Ciro Tuzak, Verimlilik Esastır

Ciro tuzak, verimlilik esastır cümlesi açıklanması gereken bir denklemi ifade eder. Basit anlamda,  cironun yaratacağı katma değeri kast eder. Teknik olarak da sabit giderle yaratılan toplam ciro büyüklüğünden çok, toplam katkı payının önemine başka bir deyişle, cironun "araç" yaratacağı katkı payının "amaç" olduğuna dikkat çeker.

Kısaca, daha yüksek katkı payı yaratamayan daha yüksek ciro yapmanın, verimli bir sermaye yaratma sürecine servis vermeyeceğini diğer bir ifadeyle, katma değer yaratamayan bir büyümenin hamallık olduğunu vurgular(*).

Sürekli borç yapılandırılan bir ülkede faaliyet gösteren şirketlerin, sermaye yaratamadıkları, mevcudu tükettikleri, teşvik ya da geçici imtiyazlardan fayda sağlayacak donanımlara da sahip olmadıkları ve ne yapılırsa yapılsın iyilerin kötüleri kovmaları beklenen rekabetçi piyasa ortamlarında tutunamayacakları bilinen gerçekliktir.

Hepimizin aklına isimleri hemen gelebilen birçok anlı, şanlı şirketin her yıl artan cirolarıyla övündükleri ve olmayan kârlılıklarını gözden kaçırmak için seksen takla attıkları ve sadece kendilerini aldattıkları da bilinen bir diğer gerçekliktir.

Pazar payı artırıyoruz diyerek, verimliliği hiçe sayan yönetimlere sınırsız destek veren hissedarlar, sermaye yaratamadıkları uzun bir sürenin sonunda çıkış kararları alıp hisselerini satma telaşına girdiklerinde ya çıkamamışlar ya da satışta para kaybederek yeni yatırımcılara marka değerleri ve pazar potansiyelleri sorunlu şirketler devretmişlerdir.

Bir şirket sermaye yaratmadan yaşayabilirmiş gibi sürekli ertelenen bir kâr vaadiyle fiyat kıran, süresiz ve hesapsız kampanyalarla her gün daha fazla değersizleştirdikleri markalarının sözde pazar payını artırarak kendi elleriyle düştükleri verimsizlik tuzağından bir gün çıkacakmış gibi hayal satan şehir efsaneleri, ne yazık ki yönetim kademelerini sarmıştır.

Finansal sermayenin yarattığı oyun sahasında, gidecek yolu olduğunu gösterebilen yeni yatırımlar için piyasa değerleri, bir süre kârlılık seviyeleri ile çelişerek yükselebilir ama piyasa değerlerinin sürdürülebilirliği her durumda şirketlerin sermaye yaratma potansiyeline bağlıdır. Aksi takdirde, birer kayıttan ibaret olan piyasa değerlerinin bir gün içerisinde sıfırlanabileceğini hemen her yatırımcı bilir.

Bu nedenle, ekonomik aklı olan şirketler, pazar paylarının kalitesini ve tüketicilerin zihinlerinde elde ettikleri yeri zedelemeden yeni ortaklıklar tesis etmenin yollarını ararlar ya da halka açılarak finansal güçlerini daha verimli sonuçlar için artırırlar.

Fiyat kırmak ve Katkı Marjını düşürmek, ürün ve hizmetlerini sıradanlaştırmayı göze almış herkesin yapabileceği bir davranıştır ve bu nedenle fiyat hiçbir zaman rekabet unsuru olmamıştır. Fiyat ve ödeme koşullarıyla ilgili sözde rekabet için herkesin aynı yolu izlemesi ise verimsiz ve riskli bir pazar yaratmaktan başka bir işe yaramaz. Fason ihracatçıların uzun yıllar Devalüasyonlarla rekabet etme arayışlarının doğurduğu verimsizlik, gelişmekte olan ülkelerin bugün içinden çıkmakta zorlandıkları kendi düştükleri tuzaktır.

Fiyat artırmak ve Katkı Marjını yükseltmek veya korumak ise ürün ve hizmetleri değerli ve rekabetçi özgüvenleri olanların yapabilecekleri bir davranıştır.

Tüketicilerin zihinlerinde açılan krediyi değerli ürün ve hizmetler geliştirerek yükselten ve bu sayede hak ettiği parasal karşılığı da alarak sermaye yaratan şirketler sürdürülebilir bir başarıdan bahsedebilirler.

Ne yazık ki, satamayacağı malı üretip sermayesini stoka ve/veya sattığını tahsil edemediği için müşteriye bağlayan, satamadıkça fiyat düşürüp hem pazarın, hem şirketin verimliliğini düşüren ve giderek piyasa risklerini yükselten sayısız şirketlerin sözde yönetiliyor görüntüsü, yönetim kavramını da sürekli sorgulanır kılmıştır.

Kurulduğunda hedefi ve örgütlenme biçimi özürlü olan birçok şirketin yolda amacını ve yapısını düzeltemediği için battığında, sorunu güncelde araması ve ilk fırsatta aynı zihin yapısıyla yenilerini kurmaya aday olması ve her defasında tekrar duvara toslaması, ne yazık ki iş yaşamının sık tekrarlanan trajik vakalarıdır.

Her köşe başında rastlayabileceğiniz, işletme Formasyonu olmayan sözde danışman ve eğitmenlerle, yanlışları haber yapan niteliksiz yönetim dergileri ile yaratılan bilgi kirliliği içerisinde yolunu bulmakta zorlanan ve arayışlarını giderek artan bir risk ortamında sürdüren yatırımcılara ve girişimcilere kolay gelsin.

(*)Sinanoğlu, F. Reşat; "Verim Hedefli Yönetim", Türkmen Kitabevi, İstanbul 2015.