Bir Çok Ekonomistin Halen Öğrenemediği Gerçek: “Ekonomi Yönetilmez”

Bugün, dünya üzerinde ekonomiyi yönetmeye çalışarak başarı elde edebilmiş tek bir ülke yoktur. Aksine, ekonomiyi yönetmeye çalışmak yerine, tabanda tüketicinin sürekli gelişen ihtiyaçlarının güdümüne bırakmaya çalışarak başarıya yaklaşmış çok ülke vardır. Ekonomideki oluşumları etkileyen kararları verenler, tüketici ihtiyaçlarını gözeten işletme yöneticileridir. Makro seviyede yapılan düzenlemelerle işletme yöneticilerine yön vermeye çalışanların gerçekte yaptıkları, tüketicilerin ihtiyaçlarını yerli ürünlerin sağlayacağı faydayla sınırlamaktır. Bu davranış, ülke dışında üretilen daha kaliteli mal ve hizmetlerin sağladığı yeni faydalardan haberdar olan tüketici istekleri altında ezilmiştir. Serbest bırakılan tüketici ihtiyaçları ise gelişen ekonomilerin motoru olmuştur.

Ekonomi Bir Bütündür

Ekonomiyi yönetmek adına bütünü meydana getiren değişkenlerden biri üzerinde herhangi bir müdahalede bulunulduğunda, diğer değişkenler bağımlılıkları oranında er ya da geç etkilenir ve müdahalede bulunulan değişkenden bütüne beklenen doğrudan etki gerçekleşmez. Tarih, bütünü görebildiğini ve mevcut değişkenler ile rollerini doğru algılayabildiğini söyleyen teorisyenlerin öngöremediği değişkenlerin bütünü fare gibi kemirmesi sonucu yaşadıkları başarısızlıklarla doludur. Bu basit sonuç, değişkenlerden biri üzerinde oynayarak bir şeyleri düzelteceğini zannedenlerin, mevcut ve/veya potansiyel neleri bozduğunu da birlikte düşünmesi gereğini getirmiştir. Sonuçları değerlendirmekte gecikmeyen teorisyenlerin, değişkenler üzerinde müdahalede bulunmak yerine, bulunmamak gerektiğini yazmaya başlayalı yıllar olmasına karşın, hala ekonomiyi yönetmeye aday olmak neden? Bunun cevabını da yine aynı teorisyenler, önceleri devlet gücüyle ekonomik kalkınmayı sağlamak gibi bir saf niyete, sonraları da daha çok potansiyel oy gücüne yönelik bir avantaj elde etmek isteğine bağlamaktadırlar. Niyet ne olursa olsun değişmeyen sonuç, her müdahalenin toplumun yararlanmayan kesiminin ağırlıklı ödediği bir maliyet olarak geri döndüğüdür.

Serbest Piyasa Ekonomisi

Her geçen gün üzerinde daha fazla yoğunlaşılan projeler, uygulanması fantazi görülen tam rekabet koşullarına nasıl yaklaşılabileceğine aittir. Bu arayışlar sonucunda II. Dünya savaşından beri gelişmiş ülkelerin önderliğini yapmaya çalıştığı küreselleşmenin sınırları genişlemekte, kapalı ekonomi alışkanlıklarından arta kalan mütekabiliyet anlaşmaları ile başa çıkılabildiği oranda da daha serbest piyasa ortamlarına kavuşulmaktadır. Avrupa Birliği, NAFTA gibi ticarette ülke sınırlarını kaldıran anlaşmalar bunlara örnektir. Bugün düne nazaran daha geniş pazarlarda ticaret serbestliği arayan ülkelerin, yarın blokları ortadan kaldırmaya çalışacağı da bir gerçektir. Türkiye’nin de bu gelişmelerden 70 yıllık karma ekonomisine serbest piyasa ekonomisi adını vermeye çalışmasıyla etkilendiği anlaşılmakta, başlığın altını da yakın bir gelecekte değiştireceği ümit edilmektedir.