Mali Disiplin, Ekonomik Aklın Ürünüdür

Mali disiplin, devletin kamu maliyesi kapsamındaki kamu gelir ve giderlerinin denkliği başka bir deyişle, mali yıl içerisinde kamu gelirlerinin, kamu giderlerini karşılayabilmesi olarak ifade edilebilir. Dönemsellik ve devamlılık ilkesi bir arada önemlidir. Ülkeler mali disiplini sağlayarak hem kendi krizlerini yaratmamaya, hem de kendi dışındaki krizlerin Global etkilerinden korunmaya çalışırlar. Örneğin, Türkiye 2001 krizini mali disiplini göz ardı ederek kendi yaratmış, 2008 Global Finans Krizinin olumsuz etkilerini ise mali disiplin sayesinde en aza indirmeyi başarmıştır.

Artan Bütçe açıklarının karşılanma ihtiyacı mali disiplin üzerindeki başlıca baskı unsurudur. 1990’lı yılların savurganlığı ile artan bütçe açıklarının kamu borçlanması (Devlet İç Borçlanma Senetleri) ile finanse edilmesi ve vadeleri geldiğinde geri ödemelerin yine aynı yöntemle yapılmasıyla sürekli büyütülen iç senet stokunun finansmanının karşılanamaz boyutlara ulaşması 2001 krizini getirmiştir. O dönemlerde, bankaların başlıca kazanç kapısının Devlet İç Borçlanma Senetlerine aracılık etmek olduğu ve her durumda ödenebilecek kıymetlermiş gibi Banka Bilançolarında yer verilen senetler karşılığında likidite sağlamanın bir sınırı olabileceği ve sınırsız mevduat garantisi ile yaratılan sayısız ve seviyesiz bankalar eliyle sorunun nasıl büyütüldüğü unutulmuş olabilir.

2001 krizinden, kontrolden çıkan kamu borçlanma oranını düşürecek mali daralma tedbirlerini uygulayarak ve eşzamanlı bankacılık sektörünü denetim altına alarak çıkılmaya çalışılmış ve oldukça başarılı uygulanan bir mali disiplin içerisinde, yüzde 51’e ulaşan borç stokunun milli gelire oranı 2008 sonlarında yüzde 26’lar civarına çekilebilmiştir. Türkiye, 2001 yerel krizinden sonra uyguladığı mali daralma politikası sayesinde Kredibilitesini yükseltmiş ve mali daralma uygulamalarının yaratabildiği genişletici etki ile yeniden büyüme sürecine girmiştir. Başka bir deyişle, korunma amaçlı mali disiplin, büyümenin de güvencesi olmuştur.

2008 yılında yaşanan Global Finans Krizinin etkisini azaltmak için tercih edilen parasal genişleme politikalarının yarattığı risk iştahı da gelişmekte olan ülkelere yönelen yatırımlar üzerinde pozitif çarpan etkisi yapmıştır. 2008 den sonraki birkaç yıl, Türkiye için mali disiplinden sapmayarak oluşturduğu güven ortamı ile yatırımcıları çektiği ancak, zahmetsiz bir cazibe yaratmanın rahatlığı içerisinde yapısal sorunların çözümünü ötelediği ya da göz ardı ettiği bir dönem olmuştur.

Ne var ki, 2013 yılından itibaren ABD orijinli parasal genişleme politikasının beklendiği gibi terk edilmeye başlanmasıyla bozulan borçlanma iklimi ve yetmezmiş gibi yaratılan yerel politik güvensizlik ortamı, yatırımcıları olumsuz etkilemeye başlamış ve Türkiye için mali disiplin yeniden korunma amaçlı hayati bir öneme sahip olmuştur.

Mali disiplin nedir, parametreleri nelerdir sorularının detaylı cevapları herhangi bir Kamu Maliyesi kitabında kolaylıkla bulunabilir. Önemli olan, sorumluları tarafından kolay ihmal edilebilir ya da rayından çıkarılabilir mi? sorusunun cevabını bulabilmektir. Demokrasilerde, siyasi otoritenin yanlış kararlarından bireyleri koruyacak denetim mekanizmaları, bağımsız ya da özerk kurumların varlıkları ile işlerlik seviyelerinin kalitesi, sorunun cevabının verilmesinde etkendir.

