Liberal Anayasanın Ön Koşulu Liberal Ekonomidir

Şubat 1999’da gazeteniz Dünya’da gerçekleştirilen ve benim de konuşmacı olarak katıldığım bir konferansta, piyasa demokrasisi ile tam demokrasinin bütünün parçaları olduğunu ve biri olmadan diğerinin olamayacağı sonucunu yinelemiştik. 

Piyasa demokrasisinin bilimsel referansı tam rekabet koşulları, ölçütü de tüketiciye tanınan özgürlüktür. Tam rekabet koşullarının bütünüyle uygulandığı, başka bir deyişle tüketiciye sınırsız ekonomik özgürlüğün tanındığı bir örneğin dünyada olmadığını biliyoruz. Tabiatıyla, tam demokrasi koşullarının da bütünüyle uygulandığı başka bir deyişle, bireyin hem ekonomik, hem de siyasal özgürlüklerinin sınırsız olduğu bir örnek de yoktur. Ülkelerin kendi ulus-devlet anlayışlarıyla paralel kısıtlarda uyguladığı adı demokrasi olan çeşitli örnekler vardır. Bilimsel referanslara olan uzaklıkları dikkate alınarak, bir çok ülkenin görece daha serbest bir ekonomiye ve/veya daha fazla demokrasiye sahip olduğu söylenir. Türkiye de kimine göre özgür ve demokrat, kimine göre değildir.

Tam demokrasi, her sahada bireyin sınırsız özgürlük hakkını koruyan çok sesli liberal bir anayasa ile güvence altına alınır. Liberal bir anayasa, bireyin egemen olduğu açık toplum yapısını öngörür. Buradaki açıklık, evrensellik boyutunu ifade eder. Böyle bir anayasada yer alan hukukun üstünlüğü kavramı da bireyin egemenliğini evrensel boyutta garanti eder. Bireyin ulusal boyutta hak araması yeterli bir egemenlik anlayışını yansıtmaz. Bireyin hak arayışını uluslar üstü anlaşmalara dayandırabilmesi gerekir. Bu olgu, yerel gelişimin birey tarafından çağdaş boyuta zorlanması ve yargının evrensel hukuk normlarına uygun karar vermeye davet edilmesi demektir. Hukuk bir üst yapıdır. Evrensel ve çağdaş bir üst yapıyı, yine evrensel ve çağdaş bir altyapı belirler. Açık toplum yapısını öngören bir anayasa, ancak açık sosyoekonomik bir altyapıda değerini bulur. Örneğin, ekonomik yaşamda bireyin, başka bir deyişle tüketicinin egemen olmadığı  bir ülkede, bireyin siyasal egemenliğini tanımlayan bir anayasanın yaşamsal bir değeri yoktur.

Piyasa demokrasisi de tüketicinin sınırsız ticaret hakkını koruyan serbest rekabet kuralları ile güvence altına alınır. Söz konusu rekabet kuralları tüketici egemenliğini evrensel boyutta garanti eder. Bu olgu, ülkenin yerel yaşam standartlarının birey tarafından uluslararası boyuta zorlanması ve üreticilerin dünya standartlarında hizmet vermeye davet edilmesi demektir. Böyle bir ülkede, tüketiciler ülke sınırları dışında üretilen ürün ve hizmetlere gerçek bedellerinde sahip olabilirler. Sınırları ticarete kısmen ya da tamamen kapalı bir ülkenin tüketicileri ise, ülke dışında üretilen ürün ve hizmetlere gerçek değerlerinden daha fazla bedel öderler. Devlet, ilave bedeli vergi ve benzeri araçlarla alır. Koruma adı altında tüketici aleyhine eksik rekabet koşulları oluşturulurken, eşanlı olarak açık toplum özlemine cevap verecek bir anayasa hazırlamaktan bahsedilemez. Kısacası kapalı ekonomi uygulanan bir ülkede, açık toplum öngören liberal bir anayasaya sahip olunamaz.

Öncelikle girişimcilerin ekonomik koruma beklentilerinin ve alışkanlıklarının kırılması gerekir. Güncel bir örnek verecek olursak; deprem bölgesinde yer alan sanayi şirketlerinin bölgeye özel vergi indirimi, uygun kredi, yükümlülüklerinde erteleme talepleri, doğrudan ya da dolaylı bölge halkının kaybolan alım gücüne olan katkısı dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Nihai ürünlerin satışına yardımcı olacak koruma talepleri ise ciddiye alınmamalıdır. İlk talepler bölge halkının lehine, diğeri ise aleyhinedir. Birincisi, yardım edilirse bölgede dünya standartlarında bir üretime devam edeceğim, diğeri ise yardım edilirse dünya standartlarında olmayan bir üretime devam edeceğim demektir.

Ekonomi terminolojinizden, koruma, ikame gibi irrasyonel yapılanma araçlarını kaldırırsanız, yaşam standartları yüksek bir altyapıyı öngörmüş olursunuz. Daha sonra da uygulanabilir, değeri yaşama yansıyacak bir anayasa ile hukuksal üst yapıyı biçimlendirirsiniz. Kısacası, ekonomik alanda tutsak bir bireyi, anayasa ile siyasal yaşamda egemen kılamazsınız.

Sınırsız egemenlik beklentilerinin dünyada cevap bulamaması, hem ekonomide, hem de siyasal yaşamda özgürlük karnesi zayıf olan Türkiye için mazeret olmamalıdır. En azından en ileri örneklerle yola çıkılması gerekir. Bizim ülke gerçeklerimiz buna izin vermez diyerek getirilen kısıtların azaldığı bir altyapı ve buna uyumlu yeni bir anayasa ile daha liberal ve daha demokrat bir Türkiye olacağımız kesindir. Merak edilen bu sınırların ne ölçüde genişletileceğidir.