Keynesgil Açık

1929 İktisadi buhran sonrası yaşanan sosyal çalkantılar, dönemin iktisatçılarını yeniden düşünmeye zorlamıştır. Bu dönemde, İngiliz iktisatçı J.M. Keynes, özellikle ekonominin sosyal boyutu ile ilgili teorileriyle ünlenmiştir. Keynes’ e göre ekonominin takasla dengeye ulaşma sürecinde oluşabilecek sorunların çözümü devlet aygıtının ödevi olmalıdır. Kısaca, devlet süreci planlayabilmeli ve süratlendirebilmelidir.

Her kesim eşanlı olarak verimli ve kazançlı olamaz. Devlet kazanamayan kesimleri rehabilite edebilir. Bu sayede kazanan kesimlerle, diğerleri arasındaki refah açığının büyümesi önlenebilir. Ancak, Keynes her kaybın bir kazanca ihtiyacı olduğu ekonomik gerçeğini hiçbir zaman gözardı etmemiştir. Başka bir deyişle, verimsiz kesimler sürekli kaynak tüketerek, verimli kesimler de sürekli kaynak aktararak yaşayamazlar. Devletin iktisadi yaşamda üstleneceği misyon, refah açıklarını ekonomik olmayan tasarruflarla değil, ekonomik kuralların işlediği doğal süreci süratlendirerek ortadan kaldırmaktır. Kaynak aktarma, başvurulabilecek geçici çözümlerdir. Amaç, verimsiz ortamların sosyal sorunlara neden olmadan terk edilmesi ya da verimli kılınabilmesidir.

Devletin iktisadi ödevi ne yazık ki, günümüze kadar maksadını aşarak gelişmiştir. Verimsiz kesimler oy potansiyeli olarak tutsak alınmış ve rehabilite edilmesi bir yana devletin eline bakar olması politik hedef olmuştur. Kaynaklar, bu kesimlere  denetimden yoksun, popülist ve ekonomik kurallardan soyut tasarruflarla aktarılmıştır. Devlet, eksik rekabet ortamları yaratabilecek kararlar alabilmiş, rekabet yerine icazet düzeni kurabilmiş ve siyaseti finanse etme olanağını elde etmiştir. Bu durum, devletin ekonomik yaşamdaki rolünün ağırlığına paralel olarak hemen her ülkede belirgindir. Kısaca, Keynes’ in beklentisi iyi anlaşılamadığı ve/veya uygulanma yeteneğini bulamadığı için yerine gelmemiştir.

Ekonomi, olmayan kaynağın tüketilebileceği bir teoriyi henüz geliştirmemiştir. Devletler, borçlanma yoluyla sadece potansiyel kaynaklarını tüketmişlerdir. Diğer yandan, kazanan alacaklı kesimler, borçluların giderek rekabetten düşmesiyle hem potansiyel büyüme olanaklarını, hem de huzurlarını kaybetmişlerdir. Keynes’ in önerisi farklı olmakla birlikte, uluslararası boyutta kaynak aktarmak amacıyla kurulmuş olan IMF ve Dünya Bankası da refah açığının kapanmasında işe yaramamıştır. Dünya, giderek artan bir yoksulluk ve refah açığına muhataptır.

Her krizde serbest pazar ekonomisine fatura çıkarmaya çalışanların, yeniden Keynesgil çözümleri ağızlarına dolamalarının iki temel nedeni vardır. Birincisi, serbest pazar ekonomisinin, ikincisi de Keynes’ in teorilerinin ne olduklarını bilmemeleridir. Bilimsel analizi yapılabildiğinde, sorunun ne pazar ekonomisinde, ne de ekonominin kurallarının dışında bir şeyi önermeyen Keynesgil politikalarda olmadığı anlaşılacaktır. Sorun, her ikisini de kafasına göre uygulamaya çalışanların, başarısızlıklarının kaynağı olarak uyguladıkları yerine, uygulamadıklarını gösterme gayretleridir.

Ekonomide kaynak üretemeyen, aksine tüketen verimsiz sektörlerin sürekliliğini öngören bir teori yoktur. Bir çoğunun yanlış anladığı ya da takdim ettiği gibi sürekli “Keynesgil açık” da yoktur. Refah toplumu, satamayacağını değil satabileceğini üreterek gelişir. Ülkeler hangi ekonomik davranış biçimini seçerlerse seçsinler, her sektörde katma değer yaratmak zorundadırlar.