Ek Vergilendirilmiş Kazanç Daha Kutsaldır

Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır. Bu slogan verginin vatandaşlık ödevi olduğunu anlatır. Ancak, aynı zamanda bir kazanca bağlı olduğunu da ifade eder. Vatandaş vergisini ödemeli, devlet de elde ettiği vergilerle, vatandaşın kazanacağı ortamları yaratmalı ve korumalıdır.

Devlet, vatandaşlarına adalet ve hizmet götürmek amacıyla kurulmuş bir çok örgütlü mekanizmanın bütünüdür. Yapısal olarak kendisini sürekli yenilemek zorundadır. Aksi takdirde, araç olmaktan çok amaç haline gelir ve verimli hizmet üretme misyonunu kaybeder. Devletin verimli olup olmadığı, gelirleriyle giderlerini karşılayabilmesi ve ürettiği ya da üretilmesini sağladığı hizmetlerin kalitesi ile ölçülür.

Türkiye’de devletin doğrudan ve dolaylı verdiği hizmetin kalitesi ortadadır. Diğer yandan, elde ettiği gelirlerle, giderlerini karşılayamadığı, kamu açıklarının finansmanında içinden çıkılmaz bir borç batağında olduğu da bilinmektedir. Devlet bu duruma bir yılda, beş yılda gelmemiştir. Yetmişli yıllardan itibaren yanlışlarında ısrar ederek gelmiştir.

Bugün, devletin dış borçlanma yeteneği, tüm çabalara ve IMF desteğine karşın zayıftır. Başka bir deyişle, kredibilitesi düşüktür. İç borçlanma kapasitesi, uygulanan para programı öncesinde çoktan tüketilmiştir. Böyle bir ortamda ülkenin yatırım iklimini canlı tutmak, piyasaları dışarıya özendirmek ve tüketiciler adına verimli kılmak herhalde kolay değildir. Türkiye, bir yandan gelirlerini arttırırken, diğer yandan hem özel, hem de kamu sektörüyle verimli sonuçlar elde etmek, ekonomisini büyütmek zorundadır. Kısacası, piyasa kültürü olmadığı için bu duruma düşen bir devletin, piyasa kültürü gerektiren bu gelişmeleri sağlaması mucizedir.

Piyasaların oluşumunda ve sonuçlarında vergilerin rolü çok büyüktür. Ne yazık ki, bizim vergi tasarımcılarımız piyasaları bilmezler. Bazı piyasaların varlıklarından, genellikle vergilendirdiklerini zannettikleri kazançlar ortadan kaybolunca haberdar olurlar. Buna karşın, yeni tasarıları ilgili kesimlere yeterince danışmadan, ben yaptım oldu anlayışıyla uygulamaya alırlar ve çok defa geri dönüşlerle hem devlete, hem de piyasalara zarar verirler. Örnekleri geçmişte çok sayıda yaşanmıştır. Bu davranışlarının özünde, verginin vatandaşın ödevi olduğu kadar, vatandaşın kazancının da devletin ödevi olduğunun gözden kaçırılması yatar.

Vergi alınabilmesi için vergi tahakkuk ettireceğiniz bir kazanç olması gerekir. Vergiler daha yüksek kazanç oluşumlarını engelleyecek niteliklerde olursa, kaybolan sadece kazanç değil, daha çok kazançtan elde edilecek daha yüksek vergi gelirleridir. Kısacası, vergi kazancın düşmanı değil dostu olmalıdır. Amaç, kişi ve kurumların rekabet etme olanaklarına ve tüketime engel olmayacak, aksine yardımcı olacak vergi düzenlemelerini yapmak ve artan kazançlardan daha yüksek vergi elde etmektir. Bu takdirde büyüyen bir ekonomide devlet de alacağı vergiyi hak etmiş olur. 2001 Bütçesinin gelir hanesini şekillendiren yeni vergi düzenlemelerinin, ek vergilerin bu prensipler gözetilerek yapıldığı ne yazık ki şüphelidir.