Avrupa Birliği ve Yeni Kuşak Girişimciler

Türkiye’ nin yeni kuşak girişimcileri, eski kuşaklara göre farklı davranışlar sergilemek, aldıkları kültür mirasını yeniden yapılandırmak ve yeni bir kimlik yaratmak zorundalar.

Eski kuşak girişimcilerin icazet dönemi bitmiştir. Devlet kapısında nöbetleşe siyasi ortak aramak, devlet büyüklerine şirin gözükerek ekonomik çıkar sağlamak, kamu bankalarından teminatı kendinden menkul krediler almak, zora düşünce devlet kapısında zarar etmeden batmanın yollarını aramak, batmış şirketleriyle batmamış gibi yaşamak, parasını devletin ödediği teşviklerle fabrikalar kurmak dönemi son çırpınmalarıyla mefta olmak üzeredir.

Yeni kuşak girişimciler için rekabet dönemi başlamıştır. Bu dönemin yukarıda açıkladığım dönemden belirgin farkı; daha iyi olanların kazanmak için yarışacak olmasıdır. İcazet dönemi ise aksine, daha iyi olanlara fırsat vermek istemeyenlerin yarıştığı bir dönem olmuştur. Bu nedenle, hem ekonomide, hem siyasette paylaşım ve liderler yıllarca değişmemiştir. Eksik rekabet koşulları yaratanların birbirleriyle üstü kapalı anlaşarak yarıştığı icazet döneminin davranış kalıpları, alışkanlıkları ve kemikleşmiş menfaat güdümlü zihniyet yapısı, yeni kuşak girişimcilerin mücadele etmek zorunda kalacakları başlıca unsurlardır.

Bugün, önceki yazılarımda belirttiğim gibi yeni kuşak girişimciler ve kendini yenileyebilmiş olanlarla, eski kuşak anlayışa sıkıca bağlı olanlar AB konusunda karşı karşıya gelmişlerdir. Eski dönemin sağcısı, solcusu dahi kalmamıştır. Yeni dönemin kampları AB’ den yana olanlarla, karşı olanlardır. İcazet döneminin kaymağını yemeye alışmış, rekabetten kaçınan, benim olsun küçük olsun diyen kapalı toplum isteklileri ile dünyaya meydan okumak için yerinde duramayan, rekabetten korkmayan, açık toplum isteklileri, Avrupa Birliği üyeliği sürecinde her zaman olduğu gibi yeniden karşı karşıya gelmişlerdir.

Ne var ki, Türkiye’ yi yıllarca içeriden manüple eden güçlerin, ülkenin dışarıdan manüple edildiği savını ileri sürerek AB’ ye karşı kampanya oluşturma çabaları bu defa başarılı olabileceğe benzemiyor. Eski kuşak girişimcilerin ellerini, kollarını gizlenemez ekonomik ve siyasal başarısızlıkları bağlıyor. Sokaktaki vatandaş, gelişen teknolojinin de yardımıyla kendisine sunulan yaşam standartlarını dünya standartlarıyla karşılaştırabiliyor. AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki lehine olan çelişkileri biliyor. Bu olgu, AB karşıtlarının geçmişte olduğu gibi gerçek dışı slogan ve senaryolarla sokaktaki vatandaşı etkileme kolaylığını ortadan kaldırıyor.

Avrupa Birliği normları, Türkiye’ nin dışında kaldığı süreçte birçok açıdan sürekli gelişmiş ve bugün geldiği noktada, kendini geliştirememiş ülkeler için hemen algılanabilecek düzeyleri aşmıştır. Bazı konularda birkaç versiyon geride olan bizim gibi ülkeler, kendilerini geliştirme sürecini yaşayamadan son aşamalara zorlanır olmuşlardır. Bu nedenle, AB kriterlerinin bazı iyi niyetli kafaları da karıştırması doğaldır. Bu durum, treni her seferinde kaçıran Türkiye’ nin sorunudur.

Türkiye, hem piyasalarında, hem de siyasal yaşamında cumhuriyetinin kuruluşundan beri ulaşmak için çaba gösterdiği özgür ve çağdaş Avrupa Birliği kriterlerine Avrupa Birliği üyesi olmak için değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları layık olduğu için sahip olmalıdır.

Yeni kuşak girişimcilerin öncelikli sorumluluğu, kafalarını karıştıracak yapay senaryolardan kendilerini koruyabilmeleri için sokaktaki vatandaşları aydınlatmak olmalıdır. Bugüne kadar, şark kurnazlıklarıyla herkese mavi boncuk dağıtarak, yapmak istemediklerini yapar gibi gözükerek siyaset yapanların, sonra da bakın olmuyor diyerek yeniden kazanmalarına fırsat vermemektir.

Kısaca, toplumu, kendisini yanıltan ve beklentilerini hiçe sayarak ikinci sınıf dünya vatandaşı kalıbına mahkum eden eski kuşak anlayışın ön yargılarından arındırmaktır. Aksi takdirde, yeni kuşak girişimciler de hem ekonomik, hem de siyasal yaşamda ülkeyi dünyadan, komşusundan, sokaktaki vatandaşından korkarak ve sözde koruyarak yönetmeye çalışan başarısız bir kuşağın ve köhnemiş bir anlayışın devamı olacaklardır.