Neden?

ABD, uluslararası meşruiyeti sorgulanan bir savaşı başlatarak yaklaşık elli yıllık mirasını, Amerikan rüyasını harcamayı göze alıyor. Neden ?

ABD, demokrasiye gönül vermiş açık toplumların sahip olmak istediği değerlerin mimarıdır. ABD,  önce ülkesinde bir kimlik yaratmış, daha sonra, yarattığı kimliği yansıtan değerleri sistemli olarak ihraç etmiştir. Amerikan değerlerine talep yaratılan ülkeler, ABD’nin yatırım alanları olmuştur.

ABD, ikinci dünya savaşından bu yana açık toplum, açık ekonomi anlayışını yaygınlaştırarak, Amerikan doktrininin dünyaya egemen olmasına çalışmıştır. Serbest piyasa düzeni olarak adlandırılan açık ekonomiyi şu veya bu boyutta benimsemiş ülkelerin yer aldığı coğrafyada, yarattığı değerleri paraya tahvil etmiştir. Bu coğrafyada yaşayanlar ABD orijinli  markaların  global tüketicileri olmuşlardır. ABD, kapalı rejimler nedeniyle bu coğrafyada yer almayan ülkelerde de, iletişim teknikleriyle tüketicilerin beyinlerindeki arazileri satın alarak o ülkelerin geleceklerine yatırım yapmıştır. Diğer yandan, bu ülkelerin kapalı rejimlerinin yıkılmasında sözkonusu tabandan destek de sağlamıştır. Bu nedenle, Rusya ve Çin toplumları ABD yaşam tarzı ve markalarına olağanüstü süratte oryante olmuşlardır. Diğerleri de olacaklardır.

Borsalarda, markaların elle tutulamayan ama hissedilen (look & feel) yarını yaratma güçlerinin piyasa değerleri (Microsoft: 120 milyar dolar, Coca Cola: 63 Milyar dolar v.b.) inanılmaz rakamlara ulaşmıştır. Marka ekonomisi olarak adlandırılan, markalar üzerinden değer yaratmanın (Brand Economics: Creating Value Through Brands) ölçülerek inanılmaz rakamlarla borsalarda yer alması 50 yıllık Amerikan rüyasının, ütopyasının tahtaya yansımasıdır.

ABD ile birlikte anılmanın ve Amerikan markalarının yansıttığına inanılan değerler; insan hakları, özgürlük, evrensel bilgi, teknoloji, estetik, moda...., kısaca, güç oyununun çağdaş trendidir. ABD insanların zihinlerinde oluşan bu imgeyi yaklaşık 50 yılda inşa etmiştir.

Ne olmuştur da (?) bugüne kadar bu değerleri korumak için geliştirdiğine inandırdığı askeri gücünü,  bu yönde inandırıcılık eğrisi düşük bir projede tek taraflı ve ısrarlı bir kararlılıkla kullanmıştır. Bu oluşumu açıklayabilecek bir senaryoyu ABD gözlüğü ile bakarak geliştirmeye çalışalım.

Senaryonun ana teması “talep darlığı”dır. ABD yukarıda sözünü ettiğimiz değerlerle rekabet üstünlüğü sağlamış, olağanüstü kazançlar elde etmiş ve sermayesini çok güçlendirmiştir. Küreselleşme olgusu görünürde en fazla Amerika’ya hizmet etmiştir. Ancak,  Amerikan orijinli sermayeyi cezbedecek doğrudan yatırım alanları, aynı ölçüde ve süratte genişletilememiştir.

Finans alanında sözkonusu atıl sermayeyi tatmine yönelik enstrümanlar, internetin de katkısıyla son on yılda akıl almaz süratte ve çeşitte geliştirilmiştir. Uluslararası finans piyasalarında dolaşan dolaylı sermaye (yaklaşık yılda 1.6 trilyon USD), doğrudan yatırım amaçlı dolaşan sermayenin (yaklaşık yılda 357 milyar USD) beş katına ulaşmıştır. İnternette ışık hızıyla dolaşarak üretmeden kazanmaya çalışan sermaye her gün borsalarda sanal kazançlar elde etmekte ya da kaybetmekte, başka bir deyişle, köpük yapmakta ya da erimektedir. Nedeni basittir; reel kesimde talep yoktur.

