Dünyanın Güç Haritası

Dünyanın güç haritası görebilenler için şeffaf, göremeyenler için gizemli olabilir. Dünyanın sahip olduğu kıt kaynakların kimler tarafından kontrol edildiğini gösteren ve sınırları güç ilişkisine göre değişebilen bir haritadır.

Coğrafi haritalar, ülkelerin sınırlarında bayraklarının dalgalandığı toprak coğrafyasını gösterir ve yazılı çizili her ortamda kolayca bulunabilir. Ulusal yapılanmaların yer aldığı bu haritada sınırlar gönüllü ya da gönülsüz kolay değişmez.

Zihinler coğrafyası ise aynı haritanın ülke sınırları olmayan ve ülke vatandaşı ayırımı yapılmayan küresel boyutudur. Zihinler coğrafyası, her ülke vatandaşı için ülkesinin bilgiye erişim ölçeğine göre küçülür ya da büyür.

Dünyanın güç haritasının en belirgin özelliği, siyasal, ekonomik veya savunma amaçlı yatay bütünleşmeler ile çıkarlarını ortaklaştırmaya çalışan ülkelerin, yetkinlik sınırlarını zorlayarak sürekli kendi amaçlarını ön plana çıkarmaya çalışmalarıdır.

Dünyada var edilmiş siyasal, ekonomik ya da askeri bütünleşmelerin (AB, NAFTA, PASİFİK, NATO gibi) hemen tamamı, yalnız başına olmak yerine birlikte hareket etmenin ülke çıkarları için daha elverişli sonuçlar doğuracağına inanan ülkeler tarafından kurulmuşlar ve bir yenisi ile daha iyi sonuç alacakları inancına kadar varlıklarını korumuşlardır.

Dünya güç haritası içeriği hangi pencereden bakıldığına göre farklılaşır. Bu nedenle, ekonomik güç haritası, siyasal güç haritası ve askeri güç haritası gibi çeşitlendirilebildiği gibi eğitim, kültür, teknoloji ve diğer evrensel kabullere göre daha sınırlı ve küçük ölçeklerde de çoğaltılabilir.

Ekonomik, siyasal ve askeri güç haritalarıyla ilgili güncel tespitler yapmak, tarihçelerini, öykülerini, amaç ve hedeflerini anlamaya ve birbirleriyle ilişkilerini tanımlamaya çalışmak, her biriyle ilgili güçlü bilgi, birikim ve en önemlisi de analiz yeteneğine sahip olmayı gerektirir.

Dünya Ekonomik Güç Haritasına ait dinamik yapının, günümüzde başlıca hangi ekonomik rasyonellere bağlı kurgulandığını ve değişebildiğini, varsayımlarım ve analiz yeteneğim ölçüsünde diğer siyasal ve askeri güç haritalarıyla da ilişkili anlatmaya çalışacağım.

Tüketici egemen açık ekonomilerde zihinler coğrafyası geçerlidir ve roller tüketiciler tarafından dağıtılır. Üretici egemen kapalı ekonomilerde toprak coğrafyasında tutsak edilmeye çalışılan tüketiciler de özgür zihinlerinde rolleri farklı dağıtır ve ticari sınırlar açılır açılmaz yerli üreticileri cezalandırır. Başka bir deyişle, toprak coğrafyasında örülen ticari duvarlar, zihinler coğrafyasında işe yaramaz. Tüketiciler zihinlerinde kestikleri faturaları eninde sonunda üreticilere ödetirler.

Günümüzdeki planlı ve kapalı ekonomi heveslileri için sorulacak soru; sınırları ticarete açılmış bir pazarda rekabet ederek dünyanın ekonomik güç haritasında etkili bir konuma aday olmak varken, zihinler coğrafyasında hiçbir işe yaramayan ticari duvarları örmekle zaman, para ve enerji kaybetmek niye? Dramatik olan bu sorunun 21.Yüzyılda da geçerliliğini koruyor olmasıdır.