Güçlü ekonomi ile iyi ekonomi kavramları görecelidir. Ülkelerden ülkelere değişir ve her zaman bir arada olmaz. Her ekonomi kırılgandır ancak, her ekonominin kırılma eşiği farklıdır. Dolayısıyla her ekonomi bir diğerine göre daha güçlü ya da zayıftır.

Örneğin; cari açığın oranı ve sürdürülebilirliği, bütçe açıklarının neden olduğu kamu finansman ihtiyacı, iç borçlanmanın milli gelire oranı, yatırımlara ait hazine garantileri, mevduat garantisi ve karşılık ayrılmamış sermaye destekleri v.b. riskler kırılma eşiklerini farklılaştırır.

Diğer yandan, her güçlü ekonomi vatandaşlarına aynı refah düzeyini sunmaz. Her ekonomide kişi başına düşen gelir ve dağılımı farklı olabildiği gibi, aynı gelir seviyelerinin ürün ve hizmet satın alma güçleri de farklıdır.

Örneğin; ülkelerden ülkelere değişen vergi oranları nedeniyle aynı bedel karşılığında satın alınabilecek ürün ve hizmet tutarları ve kaliteleri farklılaşabilir. Türkiye’de uygulanan ÖTV nedeniyle bir otomobil markasına ödenen bedelin, aynı marka ve aynı model otomobilin Avrupa’nın herhangi bir ülkesindeki satın alma bedelinin 3 katına ulaşabildiği gibi.

Güçlü ekonomi kırılma eşiği, iyi ekonomi ise bireylerin kazandıkları paranın karşılığında ne alabildikleri ile ölçülür. Güçlü ve iyi ekonomi kavramları farklıdır ama birbirleriyle ilişkilidir. Güçlü bir ekonomi kırıldığında, ekonomik refah düzeyleri olumsuz etkilenir. Bireylerin ekonomik refah düzeylerinin düşük olduğu ekonomiler de genellikle zayıf ve kırılma eşiği düşük ekonomilerdir.

Mali disipline önem veren ülkeler, yatırımcılar tarafından ekonomik akla sahip ülkeler olarak algılanırlar ve henüz yeterince iyi ekonomi olmasalar da aday olarak görülürler.  Görece güçlü ve iyi ekonomiler, genellikle seviyelerini yansıtan bağımsız kredi derecelendirme kuruluşlarının kırılma eşiği analizlerine uygun miktar ve fiyatta, doğrudan ve dolaylı sermaye çekebilir ya da borçlanabilirler.

Türkiye, 2001 krizinden bugüne kadar algılanan seviyede ödüllendirilen ekonomik aklı ile yatırımcıya güven veren gelişmekte olan ülkeler arasında ayrıcalıklı bir yer almayı başarmıştır. Ancak, Türkiye’nin uluslararası borçlanma ikliminden çekinerek, 1 Milyar TL üzerindeki yap-işlet-devret projelerine Hazine Garantisi verilebileceği kararını uygulamaya başlaması, önce hazinenin risk alma kapasitesinin sorgulanmasına, daha sonra da genişletilme olasılığı nedeniyle varsayılan mali disiplinin görünmeyen zaafı olarak kabul edilmesine neden olacaktır. Kısaca, ülkenin ekonomik aklının savunulması ve uluslararası piyasalarda desteklenmesi zorlaşacaktır.

Türkiye’nin Hazine Garantisi vermeye başlaması, yatırımcılar tarafından farklı bir ligde değerlendirilmesine neden olabileceği gibi, hemen her kamu projesi için hazine garantisi aranması, yokluğunda kredi bulmanın daha zorlaşması ve maliyetlerinin artması ve hazine garantisi vererek bugün yaratılmak istenilen pozitif etkinin giderek kalmayacağı bir ortamın uluslararası borçlanma piyasalarında güdümlenmesi de kolaylaşacaktır.

Umarız, karar vericiler çok emek verilerek gelinen bugünkü seviyeden geri dönüşe neden olabilecek, mali disiplinin zaafa uğratıldığını ve ekonomik aklı olmayan kararların da alınabileceğini düşündürecek davranışlardan kaçınırlar.