Ekonomi Yönetmek Ne Kolay!

Hemen her ülkede ekonomiyi yönetmek sokağa düşer. Ülkenin ekonomisini kurtarmak için “bir fikrim yok ya da benim işim değil” diyenine rastlayamazsınız. Bunun başlıca nedeni, ekonominin günlük yaşamla doğrudan ilişkili olmasıdır. Her zaman daha iyiyi arayan insanoğlunun ekonomiden hoşnut olanını da bulmak zordur. Nasılsın dediğimizde, sıkça duyduğumuz “çok şükür iyiyim” cevabı, elindekinden de olmak istemeyenlerin tanrıya sığınmasından başka bir şey değildir. Herkesin fikir yürüttüğü ekonomi gerçekten de herkesin irdeleyebileceği kadar sıradan bir olgu mudur? Değildir... Bırakın herkesi, ekonomiyi kavrayabilmiş ekonomist bulmak zordur. Çoğu makro ile mikronun ayırımını yapamaz.

Bizim gibi az gelişmiş ülkelerde yaşayan ekonomistlerin çoğu mikroya özürlüdürler. Piyasalarla ilgili bilgileri genellikle zayıftır. Yüksek enflasyon altında, rekabet düzeyi düşük süreçlerde yetişmiş ekonomistler, bütün çözümleri makro yönetim zannettikleri idari kararlarda ararlar. Onlar için ekonomi, idari kararlarla yönetilebilen bir olgudur. Fiyat, faiz ve döviz kurları piyasaların belirlediği sonuçlar değil, söz konusu yönetimin araçlarıdır.

Cari açık büyüdüğünde devaülasyon yapar açığı kapatırlar, talep daraldığında para basar tüketimi canlandırırlar, devlet garantileri verir paraları toplarlar, teşvik yasaları çıkarır yatırımları arttırırlar, vergileri düzenleyerek sosyal adaleti sağlarlar, kur garantileri verip dış krediler alırlar. Masa başı kararlarla, ekonomiyi sözde yönetirler.

Gelin yukarıdaki örneklere birlikte bakalım. Cari açıklar büyüdüğünde devaülasyon çare olsaydı cari açığı olan ülke kalır mıydı ? Tüketim para basarak canlansaydı, dünyada talep sorunu yaşanır mıydı? Tasarrufları devlet garantisiyle toplamak bir yol olsaydı hangi devlet parasız kalırdı? Yatırımlar teşviklerle artsaydı, hangi devlet yatırım sorunu yaşardı? Sosyal adalet vergi yasalarıyla düzelseydi, dünyada sosyal adalet sorunu kalır mıydı? Dış krediler için kur garantileri bir yol olsaydı, hangi devlet kredisiz kalırdı?

Şimdi sormak gerekir: “Ekonomi, her ülkenin kolaylıkla masa başında alabileceği kararlarla, diğerlerine rekabet üstünlüğü sağlayabileceği bir olgu olabilir mi ?”

Yukarıdaki açıklamaları okuyan sağ duyu sahibi, ekonomist olması gerekmeyen, biraz matematiği olan herkes bu sorunun cevabını vermiştir. İnşallah mesleği ekonomist olanlar da verir.

Geçenlerde iki ayrı ekonomi dergisinden beni arayıp, birbirinden bağımsız iki soru sordular. Birincisi, ülkede devaülasyon beklentisi ve gereği var mı? Diğeri de, Çin tehdidi için ne diyorsunuz? Değerli okuyucularım bu ülkede ne devaülasyon beklentisi ve gereği, ne de Çin tehditi var. Ama her ikisi de yanlış bakarsan böyle algılanabilirler.

Ben hükümetin dalgalı kur rejimi uygulanırken, kendinden menkul değer tespitlerine giderek bindiği dalı keseceğine ihtimal vermiyorum. Çin’i de tehdit olmaktan çok fırsat olarak değerlendireceklerine ve bu yönde gelişmiş ülkelerin alacağı pozisyonları gözeterek davranış geliştireceklerine inanmak istiyorum.

Cin fikirler üretilirken, idari kararlarla ve önlemlerle ekonomik sonuçların sağlanamayacağını bilerek, konuların daha derin değerlendirilmesini umuyorum. Okuyucuların da, böyle yönetildiğini zannettikleri ekonomimizin bugün geldiği noktaya bakarak; “biz bir şeyleri yanlış mı anlıyoruz, ekonomi daha mı ciddi bir bilim dalı” diye düşünmelerini ve formül önererek ekonomiyi düzeltenlere ihtiyat kaydıyla bakmalarını diliyorum. Ne diyeyim ?