Ekonomik Akıl

Ekonomik akıl, attığı her adımın ekonomik sonuçlarını değerlendirebilme yeteneği ve verimsiz davranışların refaha katkısı olmaz bilincidir. Bu yeteneğe ve bilince sahip ülkelerin ekonomik aklı vardır, olmayanların da yoktur. Örneğin, Türkiye'nin böyle bir yeteneği ve bilinci olmadığına göre ekonomik aklı yoktur.

Ekonomik aklı olan ülkelerde yardımlar, mevcut durumu verimli sonuçlara çevirmek için yapılır. Desteklemeler araçtır, verimli sonuçlar amaçtır. Ekonomik aklı olmayan ülkelerde ise yardımlar verimlilik gözetilmeden yapılır. Bu durumda desteklemeler araç değil, amaçtır.

Yaşanan örnekler, yardım adı altında verilen ekonomik araçların (teşvikler, sübvansiyonlar, imtiyazlar, vb.) amacından çok istenmeyen sonuçlara hizmet ettiğini göstermiştir. Desteklenerek geliştirilebilmiş bir sektörü, ne yaptığını bilen ve çok iyi denetleyen ülkelerde dahi bulamazsınız. Hemen hepsinde yardımlar, gelişmenin değil gelişmemenin nedenleri olmuşlardır. Ya desteklendikleri için sektörler rekabete hazırlanma gereği duymamışlar ya da yardımlar gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşmamıştır. Yardımlar daha çok haksız kazanç alanları oluşturmaya, rekabet yeteneğini yok etmeye, bağımlı ve manüple edilmesi kolay bir toplum yaratmaya neden olmuştur. Devletlerin ekonomik akıldan yoksun olarak aldıkları kararlar, kazanan kesimlerin gelirlerini tüketen kazanmayan kesimleri büyütmüştür. Türkiye de özellikle son on yılda vergi tabanı sürekli daralan bir kesimden elde ettiği geliri, eşanlı olarak genişleyen diğer kesime harcayarak, ortalama sonuçları ile küçülen bir ülke olmuştur.

Bir ülkede nelerin yapılacağından önce, nelerin yapılmayacağına karar verilmelidir. Öncelikle, piyasa değeri olmayan, satılamayacak hiçbir ürün ya da hizmet üretilmemelidir. Daha sonra satılabilecekler arasında görece en yüksek katkıyı sağlayacak olanlara kaynaklar tahsis edilmelidir. Kararlar, dinamik piyasa şartları algılanarak verilmeli, yatırımlar da değişecek kararlara adapte olabilecek esneklikte olmalıdır. Yatırım kararlarını üretici dışında ve yerine hiç kimse veremez. Önemli olan, üreticilerin rasyonel kararları almalarına yardımcı olacak bilgilenme ortamlarının oluşturulmasıdır. Devletler üreticilerin risklerini ve vesayetlerini üstlenemezler. Aksi takdirde rekabetten uzak, değişimlere ayak uyduramayan, ne kendisi, ne de ülkesi için zenginlik üretemeyen kesimler yaratılır. Oysa, rekabet üstünlüğü hızlı değişebilenlerindir. Satış kaygısı taşımadan her yıl aynı tarım ürünlerini, aynı miktar ve vasıflarda üreterek, üreten değil kaynak tüketen bir ülke olursunuz. Mahsullerin tamamını almayı garanti eden Tarım Bakanlığı ile istedikleri fiyatı vermeyen Kemal Derviş'i suçlayan meslek odaları temsilcilerinin, destekledikleri olgunun üretim, desteklenenlerin de üretici olarak adlandırılamayacaklarını anlamaları gerekir.

Ülkelerin ne yaptıkları kadar, nasıl yaptıkları da önemlidir. Bir ülke ihracat yaparken zarar ediyorsa, yaptığı ihracat, kendisi de ihracatçı olarak anılamaz. Turizm yaparken zarar ediyorsa, yaptığı turizm, kendisi de turizmci olarak anılamaz. Üretim yaparken zarar ediyorsa, yaptığı üretim, kendisi de üretici olarak anılamaz. Sadece ihracat, turizm ve üretim yapar gibi davranan, bunları yaparken de mevcut ve potansiyel kaynaklarını tüketen, ekonomik aklı olmayan bir ülke olarak anılır.

Türkiye de, bugün geldiği noktada ne ihracat, ne turizm ve ne de üretim yaparken kazanabilen, dolayısıyla da ne ihracatçı, ne turizmci, ne de üretici bir ülkedir. Yapar gibi göründüğü bu faaaliyetlerle sürekli zarar ettiği için borçlanarak yolun sonuna gelmiş, akılcı olmaya davet edildiği her platformda kurtuluş savaşıyla söylemine başlayan, ekonomik aklı olmayan bir garip ülkedir.