Çin Ekonomisi

Çin, dışa açılma sonrasında, ekonomisinin büyüklüğü ve yarattığı etki alanının genişliği nedeniyle, ekonomi platformlarının vazgeçilmez konuları arasına girmiştir. Uzun yıllar kapalı rejimi nedeniyle küresel ekonomide önemli bir varlık sergileyemeyen Çin, hemen her dışa yeni açılan ülkenin izlediği yolda strateji geliştirerek dünya pazarlarından pay almaya çalışmaktadır. Bilinen yanlışları tekrarlayan Çin, bana göre bir çok yazarın ileri sürdüğünün aksine, var olan pay dağılımını, marka sahipleri aleyhine tehdit edebilecek bir ülke değildir. Başlıca nedeni, kapalı rejim sürecinde treni kaçırmış ve yarışa yanlış başlamış olmasıdır.

Ekonomide sık yapılan hata; geçmişte başarı sağlamış davranışların yeniden işe yarayacağı yanılgısıdır. Oysa, her davranış kendi döneminde değer ifade eder ve iktisat tarihinde seçkin yerini alır. Aynı davranışlar, bir başka dönemde ve konjonktürde aynı sonuçları doğurmazlar. Güney Kore ve Singapur gibi bir dönemin gelişmiş ülkelere odaklı ucuz teknoloji üreticileri ya da Japonya’nın dışa açılırken uyguladığı ihracatçı sermaye şirketleri bugün hiçbir ülke için başarı şansı olan modeller değillerdir. Adı anılan ülkeler de, geçmişte elde ettikleri başarıları, davranışlarını güncelleyemedikleri için sürdürememişlerdir.

Açık ekonomide yarışa yeni katılan ülkelerin günceli iyi okumaları ve özgün nüanslarla rekabet üstünlüğü aramaları gerekir. Çin bunu başaramamıştır. Çin, kapalı rejim sürecinde, kendi vatandaşlarının elde etmek istediği global değerleri içeride üretemeyerek şansını kaybettiğini fark etmemiştir.

Çin, dünyaya önemini giderek yitirmiş bir malı; ucuz emeği satmaya çalışmaktadır. Fason üretici olma yarışına maliyet kaygısı yaşamadan ve parasının değerini sürekli düşürerek katılmıştır. Marka sahibi “değer üreticileri” için cazip bir “ürün üreticisi” olmaya adaydır. Bu açıdan bakıldığında Çin’in, Türkiye gibi fason üretimde pay sahibi olan ülkeleri tehdit ettiği doğrudur. Ancak, bu yaklaşımla verimsiz kapalı ekonomiden, verimsiz bir açık ekonomi modeline geçtiği de ortadadır. Kısacası, Çin de Türkiye gibi fason üreticiler kervanına oldukça radikal açılımlarla katılmıştır. Parasının kıymetini düşürerek ihracat yaptıkça fakirleşecektir. Diğer yandan, rakip fason üreticilerin yıpranmasına izin vermeyen (anti damping v.b.) kuralları da göz önüne alırsak, Çin’in kura dayalı bir yöntemle rekabete uzun süre devam etmesi olanaksızdır.

Çinlilerin, global değerleri yığın olarak tüketebilecekleri satın alma gücüne (bugün için kişi başına düşen GSMH’sı 1000 USD civarındadır) ulaşmaları zaman alacaktır. Ancak, gelir dağılımındaki kaçınılmaz dengesizlikle Çin’in yüzde yirmisi söz konusu tüketime aday olsa , yaklaşık 250 milyon tüketici demektir. Bu nedenle, Çin, marka sahipleri için iyi bir fason üretici adayı olmakla beraber, çok daha iyi bir potansiyel pazardır. Çin’in batı değerlerini tüketmeye aday olarak gelişmesi marka sahiplerinin asıl hedefleridir. Çin’in üstlendiği fason üretici rolü bu sürecin başlangıcıdır. Kısa sürede sınırlarını yabancı ürünlere daha fazla açmak zorunda kalacaktır. Söz konusu süreç ne kadar kısa olursa, iç pazardaki rekabet Çin ekonomisinin gelişmesini o kadar süratlendirecektir. Çin’in olası başarısı bu aşamadan sonra konuşulabilecektir. Rusya’nın başarmaya aday olduğunu yeni konuşmaya başladığımız gibi.

Türkiye gibi fason üretimde elde ettiği birikimlerle övünen ve Made in Turkey farkını fiyatlandırmaya çalışan bir ülkenin, Çin gibi yarışa yeni katılan üçüncü dünya ülkeleriyle rekabet için kur’ dan medet umması kabul edilmez bir çelişkidir. Türkiye’nin yapması gereken, Çin’de fabrikalar kurmak ve dağıtım kanallarında yer alarak mallarını Çin pazarında satmaya çalışmaktır.

Türkiye, Çin’i tehdit olarak değil, marka sahibi ülkeler gibi fırsat olarak algılamalıdır. Çin pazarı dünyanın tam ihtiyacı olduğu zamanda ortaya çıkmış büyük bir fırsattır. Türkiye,  bu fırsatı değerlendirebilecek bilgi ve birikime sahiptir. Girişimcilerimizin yapması gereken, Çin pazarını değerlendirmeyi hedeflemek ve sahip oldukları asetleri bu doğrultuda harekete geçirmektir. Bu takdirde, hükümetten istenilecekler de, iki ülkenin ticaretine yardımcı olacak, ayağı yere basan akılcı destekler olarak ortaya çıkacaktır. Çin pazarına girmiş Türk orijinli mevcut girişimler de yol gösterici örnekler olabilirler.

Dünya Gazetesi İşletme/Yönetim sayfası
Reşat Sinanoğlu