Ne var ki finans sektörünün reel sektörden soyutlanma hevesi çabuk kırılmıştır. Geçen yıl 5000’lerde seyreden NASDAQ eğrisi bu günlerde 1300’lerdedir. geçen yıl 250 USD olan hisseler bu yıl 1 USD’ lere gerilemiştir. Amerikan sermayesi şu sıralarda bir travma yaşamaktadır. Kredibilitesini sürdürmek için kazançlarını yüksek göstererek piyasa değerlerini fiktif olarak yükselten ENRON ve benzeri skandalların ortaya çıkması ya da finans sektörünün yaydan çıkmış gidişine dur demek için bilinenin ortaya çıkarılması da(!) kuruluşların borsa değerleri üzerindeki soru işaretlerini çoğaltmış ve bu travmayı güçlendirmiştir. Reel sektörün, finans sektörünün alt yapısı olduğu gerçeği hatırlanmıştır. Kısaca, ABD için gerçekçi yol reel sektörde talebi yeniden yaratmak ve Amerikan sermayesinin doğrudan yatırım coğrafyasını genişletmektir. ABD’ nin bu gün Irak hareketiyle yapmaya çalıştığı da budur (!) Finans sektöründeki yüksek riski fark eden Amerikan sermayesinin harekata desteği de tam gözükmektedir.

Dünyanın büyük bir bölümü Amerikan değerlerine açılamamıştır. ABD’ nin ilk hedefi satınalma gücü olan, eğitimli ama rejimleri nedeniyle talep yaratılamayan ülkelerdir. İkinci hedefi ise satınalma gücü olmayan, eğitimsiz yoksul ülkelerdir. ABD bu serüvene Irak’ tan başlamıştır.  Amacı, gerçekten Irak’a demokrasiyi getirmektir. Çünkü, demokrasi Amerikan değerlerini pazarlamak için araçtır. Bu operasyonun Ortadoğu’nun ve Dünyanın diğer kapalı rejimlerinde de demokratikleşmeyi güdümleyeceği düşünülmektedir (!) ABD bu defa sahip olduğu değerleri silah zoruyla satmaya yönelmiştir. Irak halkını özgür kılmak için kullandığı silahların, eşanlı Amerikan rüyasını vurma riskini de üstlenmiştir.

ABD, bu kadar riskli bir yöntemi tercih ettiğine göre, Amerikan ekonomisi ya görünenden daha zor durumdadır, ya da Amerikan rüyasının gelir yaratma eğrisi aşağı dönmüştür. ABD’ nin dostluk şemsiyesi altında sözde müttefikleri olan rakiplerinin AB formülüyle yarattığı sinerjik etki ve EURO’ nun USD’ nin sinyoritesine göz dikmesi de ateşi körükleyen önemli gelişmeler olmuştur. ABD, dost düşman her ülkenin sahip olmak için karşılığını yarattığı başka bir deyişle, cesurca çoğaltabildiği bir paraya sahip olma tekelini kaybetmektedir.

ABD, Afganistan ve Irak savaşı ile başlattığı radikal açılımına, dünyanın enerji güç haritasını değiştirene ve belki de farklılaşacak(!) Amerikan değerlerinin talep coğrafyasını genişletene kadar süreksiz devam edecektir. Bu proses haftalar ya da aylar değil yıllar alacaktır. Güç dengeleri değişerek devam edeceği kaçınılmaz olan bu dinamik süreç, en az önümüzdeki elli yılı içerecektir.

ABD’ nin güç kullanarak kapalı rejimleri kırmaya çalışacağı bu süreçte, demokrat kimliğiyle mevcut Amerikan değerlerine talebini yaratmış olan Türkiye’nin, ABD’ nin yanında yer almaya aday olduğu ve davet edileceği açıktır. Önemli olan, önce Türkiye’nin kapasitesinin üst sınırlarını ve bu sınırlarda üstlenebileceği rolleri doğru belirleyebilmesidir. Daha sonrada, Ortadoğu ve Avrasya’ dan başlayarak Dünya’ yı yeniden şekillendirmeye, üzerindeki bütünleşmeleri (AB, NAFTA v.b.) yeniden tanımlamaya, askeri, siyasal ve ekonomik kurumlarını (BM, NATO, IMF, Dünya Bankası v.b.) yeniden kurgulamaya yönelik ABD öncülüğünde yola çıkan trene, zamanında ve birinci sınıf biletle binmeyi başarabilmesidir.

ABD’nin Irak harekatının arkasında yatan, yukarıda açıklamaya çalıştığımız nedenleri dört ana başlık altında özetleyecek olursak: Birincisi, Amerikan değerlerine olan talebin daralması ve Amerikan rüyasının gelir yaratma eğrisinin aşağı dönmesi. İkincisi, finans sektörünün yarattığı sanal dünyanın riskinin yükselmesi. Üçüncüsü, USD’ nin  dünya üzerinde sahip olduğu tekelin EURO tarafından tehdit edilmesi. Dördüncüsü, ABD’ nin dünyanın güç haritasını lehine dizayn etmesi açısından konjonktürü uygun görmesi diyebiliriz.

Böylesine iddialı, kapsamlı ve uzun soluklu bir projenin her aşamasının kağıt üzerinde öngörüldüğü şekilde sürdürülmesi olanaksızdır. Yol kazalarının bütünsel beklentileri ne kadar etkileyeceğini, ne kadar değiştireceğini göreceğiz.