Defolu

Bir özdeyişe göre, liderler asla emekli olmazlar, nadiren de ölürlermiş. Bu demektir ki, toplumlar liderlerin doğruyu bulmalarını beklemeye mahkumlardır. Aynı özdeyişi köşe yazarları için de söylemek yanlış olmayacaktır. O halde, toplumlar köşe yazarlarının da doğruyu bulmalarını beklemeye mahkumlardır.

Bugün, Türkiye'de ortalıkta dolaşan ne kadar lider varsa, hemen tamamı ben değiştim diyen geçmişin yanlışlarının savunucuları ve uygulayıcılarıdır. Oysa, geçmişten bugüne her dönem sağduyusu ile doğruları savunan birçok aydın bu arenada yoktur.

Yine Türkiye'de baş köşeleri tutmuş köşe yazarlarının hemen tamamı toplumu yıllarca yanlış yönlendirmiş, günü kavramaktan uzak demagoglardır. Oysa, geçmişten bugüne her dönem bilgisi ve birikimi ile günceli yakalayabilen, toplumu aydınlatabilecek birçok yazabilenin bu camiada yeri yoktur.

Dolayısıyla toplum hem liderlerin, hem de olan biteni yorumlayan köşe yazarlarının defolularına mahkumdur. Türkiye hem siyasal, hem ekonomik açıdan dönemeç noktasındadır. Ne yazık ki bu dönemeci, geçmişiyle hesaplaşmak zorunda kalmış, fikirleri köhnemiş ya dün, bugün, yarın aynı şeyleri söyleyeceğiz diyen değişmez kafaların sahipleri, ya değişmeden ben değiştim diyen her dönemin cambazları, ya da yeterince değişememiş, günü algılamaktan uzak liderlerle geçmek zorunda kalmıştır.

Türkiye'nin, kriz sonrası dünyada geldiği nokta, OECD 2001 raporuna göre 20. sıradır. Bir yılda Türkiye ekonomisi yaklaşık 56 milyar USD küçülmüş, 144 milyar USD toplam, 2200 USD kişi başına GSMH ve daha fazla borcu ile hak etmediği bir yerdedir. Türkiye'yi bu duruma getiren, ülkemizin olsa olsa utanç kaynağı olacak siyasileri ise halen ülke hakkında fetva verebiliyor ve utanmadan, sıkılmadan seçimlere hazırlanmaktan bahsedebiliyorlar.

Düne kadar sabit kur uygulamasını pervasızca savunup, duvara çarptıktan sonra serbest kur' cu olan, gümrük birliğini bilir bilmez eleştiren, şimdilerde ise yararlarını anlatan, ekonomiyi biraz öğrenip önce karşı olduklarına sonra sahip çıkmaya çalışan ya her dönemin yağcısı, ya da her döneme muhalefet eden, gazeteci desen değil, uzman desen değil köşe işgalcileri de liderler gibi utanmadan, sıkılmadan günü yorumlamaya ve yol(!) göstermeye devam ediyorlar.

Avrupa Birliği, Mustafa Kemal Atatürk'ün çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak olarak gösterdiği uzun yolun devamıdır. Bütün cumhuriyet hükümetlerinin ortak hedefidir. Geçmiş süreçte yaşanan ayrı düşmeler, Türkiye'yi hakkı olan Avrupalılık' tan alıkoyamaz. Ne Avrupa Türkiye' siz, ne de Türkiye Avrupa' sız bir süreci planlayamaz.

Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin siyasi ve ekonomik kriterlerine uyumsuzluğu önce kendi halkına olan ayıbı ve yukarıda sözünü ettiğim yöneticilerin utancıdır. Türkiye, ulu önder Atatürk'ün gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesine kendisi için ulaşmalıdır. Ne yazık ki, Avrupa Birliği'ne aday olmadan bunu yapabilecek iradeyi ve yeteneği gösterememiştir.

Şimdi, Türkiye, Avrupa Birliği'ne aday 13 ülkeden biridir. Üyelik koşulları ise Türkiye'ye özel değil, tüm diğer aday ülkeler ve mevcut üyeler için aynıdır. Elbette bu olgu Türkiye'nin (varsa) kendi akılcı özellerini ileri sürmesine engel değildir.

Türkiye'yi yönetenler bu defa toplumun sağduyusuna saygı göstermek zorundadırlar. "Avrupa Birliği bizi almazmış!", "Amaçları Kıbrıs'ta taviz verdirmekmiş!", "Türkiye'nin üniter yapısı zarar görürmüş!" savları artık inandırıcı değildir.