Bankalar

Bankalar ekonominin türevleridir. Misyonları, reel sektöre kaynak oluşturmak ve aktarmaktır. Bu görevlerini yerine getirirlerken verimli olmak zorundadırlar. Bu nedenle, bankalar uygun kaynaklar yaratmak, sürekli geri dönüşlü krediler vermek ve plase edilemeyen mevcutlarını da değerli tutmak zorundadırlar. Özellikle, perakendeci bankalar halkın tasarruflarına aracı olan kurumlar olarak sıkı denetlenmesi gereken bir uygulama içerisindedirler. Toptancı davranışlarıyla elde ettikleri dış kaynakların geri ödenmesi de hem ülke kimliği, hem de varsa hazine riski açısından denetlenmesi gereken durumlardır. Kısacası, bankalar toplum adına sürekli denetim altında tutulması gereken kuruluşlardır.

Ancak, denetim amaç değil araçtır. Amaç, reel sektöre hizmet veren, sürekli kendini bu yönde geliştirebilen, verimli, güvenilir ve vizyonu olan bir bankacılık sektörü oluşturmaktır. Bu nedenle, denetimden daha çok, bankacılık adına istenmeyen sonuçların yaratılmasını önleyecek piyasa koşullarını yaratmak devletin misyonu olmalıdır. Örneğin; devlet yüzde yüz mevduat garantisini kaldırsaydı bugün olanlar yaşanır mıydı ? Yaşanmazdı ! Çünkü, şu anda Tasarruf Mevduat Fonuna devredilen bankaların hemen tamamı batırdıkları ya da günün deyimiyle hortumladıkları söylenen mevduatları toplayamazlardı. Buna rağmen mevduat toplarlarsa, bu da devletin sorunu olmazdı. Kaldı ki, söz konusu bankalara kamu bankalarından açılmış trilyonlarca kredi mevcuttur. Ama, bu kredileri vererek devleti doğrudan riske sokan bürokratlar ve/veya siyasilerin sorgulananlar arasında isimleri yoktur. Beklentim birkaç kişinin daha cezalandırılması değil,  sistemin sorgulanmasıdır.

Devletin, ekonomiyi yönetebileceği düşüncesiyle sektörleri ya da alışveriş ortamlarını, teşvik veya yasaklarla doğal süreçlerinden önce oluşturmak amacıyla yaptığı tüm yapay girişimler misliyle geri dönmüştür. Buna karşın hükümetler bu davranışlarında ısrar etmişler ve etmeye devam etmektedirler. Halen, reel sektörü ayakta tutacağız, bankacılık sektörüne bir şey olmayacak, düzelteceğiz gibi ekonomiyi küçümseyen piyasalar üstü söylemlere devam ediyorlar. Bu söylemler piyasa ekonomisinin bürokratlarımıza uğramadığının açık delilidir.

Çuvaldızı kendimize batıracak olursak, devletin bankacılık sektörünü desteklemek girişimi de diğerleri gibi fiyaskodur. Destekleyerek oluşturmayı düşündükleri medya sektörü, tarım sektörü, tekstil sektörü, turizm sektörü, otomotiv sektörü, finans sektörü, ne  varsa hepsi birer fiyaskodur. Bu gün getirilen noktada Türkiye ekonomisi rant dağıtan ve eksik rekabet koşulları içeren çarpık bir ekonomidir.

Nedense, Rekabet Kurumu özel sektör dışında kalan kamu kuruluşlarının ve devletin rekabeti bozan olaylarına duyarsız belki de görevsizdir. Halbuki ekonomideki haksız rekabetin temeli, devletin uygulamaları sonucu bozulan rekabet koşullarıdır. Bankalar gibi reel sektöre aynı mesafede olması gereken kuruluşların iştirakleri neden vardır ? diye sorgulamak yerine, fondaki bankaların iştiraklerini korumaya alma mantığını serbest ekonomi kurallarıyla izah etmek olanaksızdır.

Bu gün yaşananlara toplumun sessiz direnişinin seslerini duymayanları uyarmak istiyorum. Sorumlu görülenler belki yüce divana gitmekten kurtuldular. Ama, halk hem kurtulduğunu zannedenleri, hem de kurtaranları yüce vicdanında çoktan mahkum etti. Bu olguyu önemsemeyenlerin tarihe bakmasını ve halkın verdiği dersleri yeniden çalışmasını öneririm.