2002 Nasıl Olacak?

Aralık ay’ının son haftalarına isabet eden yazılarımda, bir sonraki yılın tahminini yapmayı alışkanlık haline getirdim. 1997 yılı sonundan itibaren her yıl için yaptığım öngörülerin varsayımlarıyla birlikte gerçekleştiğini görmek, ne yazık ki beni mutlu etmedi. Çünkü, Türkiye’ de çoğu kez haklı çıkmak arzulanan durum değildir.

Hükümete göre mutluluğumuz 2002 yılı baharına kaldı. Gerçi, 11 Eylül 2001 saldırısı kimsenin beklemediği ve tahminleri temelinden değiştiren bir gelişmeydi. Kısa bir dönem tüm dünyayı olumsuz etkiledi. Ancak, giderek bu gelişmenin kimler için fırsat olabileceği de ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye, söz konusu saldırı sonrası yeni oluşumda, hem siyasi, hem de ekonomik pastadaki payını arttıracağı imajını yarattı. Batı dünyası, yıllardır aralarına girmeye çalışan ya da çalışır gibi görünen Türkiye’ nin bu çabalarının gerçekleşeceği ümidini 11 Eylül sonrası davranışlarıyla kuvvetlendirdiler. Her türlü olumsuz performansına karşın, hem ekonomik desteği, hem de temel reformların yapılması için gereken baskıyı arttırdılar. Türkiye’ nin görece gelişmemiş standartlarını değiştirmek için, görülmedik bir istekle yeniden kolları sıvadılar.

AGSP için sağlanan uzlaşma, Kıbrıs’ta iki toplum liderinin güdümlü de olsa çözüme aday olmaları, AB’nin geleceğini belirleyecek platforma Türkiye’nin de üye olması, çatlak seslere karşın hükümetin çaresiz uyumu, sivil toplum örgütleriyle yarı bilinçli uzlaşmalar, piyasalarda cevap buldu ve ekonomi yeniden canlanmaya başladı.

2002 Yılı hem kamu, hem de özel sektörde yapısal reformların yapılmasının ve konjonktürün ıskalanmadan algılanmasının, geçmiş yıllara göre çok daha önem kazanacağı bir yıl olacaktır. 2002 Yılında hiçbir kesimin doğruları çarpıtma ya da yanlış anlama lüksü yoktur. Devlet ve güdümlü özel sektörünün ne siyasi, ne de ekonomik platformda kendi sanal dünyasını tekrar kurgulama fırsatı olmayacaktır.

Üreten kesim, çalışanıyla, müteşebbisiyle üretimden söz ederken İSO Başkanı Hüsamettin Kavi gibi “rekabet gücü olan üretim” demek zorunda kalacaktır. Türkiye’de üretimin adı rekabet gücü olan üretim olarak değişecektir. Mali kesim, reel kesim birlikte borcun kaynak olmadığını, döviz kuruyla ve faizle piyasalarda buluşmayı öğrenecektir. Sabit kur lobisinden ümidini kesecek, işletme yönetiminin ciddi bir zanaat olduğunu anlayacaktır. Geç de olsa, Sn. Nahum gibi Gümrük Birliği ile kavga etmek yerine, koşullarını yerine getirerek yararlanmaya ve ihracatını bu yolla sürekli arttırmaya çalışacaktır.

Türkiye, gizli işsizleriyle hem kurumlarını verimsizleştiren, hem de bu yolla işsizlik sigortasını en yüksek bedelle ödeyen ülkedir. Türkiye, 2002 yılında gerçek işsizlikle ve refah açığını kapatacak sigorta mekanizmalarıyla tanışmak zorunda kalacaktır.

Yine Türkiye, iflas edecek banka ve kurumları sözde kurtararak hem rakiplerini, hem piyasalarını dolaylı olarak da günahsız vatandaşlarını cezalandıran ve bu yolla yolsuzluklara davetiye çıkaran bir ülkedir. Türkiye, 2002 yılında piyasaları iflas etme özgürlüğüne kavuşturarak, iyilerin kötüleri ayıklamasına izin vermeyi öğrenmek ve uygulamak zorunda kalacaktır.

Kısaca, devlet ben önümü göremiyorum diyenlere sabit kur, ben batarsam ülke batar diyenlere destek sağlayarak geldiği kriz ortamlarından, kaynakları kullanan, dağıtan ve manüple eden yapısını terk ederek uzaklaşacaktır. Devlet, kaynakları kullanmayı bilenlerin öne çıktığı, korunduğu, kullanamayanların elendiği, verimli ve rasyonel bir ekonomik ortamın kurucusu ve denetleyicisi olacaktır.

2001 Yılında uygulanan ekonomik program, yüzer kur rejiminden taviz verilmeden, mali ve reel sektörün ekonomik olmayan anlamsız talepleri karşılanmadan uygulanmaya devam ederse 2002 yılında, 2003 yılından itibaren sağlanabilecek istikrarlı bir ekonomik büyümeye aday olunabilir.

Piyasa demokrasisi kültürü olmayan, devlet eliyle zengin olmaya ve yaşamaya alışmış özel sektör temsilcileriyle, devletin gücünü peşkeş çekerek siyaseti finanse eden politikacıların direnci, olmadık bir nedenle yeniden ivme kazanırsa, 2002 yılının ertelenen sosyal sorunların ağırlaştığı bir yıl olması da işten değildir.

Bu anlamda, 2002 yılının bıçak sırtında bir yıl olduğunu iyi niyetli ve rasyonel düşünen her kesimin ve bireyin bilmesinde yarar vardır. 2002 Yılı bizler için kaygı içeren bir umut yılı olacaktır.