1998’e Girerken Türkiye

Dünya, ülkelerin doğrudan üyesi oldukları ve/veya dolaylı olarak etkilendikleri bütünleşmelerin yer aldığı en geniş işbirliği sistemi olarak algılanabilir. Söz konusu bütünleşmelerden her biri, kıt kaynakları lehine kullanarak, eksik rekabet yaratmak arzusuyla üyelerine ayrıcalıklar sağlamaya ve üyesi olmayan ülkeler üzerinde de etkili olmaya çalışan güç birlikleridir. NATO ve benzeri savunma paktları, AB, NAFTA, Pasifik Anlaşması ve benzeri ekonomik ve siyasal antlaşmalar, konsorsiyumlar ile bunların karşıtları ve burada sayamayacağımız sayıda diğerleri aynı inançla oluşturulmuş işbirliği sistemleri ya da bütünleşmelerdir. 

Bu yönüyle incelendiğinde dünyanın bilinen coğrafi haritası yanında, son derece dinamik ve çıkarlar doğrultusunda değişen bir güç haritasına da sahip olduğu gözlemlenebilir. Ülkeler için birinci kriter, hangi bütünleşme içerisinde yer alıp almamanın yaratacağı çıkar farkı, ikinci kriter ise yer alacağı bütünleşmeden elde edeceği maksimum faydadır. Burada dikkat edilmesi gereken, göreceli olarak yükselen bir trendi yakalayabilmektir.

Değerli Ülke  Olmak

Her işbirliği sisteminde olduğu gibi güç ilişkisi, çatışma ve liderlik olguları içerisinde yöneten ve yönetilenler dünyamız için de geçerlidir. Önemli olan, hangi değerlere sahip olarak ve/veya bağımlılık duyarak yönetmeyi ve yönetilmeyi benimseyecek olmamızdır. Üyelerin sahip oldukları güç kaynakları, her işbirliği ortamı için her zaman aynı oranda fonksiyonel değildir.
Aynı güç kaynağı, değişik üyeler ve değişik eylemler için eşit sonuç sağlamayabilir. Bunun başlıca nedeni, bir güç kaynağının değerinin ve az bulunur olmasının duruma, üyeye ve üyenin alternatif ilişki kurma olasılıklarına göre değişecek olmasıdır. Günümüzde, daha çok stratejik tehdit unsurlarıyla önemli ülke olmak yerine, çağdaş yaşam standartlarına ulaşarak değerli ülke olmayı tercih edenlerin uzun dönemde başarılı oldukları açıktır.
Bu ülkenin sahip oldukları bilgi sermayeleri kendilerine diğer etkili ekonomik ve stratejik sonuçları beraberinde getirmekte ve bilgi, çağımızdaki en önemli güç kaynaklarından birincisi olarak ortaya çıkmaktadır.

Duygusal Davranılmamalı

Türkiye’nin sahip olduğu güç kaynaklarını değerlendirirken, duygusal davranmaması ve yükselen değerler dışında kendinden menkul değerler ile önemli ülke olma arayışlarında bulunmaması gerekmektedir. Günümüzün yükselen değerleri, ekonomik, sosyal ve siyasal her sahada bireyin egemenliği üzerinedir. Kısaca, “Birey egemen bir demokrasi, tüketici egemen bir ekonomi ve her iki ortamı koruyan evrensel bir hukuk sistemidir". Bu değerleri ihraç eden ülkeler gelişmiş ülkelerdir. 

Gelişmiş ülkeler ile eş zamanda sosyal, ekonomik ve siyasal değişimleri yaşamayan Türkiye’nin, etkisi giderek artan küreselleşme altında, rekabet gücü de giderek azalmaktadır. Her geçen zaman, özellikle güçlü ekonomik ve entel sermaye dışında kalan kesimin küreselleşmeden daha olumsuz etkilenmesine neden olacaktır. ’74 yıllık Cumhuriyet yaşamında ben ne yaptım?’ diye sorulduğunda, “idare lambasından bugünlere geldim” yanıtı, elde ettiği az gelişmişlik diploması ile değerini yitirmektedir.

Türkiye, bugün doğru kararlar almaktan çok, her zaman doğru kararları almaya olanak tanıyan, toplumun sağ duyusunu öne çıkaran sistem ve mekanizmaları oluşturmaya çaba göstermelidir. Hemen her sahada yeniden yapılanmaya ihtiyaç gösteren Türkiye’nin özelleştirme, vergi reformu ve uluslararası uyum yasaları adına yapacakları sadece birer adım olacaktır. İlerisi için de evrensel bilgi dışındaki güç kaynaklarına dayanan yönetimleri bertaraf edecek sistemleri oluşturması gerekmektedir. Türkiye’nin gelişmesi ve her dönemin doğrularına ulaşması buna bağlı olacaktır.