Holdıng Bankaları

Başlığa bakıldığında eleştirel bir bakışla konuyu ele alacağım anlaşılıyor. Ancak, eleştirel yaklaşmaktan analiz yapmaya çalışacağım anlaşılmalıdır.

Holding bankacılığı, hem banka, hem de grup şirketlerine, birbirlerini üçüncü şahıslar olarak kabul etmedikleri takdirde görünmeyen bir maliyet yükler. Her iki tarafın da objektif olarak sürekli değerlendirmesi gereken bu maliyet kolayca gözden kaçabilir. Maliyetin eriştiği büyüklüğün grubu ve bankayı iflasa sürüklediği örnekler dünyada çoktur.

Bu maliyet, teşhisi zamanında konulmayan ve tedavisi ertelenen kanserli hücrenin vücudun diğer organlarını sarması gibi grubun iyi şirketlerini de beraberinde götürebilir. Tanımı çok basittir; hak etmeyen şirketlerin başka bir deyişle, titiz bir bankadan kredi alamayacak vasıfta grup şirketlerinin, bankaları tarafından fonlanmasıdır. Bu durumda, söz konusu şirketler kendilerini düzeltme gereği duymadan varlıklarını korumaya ve verimsizliklerini gizlemeye devam ederler.

Giderek, aldığı kredileri ödeyemeyen şirketlere ve verdiği kredileri de tahsil edemeyen bankaya sahip bir holding yaratılmış olur. Başlangıçta kendi bankasından kolayca kredi ve teminat mektubu bularak büyüdüğünü düşünen birçok holding patronunun, yukarıdaki tuzağa düşerek battığında; en büyük hatam banka sahibi olmaktı, dediği hikayeler çoktur.

Türkiye gibi, rekabet düzeyinin piyasa aktörlerini rasyonel karar vermeye ve davranmaya zorlamadığı ülkelerde, akılcı arayışlardan çok, fırsatları değerlendirmeye yönelik refleksler hakimdir. Bu nedenle, siyasi gücü arkasına alarak iş yapmaya çalışan ve sonu hüsran olan sermayesiz, birikimsiz, akılcı bir işadamının asla yapmayacağı girişimler çok sayıdadır. Devletin yanlış yönlendirmesi sonucu kurulmuş ve başarısız olduğu için kapatılmış holding bankaları bunun ispatıdır.

Şubat 2001 krizinden sonra ayakta kalabilmiş bankalarının sermayelerini ve rekabet gücünü yükseltmek amacıyla yabancılarla ortaklık arayışlarında bulunan holdinglerin alışık olmadıkları rasyonel düşünme zorlukları vardır. Bankalarına, grubun kredi kaynağı olarak değil, grup ilişkilerinden soyut bir banka olarak bakma zorlukları vardır. Bankalarıyla birlikte, zaten olmayan çok şeylerini kaybettiklerini zannederek, hisselerinin kendinden menkul piyasa değerlerini belirleyememe zorlukları vardır. Yabancı ortağın, grup şirketlerinin fon ihtiyaçları karşılanırken ve sendikasyonlarına aracı olunurken, rasyonel kriterler getireceğini bilmenin endişesini(!) aşamama zorlukları vardır. Tabii, klasik anlamda aile şirketlerinin geçmiş deneyimlerine karşın halen zorlandıkları, eşit söz hakkına sahip bir ortakla yönetmeyi her defasında içlerine sindirememe zorlukları vardır.

Bankacılık sektörümüzün reel sektöre kalıcı ve düşük maliyetli servis verebilmesi için uluslararası standartlarda güçlü bir yapıya kavuşması ön koşuldur. Kendi sermayesi ve bilgi birikimiyle bu sonuca ulaşamayacağını düşünen ve bu amaçla yabancı ortaklarla işbirliği arayışına giren banka sahiplerinin, yukarıda bahsettiğim zorlukları aşarak konuya yaklaşmaları şarttır. Aksi, takdirde bugün teklifleri beğenmeyerek ve/veya diğer kaygılarla ortaklık kuramayanların, yarın aynı teklifleri bulamamama ihtimalleri çok yüksektir. Bunu tahmin etmek için hangi sermayelerle ve değişimi kaçınılmaz hangi koşullarla bugünkü konumlarına sahip olduklarına bakmak yeterlidir.