Enflasyon ve Faiz

Enflasyon ve Faiz ilişkisi, daha çok Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde, yöneticiler ile uzmanlar arasında kavramsal mutabakatı geride bırakılabilmiş konulardan biri değildir. Sosyal bilimlerde ele alınan herhangi bir konuyla ilgili hiçbir ispat, öneri, denklem ya da öngörü tartışmayı sonlandırmaz ama katkı sağlayabilir. Bu düşünceyle, konuyu farklı bir açıdan ele alarak yazmak istedim.

İlişkiyi tanımlamadan önce Enflasyon ve Faiz nedir sorusunun cevabının verilmesi gerekir. Enflasyon, basit anlamda fiyat artışı demektir. Fiyatlar genel seviyesinin sürekli ve hissedilir artışını ifade eden bir durumdur. Fiyatların genel seviyesi ise temsil yeteneği olan çeşitli (örneklem) mal ve hizmet kümesinin (sepetinin) parasal karşılığıdır.

Diğer eşanlı göstergesi de milli gelirin artan fiyatlar nedeniyle, öncesinde satın alınan mal miktarı için yetersiz kalmasıdır. Başka bir deyişle, fiyat artışlarından sonra aynı mal miktarının satın alınabilmesi için dolaşımdaki para arzının (Emisyon) artırılması ve şişmesidir.

Faiz ise basit anlamda kaynak maliyeti ya da fiyatıdır. Bankalar gibi kredi verenler için verilen borcun  fiyatı, kredi kullananlar için alınan borcun maliyetidir. Bankalar gibi kredi verenlerin, temin ettikleri tasarruflar için mevduat maliyeti, tasarruf sahipleri için ise mevduat fiyatıdır.

Faiz oranı Nominal ve Reel Faiz oranı olmak üzere ikiye ayrılır. Nominal oran Bankalar gibi kredi sağlayıcıların dağıtmak amacıyla aday oldukları tasarruflar için önerdikleri ve ilan ettikleri faiz oranıdır. Reel Faiz ise ilan edilen Nominal Faiz ile Enflasyon oranı arasındaki farktır ve Nominal Faiz oranından, Enflasyon oranının çıkarılması ile bulunur. Farkın pozitif ya da negatif olması kredi sağlayıcılar, kullanıcılar ve tasarruf sahipleri açısından ayrı, ayrı açıklanmaya muhtaç ekonomik sonuçlar doğurur.

21. Yüzyılın rekabetçi piyasaları, mikro ekonomiyi bilmeyen makro ekonomi uzmanlarının doğru kararlar alabilecekleri ortamlar değildir. Para miktarındaki artış (Emisyon), mal ve hizmet miktarındaki artış (Büyüme) ile dengeli olursa fiyatların genel seviyesi değişmez ve bunlardan biri diğerinden fazla üretilirse az üretilen kıymetli hale gelir gibi kuramlar günümüzde her ekonomik düzlemde geçerli değildir.

Basit anlamda, fiyatlar yükselirse talep düşer, fiyatlar düşerse talep yükselir savı ve varsayılan denge çoktan geçerliliğini yitirmiştir. Markalaşma sürecinin yarattığı katma değer ile fiyatı ve talebi bir arada artan ürün ve hizmetlerin yer aldığı piyasaların sahip olduğu yeni dinamikler, birçok toptancı yaklaşımı çok uzun süredir anlamsız kılmıştır. Fiyatların, mal ve hizmetlerle dolaşımdaki para miktarı arasındaki dengeye göre oluştuğu anlayışı da bunlardan sadece biridir.

Rekabetçi piyasalarda uzun yıllar önce değişime uğrayan yaklaşımlardan biri de Fiyatlandırma Süreçleridir. Rekabetin etkisi ile mal ve hizmet fiyatlandırma; “Maliyet + Kar=Fiyat” yerine “Fiyat-Maliyet=Kar” formülüne dönüşmüş ve tam maliyet anlayışı da yerini direkt maliyete terk ederek, yaratılacak Katkı Payına "Fiyat-Değişken Maliyet=Katkı Payı" odaklanılmıştır.

Türkiye gibi "rekabetçi pazar ekonomisi koşullarında" kalkınma modelini tercih eden ülkelerde, mal ve hizmetlerin fiyatlandırılma süreçlerinde sabit giderler ile kaynak kullanma maliyetleri (kredi faizleri diye okunabilir) girdi değildir. Bu nedenle, faiz enflasyonun nedenlerinden biri değildir.

Örnek vererek açıklamak gerekirse; günümüzün rekabet ortamında fiyat pazarda oluşur ve kredi kullandığı için faiz ödeyen üreticinin fiyatlandırma sürecinde faiz bedelini dikkate alarak fiyat belirlemesi söz konusu değildir. Aksi takdirde, faiz gideri ödemeyen bir üreticiye ait mal ve hizmet fiyatlarıyla rekabet etmesi olanaksızdır. 

Bu nedenle, Gelir Tablosunda FAVÖK (Faiz, Amortisman ve Vergi Öncesi Kâr) kaynak maliyetinden bağımsız olarak öncelikli değerlendirilir. Öz sermayesi yetmediği ve/veya yabancı kaynak kullanmayı tercih ettiği için faiz ödeyenler ise daha yüksek finans giderleri nedeniyle, daha düşük bir Net Kâra ulaşırlar.

Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı gibi faiz, mal ve hizmetlerin değil, yabancı kaynağın (sermayenin) maliyetidir ve fiyatlandırma süreçlerinde yer almaz. Mal ve hizmet fiyatlarının rekabetçi piyasa koşullarında belirlendiği açık ekonomilerde, kaynak maliyeti ya da fiyatı olan "faizler" enflasyonu etkilemez ama enflasyon oranlarından doğrudan etkilenir. 

Bu nedenle, hem enflasyon, hem faizler sermaye hareketleri üzerinde birlikte etkili olurlar ve sözünü ettiğimiz Reel Faiz oranı (Nominal Faiz - Enflasyon Oranı) kredi sağlayıcılar, kullanıcılar ve tasarruf sahipleri için ayrı, ayrı açıklanmaya muhtaç ekonomik sonuçlar doğurur.

Özetleyecek olursak, para politikasında gerçekçi enflasyon hedeflemesi ve pozitif Reel Faiz tesis edilmesi ve sürdürülmesi, ekonomide yer alan her kurum ve bireyin tasarruf ve yatırım açısından rasyonel davranışlar geliştirebilmesi için önemlidir. Bu nedenle, faizler belirlenirken enflasyon oranları dikkate alınmalıdır.