Avrupalı Gibi Olmaktan Avrupalı Olmaya Geçiş

17 Aralık 2004 ülkemiz için tarihi bir dönemeç olmuştur. Avrupa Birliği, 06 Ekim 2004 İlerleme Raporu uyarınca, 03 Ekim 2005’i Türkiye’ye müzakere tarihi olarak vermiştir. Türkiye, ucu açık ama tam üyelik hedefli müzakere sürecine 2005 yılının ikinci yarısında başlayacaktır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin, 100 km olarak varsayacağamız batıyla bütünleşme projesinin 80 km’sini, ilk 10 yılda Ulu Önder Atatürk tamamlamıştır. Ne yazık ki, diğer liderler zaman zaman durarak, hatta geriye giderek, Ulu Önder’den aldıkları bayrakla kalan 20 km’yi 70 yıldır koşmaya devam etmektedirler. Söylendiği gibi, başta TBMM’sinin, muhalefetin, devlet kurumlarının, STK’ların ve en önemlisi Türk İnsanının katkılarıyla AKP hükümeti, önemli bir mesafeyi son iki yılda koşmuştur.

Türkiye’nin yaklaşık kırk yıldır inişli, çıkışlı bir ilişki içerisinde peşinde olduğu AB Tam Üyeliği, her iki taraf için neden bugün geçmişte olmadığı kadar önemlidir?

Avrupa Birliği, bayrağında yer alan yıldızların temsil ettiği 12 ülke tarafından Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) olarak kurulduğundan bugüne yaklaşık 50 yıllık geçmişinde bir çok defa amaçlarını sorgulamış, farklılaştırmış, üyelerini çoğaltmış ve bugün itibariyle 25 üye ülkeden meydana gelen yaklaşık 400 Milyon nüfuslu bir siyasi birlik haline gelmiştir. Müzakere sürecindeki Romanya, Bulgaristan ve müzakere tarihi alan Türkiye ile yakın gelecekte 28 üyeye çıkacaktır. Avrupa Birliği henüz homojen bir yapı olmamakla birlikte ABD’ den sonra dünyanın en önemli siyasi ve ekonomik gücüdür. Orta vadede önemli bir askeri güç olmaya çalışacağı da kesindir.

Avrupa Birliği, diğer bütünleşmeler gibi soğuk savaş sonrasına hazırlıksız yakalanmıştır. Soğuk savaş sırasında ABD ile özgür dünyanın temsilinde üstlendiği rolünü, yeni dönemde  gücünü kaybetmeden yenilemekte zorlanmaktadır. 11 Eylül sonrası ABD’ nin izlediği askeri ağırlıklı politikaları desteklemekte görüş birliği oluşturamamış, bugün misyonları sorgulanan uluslararası platformları da etkin kılmakta yetersiz kalmıştır. Bu aşamada, askeri gücünün zaafını büyük ölçüde hissetmiştir.

Avrupa Birliği kurumsal bir güçtür. Gücünün kaynağı olan kültürünü, kimliğini ve felsefesini, eşanlı olarak da var olma nedenlerini, vizyonunu, misyonunu ve yeni dönem hedeflerini hiç olmadığı kadar sorgulamak zorundadır. Çünkü, dünya AB için de değişmiştir. Ancak, zorunda olduğu sorgulama sürecine henüz hazırlıklı olmadığı anlaşılan AB’nin, sürpriz bir şekilde ödevlerini tamamlayarak müzakere tarihi alan Türkiye’nin üyeliğinin avantaj mı, ya da dezavantaj mı olduğu konusunda da kafası karışıktır.

AB’nin, Roma’da imzalanan Anayasa Taslağı, daha çok geçmiş beklentilere oturtulmuş Avrupa Birleşik Devletleri sevdasının olabildiğince güncellenmiş ürünüdür. Din, dil, ırk ayırımı gözetmemekle beraber ortak değerlerin ne olduğu, daha önemlisi neler olmadığı ve topluluğun hangi dinamik kriterlere göre genişleyeceği konusunda berrak ve yol gösterici değildir.  AB’nin, bazı üyelerinin hayal ettiği gibi bağları kuvvetli ve konservatif mi, yoksa yine bazı üyelerinin öngördüğü gibi bağları daha gevşek ve dinamik bir topluluk mu olacağı konusunda tartışmalar sürmektedir. Ne yazık ki, üzerinde anlaşma sağlanabilecek ortak ve akılcı bir seçenek üretebilmek için dış konjonktür de olmadığı kadar elverişsizdir. Ancak, soğuk savaş sonrasında oynayan taşların yerlerine oturtulmasında, AB’nin kendini nasıl konumlayacağı çok önemli ve belirleyicidir.

Son elli yılda zihinleri fethetmiş olan Amerikan rüyası Irak harekatıyla yara almıştır. Avrupa Birliği, zihinler coğrafyasında dalgalanan özgürlük ve demokrasi bayrağını daha yükseklere taşıyabilir ve yaşanan hayal kırıklığını Avrupa rüyasına çevirebilir. Türkiye’nin bundan sonra karşılaşacağı zorluklar, ev ödevindeki eksikler kadar, Avrupa Birliği’nin kendi geleceğiyle ilgili görüş ayrılıklarının sonucu olacaktır. Türk kamu oyunun, özellikle müzakere sürecinde, olası istenmeyen değerlendirmelere sağ duyuyla ve bu gözlükle bakması gerekmektedir. Küçülen dünyanın, AB’nin temsil ettiği değerlere her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Demokrasi, insan hakları ve serbest rekabetin temsilcisi olarak Avrupa Birliği’nin yeni dünyada daha iddialı olması gerekmektedir. Bu perspektifte, Türkiye’nin üyeliği çok değerli ve önemlidir.

Türkiye ile Avrupa Birliği arasında zihinsel sınırlar giderek ortadan kalkmıştır. Bu nedenle, Türkiye bir Avrupa Ülkesidir. Tam üyelik, Türkiye’nin Avrupalılığının kurumsallaşmasını sağlayacaktır. Türkiye için önemli olan Avrupa Birliği’nin sahip olduğu değerlerin geliştirilmesine ve özellikle dünyanın geri kalan kısmına yaygınlaştırılmasına katkı sağlamaktır.

Müzakere süreci çetin geçecektir. Bir çok kesimin rahatı bozulacak, davranış kalıpları değişecek, hem ekonomide, hem siyasette kapalı toplum ve kapalı ekonomi artığı yorumlar ve yorumcular emekli (!) olacaklardır. Piyasalarda rekabet düzeyi yükselecek,  tüketici egemenliği artacak, bürokratik oligarşi kırılacak, siyasi partilerin demokratik yapısı değişecek, vatandaşından korkmayan aksine, gücünü sokaktaki insandan alan yönetim anlayışı ülkeye hakim olacaktır. Hayırlı olsun......