İthalat ve Döviz Rezervi

Türkiye davranışlarını gelişmiş ülkeler gibi düzenleyeceğini ilan ediyor ama bu yöndeki davranış kalıplarının özüne inmeyi başaramıyor. Bir ülkenin döviz rezervi ne demektir?, ne işe yarar? gibi konuları da halen kapalı ekonomi dönemi anlayışıyla ele almaya devam ediyor. Türkiye’nin döviz rezervi rakamları paranoya halinde hemen her gün izleniyor ve ülkenin savunma gücü gibi takdim ediliyor. Hesaplanamayanlarla birlikte daha yüksek olduğu da dile getirilen döviz rezervimizin amacı da ekonomik olmaktan çıkıyor. Bir ülke dövizini ne yapar? Harcar kardeşim harcar! Yatırımları için, ihtiyaçları için harcar ve yeniden yaratır. Döviz rezervi azalınca daha fazla kazanmayı düşünmek yerine, ithalatı kısalım dövizimiz gitmesin düşüncesinin arkasında, halen ekonomiyi tek değişkenli statik bir olgu olarak algılayan bir kapasite ya da kapasitesizlik yatmaktadır. Ne yazık ki kapalı ekonomi döneminin alışkanlıkları, özellikle devlet kademelerinde hakimiyetini sürdürmektedir.

Bu davranışın benzerini özel sektörde de görebilirsiniz. Başarısız bir dönemin ardından genellikle kemer sıkma devri başlar. Karları arttırmanın yolu masrafları kısmakta görülür. Yeni fırsatlar yaratarak gelirleri arttırmayı planlayan bir davranış sergilenmez. Pazar yeni ürünlere ve sürekli yükselen hizmet seviyelerine zorlamazsa, kısa dönem için sonuç alabilirler. Ancak, uzun dönemde pazar paylarını kaybetmeye başlarlar. Masraf merkezlerinin fırsatlara odaklı oluştuğunu göremeyen anlayışla, ithalatın çok boyutlu ödevini kavrayamayan anlayış aynıdır. İthalata yönelik kısıtlama beyanları, rekabette zorlanan özel sektör temsilcileri tarafından da destek görür. Türkiye’deki üreticilerin neden marka sahibi olamadıklarının ve neden olamayacaklarının cevabı da buradadır.

Devlet ve güdümlü özel sektör ithalatın kısıtlanmasını isteyerek tüketicilere ve çalışanlara iki ayrı mesaj vermektedir. Birincisi, tüketiciyi yerel standartlara zorlamakla aczini ilan etmekte ve yabancı ürünlerin yarattığı imgeyi güçlendirmektedir. Tüketici yurtdışındaki emsalleriyle rekabet edemeyen bir ürünü mecbur olduğu için alacak ve ilk fırsatta yabancı ürünlere eskisinden daha kuvvetle iltifat edecektir. Diğer yandan, tüketici yerel üreticinin bu şekilde kazandığı kazançlara da sırtından elde edilmiş haksız kazançlar olarak bakacaktır.

Çalışanlara verilen mesaj ise, dünya standartlarında ürün ve hizmetlerle rekabet gücü olmayan tesislerde çalıştıkları için bilgi seviyelerinin ve yeteneklerinin de dünya standartlarının altında gelişecek olmasıdır. Bu nedenle, her zaman bu tesislerde çalışmak zorunda kalan, emsalleriyle boy ölçüşemeyecek iş görenler olacaklardır. Buna, işvereni kapıya koyduğu zaman işsiz kalmaya mahkum çağın köleleri demek daha yerinde olacaktır.

Bugünlerde basına yansıyan, biri bürokratlardan, diğeri de ekonomist bilinen çevrelerden iki talihsiz beyan daha vardır. Birincisi, özel sektöre zam yapmayın çağrısıdır. Diğeri de ülkenin nöbetçi kapalı ekonomi uzmanlarının, büyüme kontrol edilemez ise hem enflasyon programı, hem de ithalat baskısı nedeniyle ödemeler dengesi olumsuz etkilenir beyanlarıdır.

Eğer ithalatı kısıtlamaz, iç pazarınızı uluslararası rekabete zorlarsanız bu kaygılara yer yoktur. Serbest rekabet düzeyi yüksek bir pazarda büyüme varsa, üretim artışı dünyada alıcı bulabilen ürün ve hizmetlerin satışlarından dolayıdır. Kısacası, büyüme rasyoneldir, sağlıklıdır ve ihracat artışı ithalattan daha çok olacaktır. Yine serbest rekabet düzeyi yüksek bir pazarda zam yapılabiliyorsa, marka değeri yüksek ürün ve hizmetler üretilebildiği içindir. Söz konusu değerleri üretenler daha çok kazanırlar ve marka değeri yüksek olan ürün ve hizmetlere daha fazla yatırım yaparlar. Ülke de bu ürün ve hizmetleri tüm dünyaya satarak ihracatını arttırır. ABD son sekiz yılda ekonomisini her yıl 1.5 Türkiye kadar büyütmüştür. Bundan da zarar görmemiştir.

Bir başka irdelenmesi gereken konu da bu yıl patlama oldu denilen Turizm gelirlerimizdir. Sadece turist sayısına ve turizm yoluyla gelen döviz artışına bakarak değerlendirme yapamayız. Türkiye, parası değerlendikçe ihracatı düşen fason üreticilerden olduğu için yıllarca devalüasyon yaparak ihracatını arttırmış ve ihracat yaptıkça da zarar etmiştir. Sübvansiyonlarla ve düşük fiyatlarla yükseltilen turizm gelirlerinde de benzer bir durum söz konusudur. Bu nedenle, sadece gelir hanesinin değil, bilançonun tamamının incelenmesi gerekir. Böylece, sokaktaki adam yararlanamadığı turizm tesislerine bilgisi dışında ne kadar yatırım yapmış öğrenebilsin.

Gümrük Birliği Anlaşmasını imzalamış, Avrupa Birliği Adaylık sürecine girmiş bir Türkiye’nin hem beyanlarında, hem de davranışlarında daha dikkatli ve özenli olması, serbest pazar ekonomisinin kurallarını her seferinde yeniden öğrenmek yerine bir defada iyi çalışması gereği gelmiş de geçmektedir. Serbest rekabet düzeyi yüksek bir ülkede ithalat ile ne döviziniz biter, ne de yerli üretim sona erer. Aksine, parası değerlenince üzülmeyen bir ülke, ihracat ile büyüyen bir ekonomi, serbest ithalatla terbiye edilebilen bir pazarın çıktılarıdır.