Zihinler coğrafyasının dünyanın ekonomik güç haritası ile doğrusal ilişkisini kuramayan ve bu nedenle Tüketicinin egemenliğini baştan teslim etme fırsatını kaçıran ülkelerin kolay anlayacağı bir tasvir yapabilmek için sondan başa doğru gitmeyi tercih edeceğim. Bu maksatla, hemen herkesin tecrübe ettiği veya şahit olduğu gerçekliklerden yararlanacağım.

Ülkeler arasındaki farklılaşmaları gelişmişlik üzerinden tanımlar ve sınıflamak istersek “gelişmiş, gelişen ve gelişmemiş” ülkeler ayırımı hemen herkes tarafından bilinir ama aralarındaki farkları tanımlamak için çok basit göstergeler olduğunu herkes bilmez.

Örneğin; hangileri zengin, hangileri gelişmiş ya da hangileri hem zengin, hem gelişmiş ülkelerdir sorusunun cevabı için tek bir gösterge yeterlidir.

Yine hangi ülkeler değerli, hangileri önemli ya da hangileri hem değerli, hem önemli ülkelerdir sorusunun cevabı için tek bir gösterge yeterlidir.

Ve nihayet hangi ülkeler güçlü, hangileri yeterince güçlü değildir sorusunun cevabı için de yine tek bir gösterge yeterlidir. Başka bir deyişle, bu soruları cevaplamak için deve hamuru gibi konuları büyütüp saatlerce analizler yapmak gerekmez.

Zengin olan ülkeler toplam milli geliri yüksek olan ülkelerdir. Gelişmiş olan ülkeler kişi başına geliri yüksek ve aynı zamanda ileri demokrasi ile yönetilenlerdir. Hem zengin, hem gelişmiş olan ülkeler ise toplam ve kişi başına geliri bir arada yüksek ve aynı zamanda ileri demokrasiyi benimsemiş ülkelerdir.

Hangi ülkede yaşamak ya da kendi ülkende hangi ülke vatandaşı gibi yaşamak istiyorsan o ülkeler değerlidir. Hangi ülke ile dost olmayı ve birlikte hareket etmeyi tercih ediyorsan o ülkeler önemlidir. Her ikisine birden karşılık bulduğun ülkeler ise hem değerli, hem önemlidir.

Hangi ülkelerin lisanını öğrenmek zorundaysan o ülkeler siyasal açıdan güçlüdür. Hangi ülkelerin parasını rezerv etmek zorundaysan o ülkeler ekonomik açıdan güçlüdür. Hangi ülkelerin silahını satın almak zorundaysan o ülkeler askeri açıdan güçlüdür. Tamamına bir arada karşılık bulduğun ülkeler ise hem siyasal, hem ekonomik, hem de askeri açıdan güçlüdür.

Lisanını öğrenmek, parasını rezerv etmek ve silahını satın almak zorunda hissettiğin ülkeler aynı ise hem değerli, hem de önemli ülkelerden bahsediyorsundur ve dünyanın güç haritasının zirvesindedirler. Söz konusu ülkeler ile ya dost olmak istersin ya da düşman olmak istemezsin.

Hem değerli ve hem önemli ülkelerle dost olur ve açık ekonomik ortamlarda rekabet ederek gelişebilirsen güç haritasının zirvesi için yarışabilirsin.

Aksi takdirde, bilgiden uzak rekabet gücü zayıf bir ülke olarak, sadece askeri açıdan güçlü ülkelerin silahlarını satın almak için gelirini tüketen, bölgesinde de silahını kullandığı ülkelerin çıkarlarını gözetmek zorunda kalan düşük bir Profil ile güç haritasının alt zemininde giderek zayıflayan bir ülke olursun.

Şimdi yukarıda sıraladığımız tasvirleri toplam milli gelir sıralamasında ilk iki sırayı alan ABD ve ÇİN bazında örnek vererek daha anlaşılır hale getirelim.

2015 rakamlarıyla toplam milli gelirde ilk sırada yer alan ABD 18,7 trilyon USD toplam ve 54,629 USD kişi başına gelir ve ileri demokrasi tercihi ile hem zengin, hem gelişmiş ülke örneğini oluşturuyor. Toplam gelirde ikinci sırada yer alan ÇİN ise 12,3 trilyon USD toplam ve 7,800 USD kişi başına gelir ile zengin ama kişi başına düşük refah düzeyi ve siyasal tercihi nedeniyle gelişmiş ülke örneği oluşturmuyor.

