Açık Sistem ve Öğrenen Toplumlar

Her konunun dikkate alınması gereken bilimsel gerçekleri vardır. Bilimsel gerçekler, konuya uzak ve eğitimsiz insanlar tarafından, yaşamdan soyut laboratuvar sonuçları olarak algılanabilir. Bu sanı uzun yıllar teorik ve pratik ayırımının güdümlenmesine de neden olmuştur. Teorik ve pratik ayırımı, bilimden uzak, okuduğunu anlayamayan ya da okumayan insanların tutunma dalıdır. Genellikle geri kalmış toplumların karakteristik özelliğidir. Böyle toplumlarda insanlar bilimsel açıklamalardan çok, sorumlu kabul ettiği mercilerin açıklamalarına itibar ederler ve sürekli yönetilmeye alışan bir birey ve her şeyin bir bileni kendiliğinden yaratılmış olur. 

Bugünün Türk toplumu bu özellikleri yansıtmak açısından tipik bir örnektir. Toplum, doğrusunu bilerek kendisine sunulanları sorgulamak yerine, kendisine sunulanları doğru olarak kabul etmektedir. Bunun başlıca nedeni, toplumun pencerelerinin dışarıya kapalı olmasıdır. Kısacası, Türk toplumu kapalı bir toplumdur.

Açık toplumların öğrenen ve gelişmiş, kapalı toplumların da aksine, öğrenemeyen ve geri kalmış ülkeler yarattığı sonucu da bilimseldir. Kapalı toplum sisteminin temel harcı kapalı ekonomidir. Ticarete kapalı olan ülkelerin sınırları bilgiye de kapalıdır. Kapalı ekonomi, evrensel değerlerden kaçınan bir hukuk ve devlet anlayışını da beraberinde getirir. Kapalı toplumların ortak yanları arandığında, serbest pazar ekonomisine olan uzaklıklarının benzerliği dikkati çeker. Türkiye serbest pazar ekonomisi tercihini geç yapmanın ve gereklerini yerine getirmeyerek dünyaya entegre olamamanın bedelini her sahada ödemektedir.

Sınırları ticarete ve bilgiye açık toplumlar ise daha yüksek yaşam standartlarından sürekli haberdar olurlar, elde etmek için çaba sarf ederler ve kendilerine sunulan düşük düzeyli yerel çözümlere rıza göstermezler. Dünyanın gittiği yönü görürler, hamasi ulusal spekülasyonlara iltifat etmezler. Açık toplumlarda öğrenme düzeyi globaldir, değişim sürekli ve istikrarlıdır. Böyle toplumlarda, bir kurumu beş yıldan fazla yönetme fırsatını bulabilen, kanunları değiştirerek seçilen liderler yoktur. Halk hem sistemin sahibi, hem de gelişimin sigortası olarak gücünü her yerde hissettirir. Kamuoyu baskısı, eksik rekabet koşulları yaratmak isteyen hiçbir siyasal ve ekonomik yapılanmaya izin vermez. Haksız bir vergiye, çarpık bir şehirleşmeye, kanunsuz bir uygulamaya, kendini sistemin üzerinde görmeye çalışan liderlere, yolsuzluklara geçit vermez. Açık toplumlarda halk gücünün farkındadır.

Kapalı toplumlarda ise halk gücünün farkında değildir. Uzun süre kontrol altında tutulan gücünü unutur. Bazı olaylar er ya da geç halka gücünü fark ettirir. Ülkemizde yaşanan deprem buna örnektir. Bu aşamadan sonra, çağın ve halkının gerisinde olan hiçbir yönetim unsuru, bilinen davranışlarıyla yerinde kalamaz. Yaşadığı depremle dünyanın neresinde olduğunu yakından gören, acısını hisseden halkımızın, kendisini de bu sonuçlara ortak ederek yaşatan zihniyeti ve mimarlarını değiştireceği kesindir. Önce alışılmış davranışlarını ve kararlarını değiştirir, sonra kendilerini.