Ekonomide Güven

Ekonomide güven, yatırımcıların ve tüketicilerin ekonomi yönetimine zihinlerinde açtıkları kredinin karşılığıdır. Sağlam bir öyküye dayanır ve yanıltılmadıkları sürece devam eder.

Günümüze kadar sahaya inebilmiş ve Literatürde karşılık bulmuş başlıca iki tür ekonomik sistem vardır. Birincisi; üretim ve hizmetlerin devletin güdümünde belirlendiği Planlı Ekonomidir. Diğeri, üretim ve hizmetlerin piyasanın tercihlerine göre belirlendiği Pazar Ekonomisidir.

Tüketicilerin ihtiyaçlarını en iyi devlet bilir inancıyla kurgulanan Planlı Ekonominin öngördüğü “üretici egemen” yapılanma, ekonomiyi idari kararlarla yönetilebilir kabul eden ve merkezi otoriteyi piyasalar üstü gören “kapalı ekonomi” anlayışının ürünüdür.

Tüketiciler ihtiyaçlarını en iyi kendileri bilir inancıyla kurgulanan Pazar Ekonomisinin öngördüğü “tüketici egemen” yapılanma ise ekonomiyi idari kararlarla yönetilemeyen bir bilim olarak kabul eden ve rekabetçi piyasaların işleyiş kurallarına itibar eden “açık ekonomi” anlayışının ürünüdür.

Tüm ekonomik faaliyetlerin devlete devredilmesi (komünizm) ya da özel sektöre devredilmesi (kapitalizm) arasında Pragmatik bir anlayışla ortaya çıkan melez yapılanmalar; kalkınma düzeyi düşük ülkelerde devletin payının arttığı, gelişmiş ülkelerde ise en aza indiği Piyasa Ekonomileri olarak genelleştirilebilir.

Piyasa ekonomisi adı altında, ülkelerin liberalleşme eğilimlerine ve demokrasi seviyelerine göre biri diğerinden çok farklı uygulamalarla karşılaşıldığı bir gerçektir. Liberalleşme sürecinde sosyal devlet ve piyasa ağırlıklı yaklaşımların ortaklaştırılma çabaları, “tam demokrasi ve tam rekabet” anlayışının bir arada var edilme hayalinin kitaplardan sahaya ne ölçüde inebildiğini de gösterir.

Çok sayıda farklı piyasa ekonomisi örnekleri(!) arasında gerçek anlamda pazar ekonomisi kurallarını hayata geçirebilen ülkeler, tam rekabet ve tam demokrasi seviyesine en fazla yaklaşabilen ülkelerdir. Gelişmiş ülkeler başlıca bu yanlarıyla ayrışırlar.   

Bu nedenle, tercih edildiği iddia edilen rekabetçi pazar ekonomisinin “özümsenme (bilimsel idrak), uygulanma yeteneği (yetkinlik) ve sürdürülebilir kurumsal kapasite (inandırıcılık)” seviyeleri yatırımcılar ve tüketiciler için güven ortamının anahtar göstergeleridir.

Rekabetçi pazar ekonomisinin işleyiş kurallarına, piyasalar üstü yaklaşımlarla müdahale ederek öngörülen tüketici egemen yapılanmaya zarar verecek her söylem ve davranış, açık ekonominin gereklerinin sürdürülemeyeceği kaygısını yaratır ve güven ortamı zedelenir.

Ekonomi bilimi birçok açıdan doğa bilimlerine benzer. Hepimiz depremlerin önceden tahmin edilmeye çalışılmasına karşın önlenemeyeceğini biliriz. Çabalar depremi önlemek için değil olası depreme dayanıklı yapılar yapmak için gösterilir. Ekonomide de krizler önceden tahmin edilmeye çalışılsa da önlenemez. Önemli olan kriz ortaya çıktığında karşı koyabilecek ve etkisini azaltacak sağlam ekonomik temellere sahip olmaktır.

Ekonomide sıkça dile getirilen güvenli liman ve risk fiyatlama tabirleri de piyasaların nasıl sınıflandığını gösterir. Güvenli liman sıfatı görece düşük kazanç ama tam koruma öneren ekonomik temelleri sağlam gelişmiş ekonomiler için geçerlidir. Risk fiyatlama tabiri ise taşıdığı riskle orantılı yüksek kazanç öneren ekonomik temelleri kırılgan gelişen ekonomiler için geçerlidir.

Güven ortamı zedelendiğinde, olası krizlere karşı ekonomik temellerin kırılganlığı sorgulanır. Yatırımcılar, bağımsız derecelendirme kurumlarının notlarını ve CDS (Kredi Sigorta Risk Primi)dikkate alarak riski yüksek fiyatlayabilirler, daha düşük riskli seçeneklere yönelebilirler ya da güvenli limanlara çekilerek belirsiz bir süre risk almaktan kaçınabilirler. Kısaca, güven ortamı zedelenirse, yıpranma ve düzeltme seviyesine bağlı mutlaka bir bedel ödenir.

Ekonomik sürecin olumlu ya da olumsuz her safhasında, uygulanan sistemle uyumlu kurumsal davranışlar ve refleksler sergilenirse, yatırımcı ve tüketiciler sağlam ekonomik temellere sahip olunduğu varsayımıyla zihinlerinde açtıkları krediyi sürdürürler ve yeni normallere de (değişen döviz kurları, faizler ve enflasyon oranları gibi) daha kolay uyum sağlarlar.

Bu nedenle, ekonomide güven yatırımların ve ticaretin sürdürülmesi için gerekli başat unsurdur.