Bu nedenle, günümüzde büyük bir çoğunluk Amerika’da ya da Amerikalı gibi yaşamak isterken, Çin’de ya da Çinli gibi yaşamak isteyenlere pek rastlanmıyor.

Yine büyük bir çoğunluk İngilizce öğrenmeyi zorunlu görürken ve Amerika’da eğitim görmek için ciddi paralar harcarken, Çince öğrenmek için aynı duyguyu hissetmiyor ve Çin’de eğitim görmek için para harcamayı da düşünmüyor.

Çin dâhil dünyanın hemen tamamı uluslararası ticareti yürütmek için 5 Rezerv para biriminden (USD, EURO, GBP, Japon Yeni, İsviçre Frangı)  biri olan ABD dolarını rezerv etmeyi zorunlu görürken, büyük bir çoğunluğu Çin para biriminin ne olduğunu dahi bilmiyor.

Her iki ülke de nükleer güce sahip ve askeri açıdan en güçlü ülkeler sıralamasında ABD birinci, ÇİN ise üçüncü sırada (kaynak: Business Insider Dergisi) yer alıyor.

Verdiğimiz örnekten yola çıktığımızda ABD hem siyasal, hem ekonomik, hem de askeri açıdan değerli ve önemli bir ülke, Çin ise başlıca askeri ve kısmen ekonomik açıdan önemli bir ülke tanımına uyuyor.

ABD değerli bir ülke olduğu için değer üretebiliyor ve çok sayıda Global Markaya ev sahipliği yapıyor. 2015 Top 10 Global Marka sıralamasında 8 ABD markası yer alırken değer üretemeyen ÇİN ilk yüz içerisine dahi giremiyor (kaynak: Interbrand).

Bu nedenle, Global Marka üretemeyen diğer ülkeler gibi ÇİN’ de ABD orijinli markalar başta olmak üzere Global Markalar için üretim yapıyor (Made in China).

ABD örneğini Japonya, İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Kanada (G7), Çin örneğini de Rusya ve Hindistan ile çoğaltabilir ve her birinin dünyanın ekonomik, siyasal ve askeri güç haritalarındaki yerlerini kolayca tahmin edebiliriz.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde 5 ülkenin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin) hangi güç ilişkisi ile yer aldığını, G7 Platformundaki ülkelerin de hangi nedenlerle Gelişmiş Ülke sıfatını taşıdıklarını kolayca anlayabiliriz.

Dolayısıyla, Türkiye’de ya da Türk gibi yaşamayı özendiren, öncelikle vatandaşları için refah düzeyi yüksek, demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygılı, güvenli ve mutlu bir gelecek vaat eden “değerli” bir ülke olmayı başarmadan,  Dünyanın Ekonomik Güç Haritasında seçkin ve rekabetçi bir yerimizin olamayacağını da kolayca tahmin edebiliriz.

Güç Haritalarını deşifre ettiğinizde toprak coğrafyasından farklı dağılan güç kaynakları nedeniyle BMGK daimi üyesi 5 ülkenin dünyanın geri kalanını tutsak edebilmelerini ya da uluslararası piyasalarda mal ve hizmet alışverişi için rezerv para biriktirmek zorunda olan ÇİN ve RUSYA için güç haritasındaki sınırların nerede bittiğini anlamak da kolaylaşır.

Uluslararası ticareti sürdürmek için rezerv para biriktirmek zorunda olan ülkelerin kontrol edemedikleri ama bağımlı oldukları para birimlerindeki değişiklikler karşısında ne kadar savunmasız kalabildikleri de daha kolay anlaşılır.

Ve tespitler ne kadar gerçekçi olursa sorunların doğru tanımlanma olasılığı o kadar artar, çözümler aynı ölçüde rasyonelleşir, süreç iyileştirme ve yenileşme çabaları doğrulara yoğunlaşır ve giderek değerli ve güçlü ülke olma ivmesi artar.