Merkez Bankalarının Bağımsızlığı

Merkez Bankalarının bağımsızlığı, sadece ekonomi yönetiminin alacağı kararlar açısından değil, Merkez Bankacılığı uzmanlaşma sürecinin kalitesi açısından da hayati öneme sahip bir gerekliliktir.

Merkez Bankalarının bağımsızlığından kast edilen araç kullanma bağımsızlığıdır. Uzmanlaşma sürecinin kalitesi ise doğru zamanda, doğru neden için doğru araç kullanma yeteneği ile ilgilidir.

Yaklaşık iki ay önce İşletme Profesörü değerli bir meslektaşım, ABD’de Doktora Tezi hazırlayan öğrenci yakınının çalışmasına destek olabilmek için tez konusunun ana teması olan “küresel kriz sonrası değişen Merkez Bankacılığı anlayışı” üzerine yoğunlaşan soruları benimle de paylaştı. Ana Tema daha çok gelişen ekonomilerin Merkez Bankalarının, kriz sonrası değiştiği varsayılan politikalarının irdelenmesine yönelikti ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası da üzerine mercek tutulanlardan biriydi.

Aynı gün içerisinde, beni çok tatmin etmeyen bir analiz yapmaya çalıştım. Her zamanki gibi ilerleyen zamanda konuya daha fazla zaman ayırdım ve özellikle T.C. Merkez Bankasının farklı çevrelerce, farklı algılanan konumunu ve son günlerde işler iyi gitmediği için tartışılan Misyonunu biraz daha derin analiz etmek istedim.

Sosyal Bilimlerde, herhangi bir parçanın analiz edilebilmesi için söz konusu parçanın hangi bütünün  parçası olduğunu anlamak ve bütüne olan etkisini, diğer parçalarla olan ilişkilerini tanımlayarak açıklamak gerekir. Aksi takdirde, yapılacak her analiz yetersiz ve yanıltıcı olur.

Rekabetçi kalkınma modelini (Pazar Ekonomisi) tercih eden ve bu maksatla sınırlarını ticarete açan gelişen ekonomilerde, Merkez Bankalarının özerk olma ihtiyacı büyük ölçüde sağlanmıştır. Ancak, Merkez Bankalarının, bağımsız olarak neyi yönettikleri ya da yönetmeleri gerektiği, henüz gelişen ülkelerin tamamında aynı düzeyde kavranamamıştır.

Farklı anlayışlarla, farklı ödevler üstlenen Merkez Bankaları da bu konuda iyi birer örnek oluşturamamışlardır. Küresel kriz sonrasında da üzerinde çalışılmasına karşın, konuyla ilgili tek bir en iyi örnek tanımı yapılamamış ve yapılması da olanaklı gözükmemektedir.

Makro ekonominin başlıca hedefleri olan Ekonomik Büyüme ve Fiyat İstikrarı, gelişmiş ülke Merkez Bankalarının rol modelleri FED (ABD) ve ECB (Avrupa) tarafından, yönetim içerikleri farklı algılanan konular oldu ve davranış modelleri de gelişen ülkeler için farklı referanslar oluşturdu.

Rezerv para birimlerine sahip gelişmiş ülkeler ile rezerv para biriktirmesi gereken gelişen ülkelerin fiyat istikrarı sağlama denkleminin farklı olması ve gelişen ekonomilerin yüksek enflasyon altında büyüme inançları ve alışkanlıkları da gelişen ülke Merkez Bankalarının uygulama farklılıklarını çoğaltan diğer faktörler oldu.

Dolayısıyla, Ekonomik Büyüme ve Fiyat İstikrarını bir arada görev olarak üstlenen FED ile sadece Fiyat İstikrarını üstlenen ECB, bağımsız kurumlar olmalarına karşın, aldıkları kararlarla ülke ekonomileri üzerinde aynı ölçüde etkili olmamışlardır. Hangisinin daha doğru bir rol üstlendiğini ve bu nedenle aldıkları kararlar ile diğerine görece ekonomide daha yararlı sonuçlar doğurabildiğini söylemek ve salt rol dağılımlarına bakarak bu yönde daha iyi örnek tanımı yapmak olanaksızdır. Sadece, FED in ECB ye görece makro ekonomi üzerinde daha etkin ve belirleyici bir rolü olduğu ve ekonomi yönetiminde aynı oranda daha yüksek sorumluluk üstlendiği söylenebilir.

Ekonomik Büyüme ve Fiyat İstikrarını bir arada sağlama ödevi, enflasyon hedefini belirlemeyi ve hedefe uyumlu bir para politikası ile fiyat istikrarını sağlayarak ekonomik büyümeyi sürdürmeyi üstlenen bir Merkez Bankası örneğini kabaca ortaya çıkarmaktadır. Merkez Bankalarının, makro ekonomi üzerinde daha fazla söz sahibi olduğu bu örnekte Hükümetlerin ve Hazine Yönetimlerinin dışlandığı düşünülmemelidir. Özellikle, ekonomik büyüme ile ilişkili olan enflasyon hedefleri ve parasal genişleme kararlarında, her iki tarafında içerisinde yer aldığı ve ülkeden ülkeye üyelik yapısı değişebilen kurullar hem karar, hem de teknik süreçlerde etkin olmaktadırlar.

