Bu Nasıl Sanayi Ki Babom Bir Türlü Gelemiir?

En son 1990 yılında bir vesile ile Adıyaman’a gittiğimde dönüş yolunda katıldığım bir kahve sohbetinde yörenin kalkınma sorunları konuşulmuştu. Yol boyunca dört duvar bırakılmış bir çok fabrikamsı yapı dikkatimi çekmiş, sorduğumda da; teşvik alan geliyor ya dört duvarı örüp vazgeçip ya da açılıştan kısa bir süre sonra kapatıp gidiyor demişlerdi. Yaşlıca olanı da o yöreye has şivesiyle hiç unutamadığım soruyu sormuştu: “Bu nasıl sanayi ki babom bizim buralara bir türlü gelemiir?”

Geçen hafta basında Ata Grubu ile Koç Holding’in Şanlıurfa’daki 17 milyon dolara mal olduğu belirtilen Koç Ata Besi Çiftliği ile Koç İlköğretim Okulu’nun açılışlarını okuduğumda bir başka mutlu oldum. Özellikle de Rahmi Koç’un yerel kıyafetli bir Urfalı vatandaşımızla çektirdiği fotoğrafı görünce de yukarıdaki soruyu hatırladım ve içimden dedim ki: Gelir babom geliir! Belki sen göremedin ama hiç değilse çocukların için geliyor.

Koç ve Ata gibi ülkenin iki ciddi firması, ancak rasyonel koşullar oluşursa yöreye yatırım yapacağına göre, benzer girişimlerin artarak devam edeceği düşünülebilir. Bu girişim bölgedeki doğal alışveriş süreçlerinin oluşmaya başladığının da göstergesidir. Süreçlerin bugüne kadar yapay tedbirlerle oluşamadığı göz önüne alınacak olursa, bu yatırımın değeri daha iyi anlaşılacaktır. 

Ülkeyi yönetenlerin bugünkü gelişmeleri değerlendirebilmeleri için, dün neden olamadığının analizini doğru yapmaları gerekir. Bu tespitte, büyük ölçüde tamamlanan GAP projesinin dışındaki etkenleri belirlemek önemlidir. Aksi takdirde, ileride yaşanması muhtemel sapmaları anlamak mümkün olamayacaktır. Bir ürün ya da hizmet satıldığı zaman nedenini bilmeyenler, satılamadığı zaman da nedenini bilemezler. Bu yatırım bu açıdan ayrıca önemsenmelidir.

Batıda yaşayan her duyarlı vatandaş gibi ülkemizin doğusunda olan biteni izlemeye çalıştığım için yukarıdaki gelişmeyle nedendir bilmem yaklaşık yirmi beş yıl önce kesip sakladığım bir gazete kupürünü hatırladım ve buldum. Zamanı mıdır, zemini midir bilmem ama sizlerle paylaşmak istedim. O tarihte Trabzon’da çıkan bir yerel gazetede yayımlanmış benim kestiğim gazetede de “günün şiiri” olarak yer almış olan yazının dip notunda, yazarının belli olmadığı belirtilmektedir.

ANAYASSO*

Gara dağlar gar altında galanda
Ben gülmezem
Dil bilmezem
Şavata’dan Hakkari’ye yol bilmezem
Gurban olam, çaresi ne, hoooyyy Baboovvv?

***

Bebek yaniir, bebek hasda, bebek ateş içinde
Ben fakiro
Ben hakiro
Dohtor ilaç, çarşi, bazar tam-takiro
Gurban olam, bu ne işdir, hoooyyy Baboovvv?

***

Çonçiğ ağliir, çonçiğ öliir, geçit vermiiy Zap Suyi
Parasizo
Çaresizo
Ben halsizo, ben dilsizo, şeher uzak yolsizo
Bu ne haldır, bu ne işdir, hoooyyy Baboovvv?

***

Gara dağ gar altında ufağ ufağ mezerler
Yeddi ceset hetim hetim Zap Suyinde yüzerler
Hökümata arzeylesem azarlar
Ben ketumo
Ben yetimo
Ben ne biçim vatandaşım, hoooyyy Babooovvv?

***

Şavata’dan Angara’ya ses getmiir
Biz getmeğe guvvatımız heç yetmiir
Malımız yoh
Yolumuz yoh
Angara’ya ses verecek dilimiz yoh
Ganadımız golumuz yoh
Bu ne biçim memlekettir, hoooyyyy Babooovvv?

***

Yeri yurdun; adresesin bilmiirem
Angara’da; Anayasso
Ellerinden öpiy Hasso
Yap bize de iltimaso
Bu işin mümkini yoh mi hoooyyy Babooovvv?

Doğu insanının şikayetlerini her zaman olgun ve mizahi bir üslupla şiirlerine, ağıtlarına, taşlamalarına aktarış biçimlerine hayran olmuşumdur. Bu şiir de o günün şartlarını dile getirirken nasıl bir kara mizah ustalığı içerdiği açısından bence iyi bir örnektir.

Bugün doğunun sahip olduğu olanaklar elbette çok farklıdır. Sesini duymadığı, duyuramadığı hiçbir yer yoktur. Ancak, yine de ülkemizin geri kalmış yöresi olma özelliğine sahip olduğu unutulmamalıdır. Yöre halkının serbest ticaret koşulları altında yapabileceklerine olanak tanıyacak rasyonel ve kalıcı girişimler öngörülmelidir. Ülkemizin potansiyel zenginliği bu yörelerdedir.

(*) Şairi Şemsi Belli (1925-1995) Edebiyatçı, Şair, yazar, gazeteci ve siyasetçi; kaynak: VİKİPEDİ