir hedeftir. Umarım, ihracatçıların tamamı bu hedefi benimser ve gereğini yerine getirir. Ben gereklerinden biraz bahsetmek isterim;

Her şeyden önce ihracat bir ticarettir, savaş değildir. İhracatı milletler arası savaş gibi topluma algılatmaya çalışmak doğru değildir. Bu nedenle, Alicik ya da Ahmetçik Irak’ ta elde çanta cansiperane iş yapıyor ve/veya tam sayfa ilanlarla yapılan ihracat rakamlarını milli mücadele sonuçları gibi göstermekten vazgeçilmelidir. Çünkü bu doğru bir yol değildir. Doğru olan, sonucunda kazanılacak parayla ölçülmesi gereken bir ticaret riskinin üstlenilmesi ya da üstlenilmemesidir. Kısacası, ihracatın sınırlarımızı aşan bir ticaret olduğunu ve ticaretin tüm kurallarını içerdiğini unutmayalım. Toplumu, sonucu kar olmayan başarısız bir ihracatın maliyetlerine ortak etmeyi ve bu amaçla devleti aracı kılmayı bırakalım.

İhracatçının temel sorunu, ürün ve hizmetlerini daha yüksek fiyatlandıramaması ve dünya standartlarında girdi maliyetleriyle çalışamamasıdır.  Birincisi; Türk orijinli ürünlere daha yüksek fiyat ödenmesini sağlayacak “marka” sahibi olmayı, ikincisi ise girdi maliyetlerini yapay olarak yükselten dolaylı vergilerin kaldırılmasını gerektirir. Türkiye’ de ilk defa makro ekonomide istikrar  olasılığı kuvvetlenmişken, özellikle hükümet üyelerinin; Türk lirası aşırı değerlenmiş veya Türk Lirasının köpüğü alınmalı gibi gayri bilimsel ve gayri ciddi söylemlerden kaçınarak, hem ihracatçının, hem de toplumun kafasını karıştırmaması gerekir.

Kur ile rekabet etmeye çalışmak, ülkesini zarara sokarak ihracat yapmak demektir. Serbest pazar ekonomisini tercih eden bir ülkede ihracatçının piyasa verilerine göre pozisyon alması kaçınılmazdır. Sorun makro değil mikrodur. İhracatçı hizmet seviyesini yükselterek fiyatlarını arttıracak, eşanlı olarak da vadeli piyasalarda işlem görerek kur riskini minimize etmeye çalışacaktır. Türkiye’ de sadece bankaların değil şirketlerin de rehabilitasyonu şarttır. İhracatçılar başta olmak üzere sanayicilerimizin daha iyi yönetim koşullarına kavuşmaları, anlayışlarını ve organizasyonlarını yenilemeleri gerekmektedir.

Hükümetin de geçmiş yanlışları tekrarlayarak günü kurtarmaktan vazgeçmesi gerekir. Aritmetik çoğunluk, bağımsız kurumlar üzerinde popülizm amaçlı girişimler için baskı aracı değil, ekonomik rasyonelleri hedeflemek için güç kaynağı olmalıdır. Devletin, ihracatı ülke için verimli bir ticaret haline getirme ödevi vardır. Burada izlenecek yollar arasında kur garantisi yoktur. Üstüne basarak söylüyorum, mevduata devlet garantisi gibi, ihracata kur garantisi de toplum için bedeli çok yüksek olan yanlış bir yöntemdir. Devlet, piyasa ekonomilerinde ihracatçıya dünya standartlarında çalışma ortamı sağlayamamanın bedelini topluma ödetemez. Bu nedenle, hükümetin yapacakları; dolaylı vergileri yeniden düzenleyerek maliyet unsuru olmaktan çıkarmak, Eximbank kredileriyle ihracatçıya uygun koşullarda kaynak sağlamak, enflasyon muhasebesini yürürlüğe koyarak olmayan kazancı vergilendirmemek, ikili anlaşmalarla dış ticarete yardımcı olmak ve bürokrasiyi en aza indirmektir. Hükümetin çözümleri gecikmiş olan bu konularda süre istemesi ve hazırlıksızlığını mazeret göstererek bilinen yanlışlara başvurması, yeniden güvensizlik ortamına davetiye çıkarır.

Sonuç olarak, döviz kuru beklenen sonuçları tek başına  sağlamaya yetecek bir değişken değildir. Piyasalara karşın yapılan kur ayarlamaları diğer değişkenleri belirsiz yönde etkiler ve geçmişte yaşananlar kaçınılmaz olarak tekrarlanır. Dalgalı kur rejimi piyasa yapıcıları ve aktörleri için güvencedir. Türk Lirasının aşırı değerli olduğunu söyleme yeteneği hiçbir kişi ya da kurumda yoktur. Bu sonuç piyasalarda değerlendirilir ve Türk Lirası daha fazla değer kazanır ya da kaybeder. İyi ekonomistler de sadece varsayımlarını belirterek tahminler yapabilirler.

Hükümetin bugüne kadar ortalama olarak başarıyla yürüttüğünü söyleyebileceğim programa sadık kalmaya devam etmesi halinde, Türk Lirası değer kazanmaya, enflasyon ve faizler de düşmeye devam edecektir. AB yolunda ilerleyen bir Türkiye için bu sonuçlar hedeftir ve hayırlıdır. Daha önce köşemde her fırsatta dile getirdiğim gibi Türkiye’ nin sorunu; makro ekonomik istikrar kadar, mikroda kurum ve bireylerin doğru pozisyonları alamıyor olmasıdır. Akılcı ve bilimsel rekabet anlayışının hem iç pazarda, hem dış pazarda faaliyet gösteren kurum ve bireylere hakim olduğu bir Türkiye olmak zorundayız. Bilgi çağında sanayici ve ihracatçılarımız, kur ayarlaması ve yerli malı desteği gibi çaresizlik üretmemelidir.