Komedi Türkiye İkinci Perde ve Olmayan Bankacılık Sektörü

Komedi Türkiye'nin birinci perdesini 02.03.2001'de yazmıştım. Türkiye ekonomisinin illüzyon olduğunu söylemiştim. İşte ispatı: Türkiye'nin bankacılık sektörü de illüzyon. Adına banka denilen kurumlar, yıllarca reel sektöre özürlü, devletin borçlanma aracı olarak kurgulanmış, kamu kağıtlarının veznesi olarak çalışmışlardır. Devlet, bankalar eliyle toplumun tasarruflarını sömürmüş, bankalarda bu işlemler üzerinden kazandığı komisyonlarla yan gelip yatmışlardır. Bu tatlı kazanca işini bilenler (!) aday olmuşlardır. Kendinden menkul icazet kriterleriyle hükümetler bankaları, bankalar hükümetleri kullanıp, geçinip gider olmuşlardır. Şubat 2001'de saltanat kayığı devrilince de ağamın eğlencesi bitmiştir. Bitmiştir de, sonrası......., evlere şenlik.

Türkiye, tarihinin en büyük krizini yaşayarak, borçlanma sınırının sonuna gelince, irrasyonel bankacılık ortamını, kurucuları bile savunamaz olmuştur. Pabuç pahalıdır. İşin şakası yoktur. Sorunların boyutları her şeyi bilen bilirkişileri aşmıştır. Gerçi onlar hiç bıkmadan sabit kur, reel sektöre destek, Keynes yaklaşımı, Arjantin ile İsrail'in ekonomilerini nasıl kurtarıp (!) enflasyonu düşürdüğünü (şimdilerde pek Arjantinci * kalmadı) v.s. önerilerine geçmiş asır bilgileriyle devam ediyorlar ama....... bu defa ihalenin dışında kalmışlardır. Hükümet can havliyle Kemal Derviş'e işi kayıtsız, şartsız vermiştir.

Sn. Derviş'in çalışmalarına, bizim ülke diğerlerine benzemez diyerek üstün birikimleriyle istenmeden (!) engel olunmuşsa da, 11 Eylül'ün de yardımıyla, Türkiye 2002'ye bıçak sırtında ama umut eder durumda gelmiştir.

Finans sektörü üst yapı, reel sektör alt yapıdır. Her ikisinin de birbirine muhtaç olduğunu ancak alt yapısı kuvvetli olmayan bir üst yapının hiç yaşayamayacağını az yazmadım. Bankaların ekonominin türevleri olduğunu ve güçlü bir reel sektörün, bankacılık sektörünün sigortası olduğunu da az yazmadım. Bireylerin ve kurumların günümüzün rekabet ortamında kredi kullanmadan öz kaynakla tutunmasının mümkün olmadığını, borçlanarak büyüyebilir olması gerektiğini de az yazmadım. Ancak, reel sektöre doğrudan kaynak aktarılamayacağını da çok yazdım.

Ne yazık ki, ekonomide reel sektöre kaynak aktarmak ödevi bankaların ve biz olmayan bankacılık sektörümüzü oldurmak zorundayız.

Bizim ekonomik ve siyasal kural ve kriterlerimiz daha çok Kıta Avrupası'nı örnek alarak oluşturulmaktadır. Bugün tercih etmediğimiz anglosakson kriterleri dikkate alacak olursak, iştirakler ve gayri menkuller değerlendirmenin dışında kalacağından, sermaye yeterlilik rasyosu (+) kaç (?) banka kalır, merak ederim.

Bankaların kamu kaynaklarıyla desteklenmesi, vergi veren hiç kimsenin hoşuna gitmez. Kaldı ki, Türkiye gibi hortumcu geleneği ve geçmişi olan bir ülkede hiç gitmez. Ancak, aklı öfkenin önüne alıp düşünecek olduğunuzda tablo öyle acıklıdır ki, bankaların sermayeleri tükenenleri TMSF'ye alınmış ve halk bugüne kadar fona aktarılan parayla iki defa daha zarara uğratılmıştır. Fona alınmayanların hemen tamamı çürük elma, birleşmeleri önerilmiş, iki çürük elmadan bir sağlam elma çıkmamış. Şirketlerinizi satın sermayenizi artırın denmiş. Bırakın satmayı, şirketlerinin bankalarına olan borçları ödetilememiş. Yabancılarla birleşin denmiş. Piyasa değerleri kendinden menkul bankalara yapılan teklifler ya üç kuruş on para, ya da inceleyen bin pişman vazgeçmiş. Bir yandan reel sektör kaynak beklerken, tasfiye edilecek her batak alacak, sermaye rasyosunu düşüreceği için korkudan kredi açılamaz olmuş. Geriye, kamu kaynaklarıyla bankalara sermaye desteği dışında bir yol kalmamış.

Hükümetin bazı üyeleri yasaya, banka, hatta banka patronu kurtarma yasası diye karşı çıkmışlardır. Herhalde halktan utandıkları için üstüne atlamadılar. Kabul edecekleri baştan belliydi değerli okuyucularım, çünkü başka çareleri yoktu. Bir süre, yolsuzluk karşıtı, halkın parasını koruyoruz şovları yapıldı. Ülkenin yararına olduğu şüpheli ama siyasetlerini besleyen birkaç popülist karar da pazarlık konusu yapıldı. Hepsi o kadar.

Sistemin aktif toplamının yüzde kaçının altı/üstü yasa kapsamında olacak tartışması ise daha çok komplo teorileriyle beslenenlerin ilgi alanına girdi. Eğer sermaye yeterlilik rasyosu sağlıklı ve sürekli (+) yaratamazsa, kurtarılıyor zannedilen bankaların fona gitmesi önlenemez. Kaldı ki yasa olabildiğince objektif kriterlere bağlanmaya çalışılmış. Yasayı, kurtarma yerine, bankaların güçlendirilmesi ve sisteme kazandırılarak reel sektöre kaynak yaratmaya aday hale getirilmesi olarak algılamak daha doğrudur.

Sonuçta, "Her zaman yarın vardır" düşüncesiyle bugünü kurtarmak için nice olmayan sektörleri besleyen, Türkiye Cumhuriyeti'nin vergi veren vatandaşları aslanlar gibi bu yasanın gereklerini de içlerine sindirirler. Sonra da içeriğinin sulanmadan uygulanması için, Komedi Türkiye'nin olası üçüncü perdesine kadar dua eder, beklerler. Yeni yasa hayırlı olsun.

(*) Ekonomist bilinen bazı köşe yazarlarının, yıllarca örnek gösterdikleri Arjantin ekonomisinin; borç/GSMH oranı yüzde 48 (Türkiye'ye göre yarısı), faiz oranı yüzde 40 (Türkiye'ye göre yarısı), enflasyon oranı sıfıra yakın (Türkiye'de yaklaşık yüzde 80) olmasına karşın neden çöktüğünü ev ödevi olarak çalışmalarını öneririm.