Türkiye’de olduğu gibi Fiyat İstikrarı ödevini üstlenen örneklerde ise Hükümetler ekonomik büyüme ve ilişkili enflasyon hedefini belirlemekte, Merkez Bankaları da hedefe uyumlu para politikaları ile fiyat istikrarını sağlamaya çalışmaktadırlar. Fiyat istikrarını sağlarken piyasa verileri doğrultusunda enflasyon beklentilerini de eş zamanlı revize etmektedirler. Bu örnekte de Merkez Bankaları ekonomik büyüme ve enflasyon hedeflerinin gerçekçi belirlenebilmesi için karar vericilerin başlıca yol göstericisi ve teknik danışmanı olarak yine ülkeden ülkeye üyelik yapıları değişebilen kurullar içerisinde hem karar, hem de teknik süreçlerde etkin olarak yer almaktadırlar.

Her iki örnekte de Hükümetler ile Merkez Bankalarının ortak kararlara uyum sağlamakta zorlanmaları ve ekonomide olumsuz gelişmeler yaşandığında verilen kararlar açısından bir diğeri ile çatışmaları işbirliğinin doğasında vardır. Buna karşın, Merkez Bankalarının ülkeden ülkeye farklı tanımlanabilen sorumluluk alanlarında bağımsız hareket etmelerinin, hükümetler tarafından içselleştirilmesi ve özerkliklerinin yasalarla korunması, pazar ekonomilerinin vazgeçilmezidir. Merkez Bankalarının sorumluluk alanları ve bağımsızlık sınırları ise ülkelerin pazar ekonomisine bakış açısına ve piyasa demokrasisi ile ilgili rekabetçi anlayışının olgunluk seviyesine göre değişmektedir.

Her durumda, Merkez Bankaları enflasyon sonuçlarını her ay önlerinde bulur. Fiyat artışları, mikro ekonominin mal ve hizmet piyasalarının kendi dinamiklerinin sonucudur. Elbette, makro ekonomik kararlar, mikro ekonomide alınan pozisyonları ve davranışları etkiler ama hepsi o kadardır. Enflasyon hedefi, Merkez Bankaları için gerçekleşip gerçekleşmediğini her ay sonunda test edecekleri bir beklentidir. Tabiri caiz ise, genellikle evdeki hesaplar çarşıya uymaz, gerçek hesaplar mikro ekonomik alanda görülür ve elde edilen sonuçlar makro planları bozar.

Merkez Bankalarından beklenen, önlerinde buldukları enflasyon sonuçlarına göre her ay yeniden piyasalara güven veren pozisyonu alarak; tasarruf, yatırım ve ticaret ortamına ait piyasa işlerliğinin gerçekçi fırsat maliyetleriyle sürdürülmesini sağlayacak para politikalarını uygulamaktır. Yatırımcılar için önemli olan faizlerin ve döviz kurlarının düşük ya da yüksek olması değil piyasa gerçeğini yansıtmasıdır.

Merkez Bankalarının bağımsızlığı ile piyasalara olan güvenin sürdürülmesi doğru orantılıdır. Başka bir deyişle, Merkez Bankaları önce bağımsız, sonra yetenekli olmalıdırlar. Araç bağımsızlığı olmayan bir Merkez Bankasının yetenekli olması ve gerçekçi kararlar alması beklenemez.

Gelişen ülkelerin savunmasız para birimlerinin, rezerv paralar karşısındaki değerlerinin karşılığı olan döviz kurlarının, dalgalı kur rejimi içerisinde piyasa koşullarında belirlenmesi de fiyat istikrarını sağlamakla görevlendirilen Merkez Bankalarının, bağımsızlıklarını ve kararlarını anlamlı kılan olmazsa, olmaz diğer kuraldır.

Dolayısıyla, enflasyon oranları ve döviz kurlarında meydana gelen değişiklikler, Merkez Bankalarının süreçlerini kontrol edemediği ama görevlerini yerine getirirken dikkate almaları gereken piyasa sonuçlarıdır. Merkez Bankaları, her iki piyasa değişkenine ait sonuçları ve gerçekçi enflasyon beklentilerini dikkate alarak paranın fiyatını (Faiz) belirler ve para arzını yöneterek, hem kredi piyasalarında, hem de tasarruf ve yatırım ortamında fiyat istikrarını sağlamaya çalışarak, rasyonel ve sürdürülebilir sonuçlar alınmasına servis verirler.

Politik kaygılarla hareket etmeleri doğasında olan Hükümetlerin Hazine ve Maliye Yönetimleri ile piyasalarda bağımsız hareket eden Kurum ve Bireylerin karar ve davranışlarının yarattıkları sonuçları önlerinde bulan Merkez Bankalarının, pratikte ne denli etkin bir ekonomik aktör olup, olamayacakları ülkeden, ülkeye iplerinin hangi yöne doğru çekilebildiklerine göre değişir.

Para Politikalarının belirlenmesinde bağımsız hareket eden Merkez Bankaları ile mali disiplini dikkate alarak Maliye Politikalarını belirleyen Hükümetlerin işbirliği ekonomik başarıyı, aksine davranışları öngören işbirliği arayışları ise başarısızlığı davet eder.

Yatırımcılar açısından Hükümetlerin konuyla ilgili kafa karışıklıkları dahi yatırımdan kaçınmaları için yeterli olur.